Showing posts with label hobi. Show all posts
Showing posts with label hobi. Show all posts

Tuesday, November 6, 2007

ortaya karışık benim şu halim

haber bültenine döndüm, ana başlıklarım da şöyle:

iş güç: accenture ile yaptığımız işte, işi onlardan devraldık, deyim yerindeyse yola katırlara devam edeceğiz. iş sırasında beklediğim her türlü olası gecikme nedeni bir bir gerçeğe dönüştü. mesela, değişkenlerdeki dil uyumsuzluğu önemli bir faktör imiş. dokümantasyonda önemli bir problem yoktu, yalnız offshore ekibinin bunları izlemekte ve uygun kodu yazmakta başarılı olduğunu söyleyemeyeceğim. mantık yürütmede ya da yazılı olması gerekmeyen, altmetinde bulunduğu halde "buradayım ulan ben!" diye bağıran detayları görmede çok ama çok zayıftılar. en kötüsü, birçok şeyi kendilerine yaptırmak gereksiz derecede zordu. öncelikle hiçbirşeyi ilk söyleyişte yapmıyorlar, yapıyorlarsa da ilk seferde doğru yapmıyorlar. testlerde bir adımı tekrar etmelerini istediğimizde (mainframe loglarına düşsün diye) "yahu şurada response xml'i var oradan bak işte" falan diyorlar ki gidiş dönüş bir manila bileti alıp alayına dalmak istiyor bünye, yalnız uçağa budaklı meşe odunu almazlarsa boşa gider seyahat. e tabi aldı beni bi' düşünce. onlarla çalıştığımız sürede mana veremediğim bir sürü şey oldu, ama herhalde en önemlisi onların yazdıkları, yani birinci derecede sorumlu oldukları servislerle ilgili testleri yine onların yapması ve gerekli düzeltmeleri benim yapmak zorunda kalmamdı. bu arada bir de hediye göndermişler, ahşaptan mızraklı kalkanlı bir kabile amcası.



bana bi'şeyler anlatmak istemişler, ama anlayamadım ben. imdat da imdat, yardım da yardım.

şimdi onların bıraktığı yerden devam edeceğiz ama birçok zorun mevcut. test ortamında uygulama sunucusu aklına estikçe mola veriyor, diğer testler sırasında millet kafasına göre db indiriyor, region kapatıp açıyor. etrafına servis yazılmış bir transaction'da değişiklik yapıldığında servis işe yaramaz hale geliyor. her durumda konu kurum içi iletişim eksikliğinden kaynaklanıyor. bu konunun çözümü yukarıdan gelmeli, ama durumdan, daha doğrusu durumun vehametinden haberdarlar mı bilemiyorum. testçilere ise ayrıca sözüm var. evet, size laflar hazırladım! yahu hafızanız yok mu sizin? sorunların çözümüyle beraber bu işi de mi bize delege ettiniz? her seferinde "bunu size şu tarihte anlatmıştım" deyip o günkü maili forward'lamaktan gına geldi. "şu hatayı alıyorum, neden olabilir?" diye sormayın arık, öğrenmiş olmanız gerekirdi. üç ay önce.

