Showing posts with label inanç lisesi. Show all posts
Showing posts with label inanç lisesi. Show all posts

Monday, January 11, 2010

enkaz devralmak: inanç lisesi mezunlar derneği

şu sıralar, hatta aslında aralık sonu gibi derneğin genel kurulunu toplamış olmamız gerekiyordu.  konuyla ilgili herhangi bir gelişme olmayınca aksiyoner dernek başkanımız osman'a (ucael) son durumu sordum.  duyduklarım pek de hoşuma gitmedi.

öncelikle bilenler biliyor, derneğin defterleri bir yılı aşkın bir süredir -en azından 2009 genel kurulu öncesinden beri- kayıp.  defterlerin teslim edildiği kişi defterleri o zamanki başkana (can '00) gönderdiğini söylüyor, başkan ise kendisine herhangi bir defterin ulaşmadığını.  ben halen defterlerin ya inanç'ta ya da can'ın evinde/eski/yeni işyerinde bir yerlerde tozlanmakta olduğunu düşünüyorum.  yine de benim ne düşündüğümün pek bir önemi yok; kesin olan tek şey defterlerin an itibariyle ortada olmadığı.  yenilerinin düzenlenmesi problem değil ama neresinden bakarsanız bakın hiç yoktan ortaya çıkan bir maliyet.  artık bir şekilde derneğin kısıtlı kaynaklarından karşılanacaktır. ne var ki ortaya çıkan maliyet bununla bitmiyor.  mahkemeden zayi belgesi alınması gerekiyor.  bu belge için de, kaybolma durumu öğrenildikten sonra 15 günü geçirmeden başvurulması lazım, ki osman bu başvuruyu yapmış durumda.  bir de maddi ceza söz konusu.  defter başına 500 küsur türk lirası.  6 defter üzerinden varın siz hesaplayın; benim bildiğim kadarıyla derneğin elinde bu kadar para yok.  bir de mahkeme (işlemlerin yapılabilmesi için sulh hukuk mahkemesine başvurmak gerekiyor; ya, ya) sürecini takip edebilecek (arada bir izmit'e gidip gelebilecek) birilerince işin yürütülmesi gerekiyor.  daha da bombası, ilk genel kurulca yönetime seçilen yönetim kurulunun genel kurul sonuç bildirimini ilgili makamlara iletmemiş olması.  konuyla ilgili yasa maddesi şu:
5253 numaralı dernekler kanunu - madde 23:

Dernekler, genel kurulu izleyen otuz gün içinde, yönetim kurulu ve denetim kurulu ile derneğin diğer organlarına seçilen asıl ve yedek üyeleri mülkî idare amirliğine bildirmekle yükümlüdür. Dernek organlarında ve yerleşim yerinde meydana gelen değişiklikler de aynı usule tâbidir. Genel kurul sonuç bildiriminin şekli, içeriği ve gerekli belgeler yönetmelikte düzenlenir.

sanki 2008 ocak ayında yapılan genel kurul hiç yapılmamış gibi bir durum ortaya çıkıyor böylece; resmi kayıtlara göre mezunlar derneğini halen geçici yönetim kurulu yönetiyor!  yeni kurulun seçilip göreve başladığını kanıtlayacak tek belge olan karar defteri de kayıp.  bu durumda derneğe tahakkuk edecek cezanın sorumluluğu esasen hiçbir sorumluluğu olmayan, sadece kuruluş aşamasında işler yürüyebilsin diye imza vermiş kişilerin üzerine kalacak.  tüm bunlara ek olarak, defterlerin kayıp olmasından dolayı ne herhangi bir konuda karar alınabiliyor, ne yeni üye kaydı yapılabiliyor, ne de aidat toplanabiliyor.  birilerinin sorumsuzluğunun cezasını dernek çekiyor.

derneğe/derneğin yönetim kuruluna yansıtılacak herhangi bir maddi cezanın maliyetinin dernekçe/geçici yönetim kurulunca değil karşılanması, karşılanacak olma ihtimali bile kesinlikle hakkaniyete aykırıdır.  iş, derneğin ilk yönetim ve denetim kuruluna düşmektedir.  iktidara iki saniye önce gelen eski muhalefet lideri gibi enkaz edebiyatı yaptırdınız ya bana, helal olsun size :)

konuyla ilgili daha detaylı ve net bilgileri osman'dan alabileceğimizi umuyorum.  yanıldığım, yanlış aktardığım bir nokta varsa yine kendisi düzeltecektir.

Wednesday, October 22, 2008

inanç pazar fiyaskosu

kaçtır dernek organizasyonu olmuyor diiye söylenir dururum. hoş, bu da dernek organizasyonu sayılmaz ama pek muhterem yönetim kurulu üyemiz ertan'ın öncülüğünde "ekibi yeniden toplayalım" gazıyla bir etkinliğe giriştik; "inanç pazar kahvaltıları". "giriştik" dedim ama benim katılmak dışında bir payım yok. konumuz bu değil, geçelim. duyurusunu facebook'ta gördüm, ning'de ise (şu süper-düper alternatif network'ümsü şey) yoktu. ilki de iki önceki pazar günü "düzenlenmiş" (şu an tırnak işaretlerini elimle yapıyorum) ama daha bi' tanıtım amacıyla hazırlanmış bir event'miş gibi geldi bana. neyse, ertan bu haftasonu ikincisini düzenlemiş bu devam edesice kahvaltı serisinin. kaçar mıydı? bence kaçmazdı. hemen durum "attending"e çekildi, rsvp (répondez s'il vous plaît imiş, bomba!) döşendi, diğer gelecekleri beklemeye koyulundu. facebook'un yalancısıyım, son dakikaya kadar yaklaşık 10-15 kişinin geleceği kesindi. hem de ne rsvp'lerle... "özledim"ler, "yavrucaklarım kuzukulaklarım tutmayın beni"ler, "ooooo ortama aynen akıyorum hacı"lar... tebeşir devrinden ("okul yılları" yerine de kullanılabilir, ben yaptım oldu) beri görmediğimiz insanlar görülüp hasret giderilecek, uzayan aralar mütemadiyen, olmadı zorla kısaltılacaktı. resim güzeldi yani.

sonrası için bir bilmecem var çocuklar:

çarşıdan aldım yirmi tane, eve geldim beş tane...
...olur mu böyle şey be!

olur. inançlı için zor yoktur; zor yapılır, imkansız zaman alır sonuçta. o gelmek için can atanlar listesinden gele gele beş kişi geldi. pelin ('02), gülçin ('03?), serhan ('01), ertan ('01) ve ben. rahatsızlığı olup da gelemeyenlerin mazeretleri başımız gözümüz üstüne de, birkaç tane de defolu model var; son nanosaniyede acil işi çıkanlar, saati şaşırıp bir de üstüne yolu şaşıranlar, missing in action takılanlar, vs. de vs....

bahsi daha fazla uzatmayacağım; inanç tayfasını istanbul bozmuş :)

Monday, June 30, 2008

talim terbiye

şu sıralar kafa yorulan şeyler:

  • lise öğrencileri için bir yazılım geliştirme programı (müfredatı). bir iş çıkışı aktivitesi planlıyorum inanç için ilerleyen tarihlerde ve big-O notation falanla başlarsam tırsarlar diye korkuyorum :)
  • egiboy planlama teşkilatı "proce"leri. artık planlı bir şekilde girişmek lazım kendilerine.
  • mezunlar derneği: 6 ay oldu kurulalı ve hiçbir hareket yok. bir tek organizasyon düzenlenmedi, ilk genel kurulda bahsedilen işlerin çoğuna el bile sürülmedi. yanlış birşeyler var.
dahası da var, ama yazının uzunluğu şu an ağır basan uykunun ağırlığıyla ters orantılı. egiboy'in 5 adet cevizi var ve hiçbirini de size vermeyecek.