29 ekim: 29 ekim tatilini fırsat bilip inanç'a gittim ve her zamanki gibi çok iyi geldi. iyi geldi gelmesine de, birçok soruyla ayrıldım yine. bunlara bu kısmın sonuna doğru değineceğim. okul günlerden pazartesi olmasına rağmen bomboştu; bir kısım eleman gebze'deki törenlerde, önemli bir nüfus da tüyap kitap fuarı'ndaydı. öğretmenlere de liderlik semineri düzenlemişler, hepsi oradaydı. caner'le (caner hoca mı desek?) gelmeden önce sözleşmiştik, rahatsızlığını (ki gerçekten rahatsızdı) bahane edip seminerin devamına katılmadı ve görüşme fırsatımız oldu. görüşmeden çok bir nostaljik yükleme oldu asılnda bu, çünkü caner'de mezun olduğumuz yıl çıkamayan yıllıktan kalanlar vardı. hala sağlam kaldığına açıkçası şu an bile inanamıyorum. okulun türkçe öğretmenlerinden -ve iflah olmaz bir floydian!- hüseyin uskan bulmuş yıllığı, tabi kimbilir hangi paspasın altından çıktı... baktıkça afalladım, baktıkça zenginleştim, gözlerime bir buğu çöktü. anılar, olaylar, en çok da birlikteyken değeri anlaşılmayan, şimdi dört bir yana saçılmış güzel insanlar; özlenenler, beklenenler... uzun uzun konuştuk. "ya şu olmuştu, bunu yapmıştık, şu da gelmişti, hey gidi" laflarını duymaktan caner'in kedisi sıkılmıştı herhalde ki orayı burayı cormalıyordu sürekli. burada furup kediden bahsetmek lazım. elemanın kendisi yürüyen nostalji, adı efes. mr. bower'ın (rip) kedileri f ve s'i bilenler şu anda "aaaa" diyorlar tabii :P terbiyesizin, şerefsizin önde gideni, herşeyden önce de acayip hareketli. ben ki kedi ve birçok diğer hayvanata pak yaklaşmam -sevmiyorum işte!- efes'in sağımdan solumdan dolaşmasına izin verdim. kendini sevdiriyor yani. hazır gelmişken caner'i öğrencilerine sorayım dedim, 5 popüler cevap aldım; stilini seveceklerini ama sadece hakedenin sağlam not alabileceğini söylüyordum, "eğer caner'i tanıyorsam" diye ekleyerek tabii. yanılmamışım. neyse, kısa süre içinde yapabildiğim kadar gözlem yapmaya çalıştım okul hakkında. söylemem gereken ilk şey öğrenciler ile ilgili; daha önceki yıl grupları mezunlarla konuşmak, iletişim kurmak için şimdiki sıpalar kadar istekli değillerdi sanki. bu yönde bir değişim görmek güzel. her gidişimde aklımı hafsalamı tahriş eden şey bu kez de rahatsız etti beni: tev elindeki pahalı oyuncağı ile ne yapacağına bir türlü karar veremiyor! mesela, neden IB'ye geçildiğini hala anlayabilmiş değilim. kalburüstü liseler klasmanına (ki biz bıraktığımızda oradaydık diye hatırlıyorum) girme hamlesi mi? o zaman (doğrulamadım, duyumdur) robert niye IB'den çıktı? bu tür hamlelerle sadece bir "me-too" okulu olunabileceği görülemiyor mu? onu geçtim, okulun eğitsel (öğretmenler dahil) ve teknolojik donanımı IB ya da herhangi bir "özellikli program"ı aktif olarak destekleyebilecek durumda mı? öğrencileri olası tüm kulvarlarda koşturmak ne derece mantıklı? onları "kuantum yarış atları"na dönüştürerek bunu başarabilirsiniz ve evet, bu sayede aynı anda tüm kulvarlarda koşabilirler ama schrödinger amcam der ki bunlar at falan olmaz, olsa olsa kapalı kutudaki kedi olur, kutuyu açmadan (bir kati seçim yapmadan) içindekinin canlı olup olamdığını bilemezsin. işbu halde kediyi kutudan öyle ya da böyle canlı çıkaracak bir rehberlik ofisin var mı? okulun kendine özgü özelliklerini ortaya çıkracak özel bir müfredat tev gibi mütevelli heyetinin nüfuzu muazzam olan kırk yıllık bir vakfın gücüyle talim terbiye'ye onaylatılamaz mı? ayrıca okulun -isteyen nostomani diyebilir- eski zamanlarında, şu ankinden daha da eksik imkanları içinden diğer okullarla çok rahat kapışabilen -nostomaniden sidik yarışına geçiyorum- öğrenciler çıkıyordu. bu noktada -ki ceteris paribus demek isterdim ama imkanların gün geçtikçe geliştiği muhakkak- sorulması gereken en önemli ve can acıtıcı soru şu: acaba okulun şu anki öğrenci seçim yöntemi eski sisteme göre ne durumda? bunların irdelendiği bir arama konferansı acilen düzenlenmeli.