Tuesday, January 15, 2008

nedir?

iş güç derken 3 arabik videoyla geçiştirmişiz blogu. bu sırada mebzul miktarda olay oldu oysa. bankada ilk kısmında dış kaynak kullandığımız (adını verelim, accenture manila) bir projemiz vardı arada egiBlog'da bahsettiğim, daha doğrusu devamlı mızıldandığım. her ne kadar dokümantasyon kısmında bana epey birşey kattı ise de hem süre aşımı hem de dış kaynağın ürettiği kodun kalitesi canımı yeterince sıkmıştı. işte o projenin ürün testi aşaması aralık başında tamamlandı, ben de ygm (yazılım geliştirme müdürlüğü - hell yeah!) içi mahrumiyet bölgesi olan asma kattan eski yerime çıktım, tabi o da ocak'ın 4'ünde 10. kata grupça taşınana dek. kullanıcı kabul testine de haftaya başlanıyor olması lazım; projeyle aramı uzattığım için ancak tahmin edebiliyorum.

şu sıralar da beni sinirden köpür köpür köpürten bir işle uğraşıyorum. bildirim yapmakla yükümlü olduğumuz bir kamu kuruluşunun talep ettiği kimi bilgileri yine onların istediği formatta hazırlayacak bir program. yalnız "format" olarak verdikleri şey evlere şenlik. adres konusunda mesela herşey kodlanmış; il kodu, ilçe kodu, ülke kodu falan, herşey var. süper yani. suudi arabistan'ın, ingiltere'nin, londra'nın da ilçe kodu olduğunu söylersem durum daha iyi anlaşılacaktır ki, söyledim, rahatladım. zaten çok kolay sinirleniyorum şu sıra, iyi değil.


geçen ayın başında, soruşturduğumda hiç de sık yapılmadığını öğrendiğim bir etkinliğe katıldım; departmanın yarısı iki otobüse doluşup abant'a eğitime gittik. eğitim deyince, eğitim haftasonu olunca ve katılım da zorunlu olunca iki gün boyunca sıkıntıdan sıkıntı beğeneceğimi düşünüyordum. açıkçası ilk kez herhangi bir konuda yanıldığımdan dolayı memnunum. eğitim de takım çalışması yetkinliklerini geliştirme ve departman için grupları kaynaştırma amaçlıydı zaten. kaynaşmakta üstümüze yoktur tabii :P programda ne vardı? önce her gruba kocamanından bir storyboard kağıdı verildi ve departmanı hangi yemeğe, şarkıya, filme, otomobile, ünlüye, vs. benzettiğimizi, daha sonra sunmak üzere çizmemiz istendi. şunları bulduk:

  • şarkı: "bir teselli ver"; iş yoğunluğunun yarattığı her acının tiryakisi olmuş biz mecnunların samimi dileği.

  • yemek: patlıcan oturtma; yapımı emek istediğinden ve kendi halinde acı olabilen bir şeyin fena halde lezzetli bir şeye dönüşmesi hikayesini özetlediği için.

  • film: "rambo iii"; hassas bir operasyon birimiyz ve bankanın diğer birimlerinin üzerinde iş geliştirdiği platformları hazırlıyoruz. yapılan hataların da etkisi büyük oluyor haliyle. kim attığı okla helikopter düşürebilir ki rambo'dan başka?

  • otomobil: doğan görünümlü şahin; yorum yapmaya bile gerek yok, legacy sistemler...

  • ünlü: hülya avşar; magazin basını için onunla da olmuyor, onsuz da olmuyor.

  • bitki: çam ağacı; her dem yeşil, reçinesi fıstığı falan var, öyle böyle değil.

  • hayvan: bukalemun: her duruma uyum sağlar, bir gözü içerideyken diğeri dışarıdadır :)

  • eşya: isviçre çakısı; bariz.


işin sunumu bendenize düştü ve -alçakgönüllü davranamayacağım- ortalığı kırıp geçirdim desem yeridir. sunum sahnesinden inerken acayip alkış koptu, diğer sunumların girişlerinde epey bir teşekkür aldım. hala arada kulede karşılaştığım insanlar bana yazılım geliştirme ekibinde harcandığımı söylüyorlar ;P insanların yüzünü güldürmek güzel şey de, şimdilik sevdiğim işi yapıyor olmak daha güzel. değerlendirebileceğim stand-up teklifleri gelene kadar yani, şimdilik (zuhaha).

sonrasında gazete kağıdından belli kurallara uyan (ayaklar arası açıklık falan) bir köprü yaptık ama dereceye giremedik. köprünün adının "veli göçer memorial bridge" olmasının bir etkisi oldu sanırsam. akabinde bir takım egzersizi vardı. ayak basmanın yasak olduğu 3 x 3 metrelik bir alanın en uzak kısmına bırakılan ipuçlarını toplayıp ortaya çıkan mantık bulmacasını çözmek gerekiyordu. ipuçlarını gayet güzel topladık. üç kişi dizleri alanındışında kalacak şekilde elleri üzerinde diz çöktü, onların sırtlarına ayakları gelecek şekilde iki kişi, aynı yöntemle de en uca bir kişiyi ipuçlarına doğru koordineli bir biçimde kaydırdık ve diğer gruplardan önce ipuçlarını elde ettik. buradan sonrası ise tam bir karmaşaydı. ipuçları elden ele gereksiz dolaştı, ekipteki "büyük abiler" kontrolü ellerine almaya çalışırken hem ortak bir noktaya varamadılar hem de kimi zaman fikrini belirten diğer ekip elemanlarına kırıcı davrandılar. bayan elemanlar ortaya üşüşen beyler yüzünden iç halkaya, dolayısıyla çözüme ortak olamadılar. ipuçlrını değerlendirirken kağıt üstünde -abartısız- beş ayrı notasyon gezindi ve muazzam bir zaman kaybı oluştu. hepsi biraraya gelince oyunun ilk yarısındaki avantajımızı kaybettik ve çözümü ik bulduğunu açıkl"ayan ekip olamadık. yine de doğru çözüme ulaştık, ki çözümün içinden çıktığı şartlar gözönünde bulundurulduğunda hiç de fena değilmişiz diyebilirim. eğitim iyiydi, otel ve yemekler vasattı. göl çevresinde dolaşacak zaman bulamamış olmak kötüydü. en güzeli ise departman içinde hem kaynaşma hem de halen devam eden bir pozitif hava yakalanması. düşünsenize, grup müdürlerimizden biri her karşılaştığımızda "başkanım nasılsın?" diyor :P


derneğin ilk olağan genel kurulunu yaptık. yönetim kurulunu 1. ('00) ve 2. ('01) mezunlar oluşturdu. başkanımız can. pr/er işleri özge'den, finans samet'ten, it de ertan'dan sorulacak. şahin'in hangi işin boş kalfası olduğunu unuttum. denetmenlerimiz de caner, selçuk ve volkan turan. çok işimiz var. bana daha çok it kısmında iş düşecek tabii. okulu da şöyle bir kolaçan ettim, her zamankinden daha bi' umutlu ayrıldım.

Tuesday, November 6, 2007

ortaya karışık benim şu halim

haber bültenine döndüm, ana başlıklarım da şöyle:

iş güç: accenture ile yaptığımız işte, işi onlardan devraldık, deyim yerindeyse yola katırlara devam edeceğiz. iş sırasında beklediğim her türlü olası gecikme nedeni bir bir gerçeğe dönüştü. mesela, değişkenlerdeki dil uyumsuzluğu önemli bir faktör imiş. dokümantasyonda önemli bir problem yoktu, yalnız offshore ekibinin bunları izlemekte ve uygun kodu yazmakta başarılı olduğunu söyleyemeyeceğim. mantık yürütmede ya da yazılı olması gerekmeyen, altmetinde bulunduğu halde "buradayım ulan ben!" diye bağıran detayları görmede çok ama çok zayıftılar. en kötüsü, birçok şeyi kendilerine yaptırmak gereksiz derecede zordu. öncelikle hiçbirşeyi ilk söyleyişte yapmıyorlar, yapıyorlarsa da ilk seferde doğru yapmıyorlar. testlerde bir adımı tekrar etmelerini istediğimizde (mainframe loglarına düşsün diye) "yahu şurada response xml'i var oradan bak işte" falan diyorlar ki gidiş dönüş bir manila bileti alıp alayına dalmak istiyor bünye, yalnız uçağa budaklı meşe odunu almazlarsa boşa gider seyahat. e tabi aldı beni bi' düşünce. onlarla çalıştığımız sürede mana veremediğim bir sürü şey oldu, ama herhalde en önemlisi onların yazdıkları, yani birinci derecede sorumlu oldukları servislerle ilgili testleri yine onların yapması ve gerekli düzeltmeleri benim yapmak zorunda kalmamdı. bu arada bir de hediye göndermişler, ahşaptan mızraklı kalkanlı bir kabile amcası.