wired: ağustos ayınan beri wired dergisine uluslararası aboneliğim var. türkiye'deki dağıtıcısı dünya süper dağıtım'ın verdiği fiyatın beşte üçüne geldiğinden iyi bir alışveriş gibi gelmişti ilk başta, yalnız sadece ilk sayı zamanında geldi. hoş, diğer sayıların gelmediğini bildirdiğimde biraz mırın kırın etseler de süreyi uzatarak telafi ettiler ama ekim sayısı hala gelmemekle beraber eylül sayısı da ekim sonunda geldi. ekim ayının sonunda! ayıp diye birşey var yani. ayrıca adres değişiklikleri bile 6-8 hafta arasında işleme alınıyormuş. çüş! insanın wired gibi herşeyin en yenisinden, en güncelinden haber veren bir derginin abonelik servisinin bu kadar hantal olmasını kabul etmesi mümkün değil. bu ayki sayı da geç teslim tarihine kadar gelmezse abonelikten çıkıyorum. iğrençsin wired, çok leşsin conde nast.

robot: işten güçten ıvırdan zıvırdan hobiye projeye pek zaman kalmıyor ne yazık ki. yine de yapmayı planladığım robot için ufaktan aprça topluyorum. türkiye'de birçok şey gibi gereksiz pahalı satıldığından amerika'dan (eBay üzerinden) iki tane gps alıcısı aldım. robotun konumlanmasında ve -yapabilirsem- belli waypoint'leri izlemesinde yardımcı olacak bunlar. cihazları dış ortamda denedim, hassasiyetlerinden memnun kaldım. hatta etkilendim bile denebilir. iç mekanda ise ne evin içinde, ne de kule'de asma katın oradan sinyal alabildim; alabilseydim tam süper olacaktı. şimdi iş gps verisinin robot yazılımınca okunabilmesinde kullanılacak bir api bulmakta. geoframeworks diye bir yerin gps.net adlı bir ürünü var ama 300 dolar da vermek istemiyorum bu iş için, o yüzden open source bir alternatif arıyorum. sonraki adımlar ise yüksek torklu dc motorları bulmak ve bunları bilgisayar ile arayüzlemek. gps'den başka sensörler de gerekecektir; en basitinden bir webcam konulup ajanlığa başlanabilir mesela. sonrasında ısı, nem, etrafındaki cisimlere çarpmadan ilerlemesi için erim sensörleri de eklenebilir. tamamına eremeyen işlerim arasına kesinlikle girmeyecek bu iş; dikkat edeceğim en önemli şey bu olacak.

loto: kumarbaz madrabaz (ve bilgisayar sahibi) türk insanlarının kullanımı için bir loto kuponu yazım programı yazmaya giriştim. sayısal loto kuponunun ölçümleriyle başladım işe ve ilginç birşey ile karşılaştım.; SI birimlerinin kullanıldığı türkiye'de oynatılan bir oyunun kuponunun ve üzerinde işaretlenecek alanların boyutları hep inç cinsinden. ithal ürün kendi ölçü birimlerini de yanında taşıyor anlaşılan. tabi olması gereken, mili piyango'nun aynı normal piyango biletleri için yaptığı gibi bilyoner üzerinden rakam satıyor olması ama loto konusunda yaptıkları anlaşmalar milli piyango'nun alternatif satış kanalları kullanmasını engelliyor olabilir.

böyleyken böyle. özetle ben iyiyim, siz nasılsınız?

Friday, August 31, 2007

boşları alalım

asansörlerden nefret ediyorum. hadi biraz yumuşatalım, hazzetmiyorum. diyeceksiniz ki neden? çünkü zaman ve mekan bakımından fena halde verimsizler. sabah, öğle, akşam hiç farketmiyor; herhangi bir kata gitmek için genellikle 1 dakikadan fazla beklemek zorunda kalıyorum, kalıyoruz. kule'deki asansörlerin işletmesinde kullanılan sistem nasıl bir algoritma kullanıyor bilmem, gelişkin birşey olması gerektiği de muhakkak, ama ben beklerken koridorda tap dancing harikaları yaratacaksam neye yarar? bu işe biraz kafa yormak lazım. yoralım:

  • eğer asansör sayımız birden fazlaysa bunları sektörlere ayırabiliriz. her kabin öncelikle belli kat aralıklarına hizmet verir, ama kendi sektörünün dışına çıkabilir. boşta kaldığı zaman da kendi sektörünün dışındaysa sektörü içindeki en yakın kata hareket eder.
  • kabin içi butonlarına basma istatistiği tutabilen bir sistem kurulmalı. atıyorum, 9. kattan en çok 12. kata mı çıkılıyor? o zaman buraya 9. ve 12. kata en yakın asansörü gönderebiliriz. bu istatistikler sektör sınırlarının belirlenmesinde de yardımcı olacaktır.
  • katlarda asansör çağırma talepleri zamana göre sıralanmalı, önce çağırana asansör daha erken gitmeli. tabi yol üstünde daha sonra çağıran varsa onları es geçmek de olmaz. yine de hiç yoktan kaynak kıtlığı yaratmamak lazım.
  • katlarda bekleyen kişi sayısı, daha doğrusu bekleyenlerin kilo cinsinden toplam ağırlığı da önemli. toplam büyükse (ve eğer grup fazla beklememişse) daha boş bir kabin gelene kadar grup bekletilebilir. daha da abartalım ve ağırlık değişimini izleyelim. böylece bizim grup olarak addettiğimiz "kütle"nin aslında daha ufak gruplardan oluşup oluşmadığını anlayabiliriz. çağırma taleplerini de bu grafikle beraber inceleyip ortaya karışık birşeyler yapılabilir. ufaktan bir sırt çantası problemi uygulamasına dönebilecek bir durum.
  • kabinin bir yöne giderkenki hızı da denklemimize dahil etmemiz gereken bir değişken. eğer kabin benim bulunduğum yöne gelirken ama benim için duramayacak durumdayken asansörü çağırırsam talebim hemen değerlendirilmeyecek, kuyruğa atılacaktır.
yordum. bunları harmanlayıp bi'şeyler çıkartmak fena olmazdı.

sonracığıma, bitirme projemi .net framework'teki yeniliklere uydurmak (öncekini framework 1.1 için yazmıştım, generics falan hak getire) ve harala gürele yazılmış kodu temizlemek için tekrar yazıyorum. ek$i'den entry çekmek için kullandığım IE tabanlı web scraper'ımın kullandığı ekşiAPI'dan başladım. CodeProject'te şu elemanın kullandığı yöntem gayet hoşuma gitti, o yüzden IE otomasyonun atıp buna benzer bir yapıya geçeceğim. ayrıca, sadece ek$i odaklı bir ürün olmayacak. mesela bir class ve okunacak html sayfasındaki bilgilerin verilen class'ın hangi alanlarına dolacağını belirten bir xml dosyasını kullanarak veriyi daha programlanabilir bir şekilde sunacak. değindiğim şeyler yeni değil, hepi topu az buçuk xml serialization. görselleştirme aracım ek$iVista da güncellemeden payını alacak. ilk sürümünde directed graph çizebilmek için netron kullanmıştım. kendisi artık bir ticari ürün ve bu dönüşümü geçirmeden önceki halinden de pek memnun değildim. iyi bir paket ararken microsoft research'tan c#ung'u buldum. "chung" diye okunuyormuş kendisi. paketin içinden birkaç dll, dokümantasyon ve excel add-in'i geliyor. bu add-in çok hoşuma gitti; iki sütuna directed graph'ın edge'lerinin başlangıç ve bitiş vertex'lerini sırayla yazıyorsun ve araç çubuğundan c#ung'u çağırıyorsun, grafik hemen karşında. layout algoritması olarak da dairesel, fruchterman-reingold, sugiyama ve grid algoritmaları hazır geliyor. vertex'leri extend edip biraz interaktivite ekledik mi işimi görür bu c#ung, her ne kadar java dünyasındaki karşılığı (ve öncülü) jung kadar gelişkin olmasa da.

önceki gibi ek$iVista da splash screen görüntülenirken ön yükleyici çalışacak ve veritabanındaki kaynak başlıkları (başka başlıklara link içeren başlıklar) bir veri yapısına alınacak. c#ung'a vereceğim kaynak-hedef çiftlerini veritabanından almak için de bir sql fonksiyonu yazdım; hangi başlıktan kaç tık mesafeye kadar gidileceği girdi olarak alınıp kaynak-hedef çiftleri döndürüyor. önceki versiyonumuzda yoktu bu ve bu yüzden grafik çizimi sırasında sorgular dallanıp budaklandığı için makina fena kastırıyordu.