bana bi'şeyler anlatmak istemişler, ama anlayamadım ben. imdat da imdat, yardım da yardım.

şimdi onların bıraktığı yerden devam edeceğiz ama birçok zorun mevcut. test ortamında uygulama sunucusu aklına estikçe mola veriyor, diğer testler sırasında millet kafasına göre db indiriyor, region kapatıp açıyor. etrafına servis yazılmış bir transaction'da değişiklik yapıldığında servis işe yaramaz hale geliyor. her durumda konu kurum içi iletişim eksikliğinden kaynaklanıyor. bu konunun çözümü yukarıdan gelmeli, ama durumdan, daha doğrusu durumun vehametinden haberdarlar mı bilemiyorum. testçilere ise ayrıca sözüm var. evet, size laflar hazırladım! yahu hafızanız yok mu sizin? sorunların çözümüyle beraber bu işi de mi bize delege ettiniz? her seferinde "bunu size şu tarihte anlatmıştım" deyip o günkü maili forward'lamaktan gına geldi. "şu hatayı alıyorum, neden olabilir?" diye sormayın arık, öğrenmiş olmanız gerekirdi. üç ay önce.

29 ekim: 29 ekim tatilini fırsat bilip inanç'a gittim ve her zamanki gibi çok iyi geldi. iyi geldi gelmesine de, birçok soruyla ayrıldım yine. bunlara bu kısmın sonuna doğru değineceğim. okul günlerden pazartesi olmasına rağmen bomboştu; bir kısım eleman gebze'deki törenlerde, önemli bir nüfus da tüyap kitap fuarı'ndaydı. öğretmenlere de liderlik semineri düzenlemişler, hepsi oradaydı. caner'le (caner hoca mı desek?) gelmeden önce sözleşmiştik, rahatsızlığını (ki gerçekten rahatsızdı) bahane edip seminerin devamına katılmadı ve görüşme fırsatımız oldu. görüşmeden çok bir nostaljik yükleme oldu asılnda bu, çünkü caner'de mezun olduğumuz yıl çıkamayan yıllıktan kalanlar vardı. hala sağlam kaldığına açıkçası şu an bile inanamıyorum. okulun türkçe öğretmenlerinden -ve iflah olmaz bir floydian!- hüseyin uskan bulmuş yıllığı, tabi kimbilir hangi paspasın altından çıktı... baktıkça afalladım, baktıkça zenginleştim, gözlerime bir buğu çöktü. anılar, olaylar, en çok da birlikteyken değeri anlaşılmayan, şimdi dört bir yana saçılmış güzel insanlar; özlenenler, beklenenler... uzun uzun konuştuk. "ya şu olmuştu, bunu yapmıştık, şu da gelmişti, hey gidi" laflarını duymaktan caner'in kedisi sıkılmıştı herhalde ki orayı burayı cormalıyordu sürekli. burada furup kediden bahsetmek lazım. elemanın kendisi yürüyen nostalji, adı efes. mr. bower'ın (rip) kedileri f ve s'i bilenler şu anda "aaaa" diyorlar tabii :P terbiyesizin, şerefsizin önde gideni, herşeyden önce de acayip hareketli. ben ki kedi ve birçok diğer hayvanata pak yaklaşmam -sevmiyorum işte!