bu işin tek geliştiricisi olsam da arada kodu fena halde boklayabildiğim için bir versiyon kontrol sistemine geçmek gerekti. ben subversion'da karar kıldım, du bakali nolcek...

benden ilgi bekleyen işlerin bir listesini yapayım dedim, listenin altında kaldım. ahanda:
  • ek$iVista revisited (yukarıdaki kalabalık)
  • byblos kütüphane/exlibris mevzuları
  • muha! kişisel muhasebe dalgametresi
  • plone cms incelemeleri
  • -- confidential --
  • altivi analiz/listener/falan
  • quant test/anket cihazı
  • nonlinear forum
  • versaTile erp/simulasyon/jack-of-all-trades
  • inanclisesi.net facelift (plone incelemesi ile bağlantılı)
  • r/c autonomous cihazlar araştırma, diy işleri
  • mezunlar derneği çalışmaları
  • girişimciler kulübü
çok çalışmam lazım...

buradan sonrası da yukarıdaki listeyle alakalı. hım hım hım hım, eveeet:
  • ek$i olayına yukarıda detaylıca değindik, tekrara lüzum yok.
  • byblos'ta veri yapısını kurmakla uğraşıyorum.
  • muha! için biraz muhasebe öğrenmem gerekiyor. fon/faiz gelirlerini, kredileri, kredi kartlarını, senetleri falan nasıl muhasebeye yansıtacağım hakkında hiçbir fikrim yok.
  • plone gayet temiz bir cms. incelemye fırsatım pek olmasa da birçok da eklentisi var. genişletilebilir her şey iyidir.
  • altivi analiz için halen saçmasapan bir dikdörtgenler prizmasını nasıl çizeceğimi bulmaya çalışıyorum. saçmasapan, çünkü daha önce öngörmediğim bir durum var. bir otomobil ihalesinin inceliyoruz diyelim; tavan fiyat onbinlerce ytl, yani en kötü durumda fiyat ekseni üzerinde onbinlerce görülebilir boyutta olması gereken birim olacak. bu durum diğer iki ekseni incelenemez kılabilir, böyle olunca da grafiği bu formatta hazırlamanın bir anlamı kalmıyor. galiba asansörlerden çok buna kafa yormak lazım:P altivi listener ise ek$iAPI işini bekliyor, çünkü altivi'den veri toplama işini ek$iAPI'ı kullanarak yapıyorum.
  • quant ve versaTile konusunda herhangi bir eylem planım yok, şimdilik uykudalar.
  • nonlinear forum daha pişmedi.
  • inanclisesi.network olayını okul yönetimiyle paylaşmayı düşünüyorum. konu ile ilgili birkaç ilginç olduğunu düşündüğüm fikrim var 3d-mıridi falan, ama önümdeki dikdörtgenler prizmasını halledeyim ben önce sanki.
  • mezunlar derneği "türk eğitim vakfı inanç türkeş özel lisesi mezunları derneği" olarak değil de "gebze inanç türkeş özel lisesi mezunları derneği" olarak kuruluyor. belgeler bugün il dernekler müdürlüğü'ne iletildi, kısa sürede çalışmaya başlayabilirmişiz gibi geliyor bana yoksa şüphem mi var?
  • girişimciler kulübü işi caner lojmanına ve ortamına iyice yerleşip alışınca başlayacak umarım. aceleye de getirmiyoruz, memleketi kurtarmak uzun, zorlu bir süreç ve ülkemin kahvehanelerinde başlıyor. efkarın aşama kaydetmeye engel olan bir etken olduğu da buralarda keşfedildi, ki o yüzden kimse kahvehane safhasından ileri gidemiyor. biz bir ihtimal gidebileceğimizi düşünüyoruz.
  • r/c otonom araçlar işi ise darpa grand challenge ile ilgili bir video izleyince takıldı kafama. tabi bir hummer alıp milyon dolar harcamayacağım, ama buna göre daha mikro düzeyde kalan şeyler yapabilirim. ne bileyim, orta büyüklükte uzaktan kumandalı araçlara microcontroller yerleştirip delicesine hack etmek istiyor make etkisindeki bünye. of ya, of! patates bazukası daha kolaydı sanki...

dün sezai bey'i ziyaret ettik. azdık, ama olsun. nur içinde yat...