- efes'in sağımdan solumdan dolaşmasına izin verdim. kendini sevdiriyor yani. hazır gelmişken caner'i öğrencilerine sorayım dedim, 5 popüler cevap aldım; stilini seveceklerini ama sadece hakedenin sağlam not alabileceğini söylüyordum, "eğer caner'i tanıyorsam" diye ekleyerek tabii. yanılmamışım. neyse, kısa süre içinde yapabildiğim kadar gözlem yapmaya çalıştım okul hakkında. söylemem gereken ilk şey öğrenciler ile ilgili; daha önceki yıl grupları mezunlarla konuşmak, iletişim kurmak için şimdiki sıpalar kadar istekli değillerdi sanki. bu yönde bir değişim görmek güzel. her gidişimde aklımı hafsalamı tahriş eden şey bu kez de rahatsız etti beni: tev elindeki pahalı oyuncağı ile ne yapacağına bir türlü karar veremiyor! mesela, neden IB'ye geçildiğini hala anlayabilmiş değilim. kalburüstü liseler klasmanına (ki biz bıraktığımızda oradaydık diye hatırlıyorum) girme hamlesi mi? o zaman (doğrulamadım, duyumdur) robert niye IB'den çıktı? bu tür hamlelerle sadece bir "me-too" okulu olunabileceği görülemiyor mu? onu geçtim, okulun eğitsel (öğretmenler dahil) ve teknolojik donanımı IB ya da herhangi bir "özellikli program"ı aktif olarak destekleyebilecek durumda mı? öğrencileri olası tüm kulvarlarda koşturmak ne derece mantıklı? onları "kuantum yarış atları"na dönüştürerek bunu başarabilirsiniz ve evet, bu sayede aynı anda tüm kulvarlarda koşabilirler ama schrödinger amcam der ki bunlar at falan olmaz, olsa olsa kapalı kutudaki kedi olur, kutuyu açmadan (bir kati seçim yapmadan) içindekinin canlı olup olamdığını bilemezsin. işbu halde kediyi kutudan öyle ya da böyle canlı çıkaracak bir rehberlik ofisin var mı? okulun kendine özgü özelliklerini ortaya çıkracak özel bir müfredat tev gibi mütevelli heyetinin nüfuzu muazzam olan kırk yıllık bir vakfın gücüyle talim terbiye'ye onaylatılamaz mı? ayrıca okulun -isteyen nostomani diyebilir- eski zamanlarında, şu ankinden daha da eksik imkanları içinden diğer okullarla çok rahat kapışabilen -nostomaniden sidik yarışına geçiyorum- öğrenciler çıkıyordu. bu noktada -ki ceteris paribus demek isterdim ama imkanların gün geçtikçe geliştiği muhakkak- sorulması gereken en önemli ve can acıtıcı soru şu: acaba okulun şu anki öğrenci seçim yöntemi eski sisteme göre ne durumda? bunların irdelendiği bir arama konferansı acilen düzenlenmeli.

wired: ağustos ayınan beri wired dergisine uluslararası aboneliğim var. türkiye'deki dağıtıcısı dünya süper dağıtım'ın verdiği fiyatın beşte üçüne geldiğinden iyi bir alışveriş gibi gelmişti ilk başta, yalnız sadece ilk sayı zamanında geldi. hoş, diğer sayıların gelmediğini bildirdiğimde biraz mırın kırın etseler de süreyi uzatarak telafi ettiler ama ekim sayısı hala gelmemekle beraber eylül sayısı da ekim sonunda geldi. ekim ayının sonunda! ayıp diye birşey var yani. ayrıca adres değişiklikleri bile 6-8 hafta arasında işleme alınıyormuş. çüş! insanın wired gibi herşeyin en yenisinden, en güncelinden haber veren bir derginin abonelik servisinin bu kadar hantal olmasını kabul etmesi mümkün değil. bu ayki sayı da geç teslim tarihine kadar gelmezse abonelikten çıkıyorum. iğrençsin wired, çok leşsin conde nast.

robot: işten güçten ıvırdan zıvırdan hobiye projeye pek zaman kalmıyor ne yazık ki. yine de yapmayı planladığım robot için ufaktan aprça topluyorum. türkiye'de birçok şey gibi gereksiz pahalı satıldığından amerika'dan (eBay üzerinden) iki tane gps alıcısı aldım. robotun konumlanmasında ve -yapabilirsem- belli waypoint'leri izlemesinde yardımcı olacak bunlar. cihazları dış ortamda denedim, hassasiyetlerinden memnun kaldım. hatta etkilendim bile denebilir. iç mekanda ise ne evin içinde, ne de kule'de asma katın oradan sinyal alabildim; alabilseydim tam süper olacaktı. şimdi iş gps verisinin robot yazılımınca okunabilmesinde kullanılacak bir api bulmakta. geoframeworks diye bir yerin gps.net adlı bir ürünü var ama 300 dolar da vermek istemiyorum bu iş için, o yüzden open source bir alternatif arıyorum. sonraki adımlar ise yüksek torklu dc motorları bulmak ve bunları bilgisayar ile arayüzlemek. gps'den başka sensörler de gerekecektir; en basitinden bir webcam konulup ajanlığa başlanabilir mesela. sonrasında ısı, nem, etrafındaki cisimlere çarpmadan ilerlemesi için erim sensörleri de eklenebilir. tamamına eremeyen işlerim arasına kesinlikle girmeyecek bu iş; dikkat edeceğim en önemli şey bu olacak.

loto: kumarbaz madrabaz (ve bilgisayar sahibi) türk insanlarının kullanımı için bir loto kuponu yazım programı yazmaya giriştim. sayısal loto kuponunun ölçümleriyle başladım işe ve ilginç birşey ile karşılaştım.; SI birimlerinin kullanıldığı türkiye'de oynatılan bir oyunun kuponunun ve üzerinde işaretlenecek alanların boyutları hep inç cinsinden. ithal ürün kendi ölçü birimlerini de yanında taşıyor anlaşılan. tabi olması gereken, mili piyango'nun aynı normal piyango biletleri için yaptığı gibi bilyoner üzerinden rakam satıyor olması ama loto konusunda yaptıkları anlaşmalar milli piyango'nun alternatif satış kanalları kullanmasını engelliyor olabilir.

böyleyken böyle. özetle ben iyiyim, siz nasılsınız?

Thursday, September 20, 2007

evlerinin önü boyalı direk

öncelikle:

orijinalinin kerkük türküsü olduğunu söylesem? değişik ve ilginç, ama en önemlisi yaparken eğlenmişler.

işte şapşal manila'lılar (offshore accenture ekibi) canımı sıkıyor. gönderdiğimiz tasarım dokümanlarını, test setlerini neredeyse hiç okumuyorlar, okumadıkları kısım hakkında yaratıcılıklarını konuşturup rastgele verilerle ekran testi yapıyorlar, işlemleri gerçekleştiremeyince de "aha patladı" diyorlar. patladı dedikleri ekranların arkasındaki servisleri de onlar yazdılar, aynı yöntemle tabii. aralarında ilk denemede çalışan bir tane bile yok, düzeltmeleri de bana bakıyor. dadılık zor şey anlayacağınız; yemek yemesini öğrenseler de bezlerini doldurdukları gibi iş yine başa düşüyor.

1'inden beri aslında epey şey yaptım, mesela 3'ünde inanç'ın açılışına gittim. hava boz bulanık olduğundan sadece 1 özel karem var:

muallimköy'e muallim oldu adam yau!

okuldan devam edersek, alelade bir yılan hikayesinden zebellah gibi bir anakonda hikayesine dönüşmek üzereyken nihayet kurduk mezunlar derneğini. adı hafiften çakma oldu (gebze inanç türkeş özel lisesi mezunları derneği), ama yol üzerinde değiştiririz. salaklar derneği'ne kadar yolu var... bir de öss başarısı konusunda okul yönetiminin endişeleri varmış. olur tabii; pintilik yapıp usulüne kitabına göre değil de öğretmenlere öğrencileri seçtirirsen, ib'ye damdan düşer gibi başlarsan, öğretmenlerin (kıdemliler dahil) yeterliğini sorgulamazsan, ilköğretimden öğrenci alamayıp ilköğretim çıkışlılara da sağlam bir hazırlık eğitimi veremezsen, ilk yıllardaki disiplini ve güven duygusunu birtakım icraatlerle ya da eylemsizlikle hurdahaş edersen ve tüm bunlar olurken 40 yıldır eğitime sadece ama sadece bir fon olarak katkıda bulunup aslında bu işten pek de çakmadığını unutursan ufaktan şikayetler başlar. dernek işte bu gibi durumlarda olabilecek en usturuplu biçimde müdahil olmalı.

son olarak, boğaziçi'nde master'a başlıyorum haftaya. ikinci öğretim. işletme bilişim sistemleri. yazılım mühendisliğini de kazanmıştım, ama işin uygulamaya ve işe dönük kısmı en azından şu an için daha çekici geldi. akşamları iş çıkışı nasıl götüreceğim bakalım, deneyeceğiz ve göreceğiz.

Friday, August 31, 2007

boşları alalım

asansörlerden nefret ediyorum. hadi biraz yumuşatalım, hazzetmiyorum. diyeceksiniz ki neden? çünkü zaman ve mekan bakımından fena halde verimsizler. sabah, öğle, akşam hiç farketmiyor; herhangi bir kata gitmek için genellikle 1 dakikadan fazla beklemek zorunda kalıyorum, kalıyoruz. kule'deki asansörlerin işletmesinde kullanılan sistem nasıl bir algoritma kullanıyor bilmem, gelişkin birşey olması gerektiği de muhakkak, ama ben beklerken koridorda tap dancing harikaları yaratacaksam neye yarar? bu işe biraz kafa yormak lazım. yoralım:

  • eğer asansör sayımız birden fazlaysa bunları sektörlere ayırabiliriz. her kabin öncelikle belli kat aralıklarına hizmet verir, ama kendi sektörünün dışına çıkabilir. boşta kaldığı zaman da kendi sektörünün dışındaysa sektörü içindeki en yakın kata hareket eder.
  • kabin içi butonlarına basma istatistiği tutabilen bir sistem kurulmalı. atıyorum, 9. kattan en çok 12. kata mı çıkılıyor? o zaman buraya 9. ve 12. kata en yakın asansörü gönderebiliriz. bu istatistikler sektör sınırlarının belirlenmesinde de yardımcı olacaktır.
  • katlarda asansör çağırma talepleri zamana göre sıralanmalı, önce çağırana asansör daha erken gitmeli. tabi yol üstünde daha sonra çağıran varsa onları es geçmek de olmaz. yine de hiç yoktan kaynak kıtlığı yaratmamak lazım.
  • katlarda bekleyen kişi sayısı, daha doğrusu bekleyenlerin kilo cinsinden toplam ağırlığı da önemli. toplam büyükse (ve eğer grup fazla beklememişse) daha boş bir kabin gelene kadar grup bekletilebilir. daha da abartalım ve ağırlık değişimini izleyelim. böylece bizim grup olarak addettiğimiz "kütle"nin aslında daha ufak gruplardan oluşup oluşmadığını anlayabiliriz. çağırma taleplerini de bu grafikle beraber inceleyip ortaya karışık birşeyler yapılabilir. ufaktan bir sırt çantası problemi uygulamasına dönebilecek bir durum.
  • kabinin bir yöne giderkenki hızı da denklemimize dahil etmemiz gereken bir değişken. eğer kabin benim bulunduğum yöne gelirken ama benim için duramayacak durumdayken asansörü çağırırsam talebim hemen değerlendirilmeyecek, kuyruğa atılacaktır.
yordum. bunları harmanlayıp bi'şeyler çıkartmak fena olmazdı.

sonracığıma, bitirme projemi .net framework'teki yeniliklere uydurmak (öncekini framework 1.1 için yazmıştım, generics falan hak getire) ve harala gürele yazılmış kodu temizlemek için tekrar yazıyorum. ek$i'den entry çekmek için kullandığım IE tabanlı web scraper'ımın kullandığı ekşiAPI'dan başladım. CodeProject'te şu elemanın kullandığı yöntem gayet hoşuma gitti, o yüzden IE otomasyonun atıp buna benzer bir yapıya geçeceğim. ayrıca, sadece ek$i odaklı bir ürün olmayacak. mesela bir class ve okunacak html sayfasındaki bilgilerin verilen class'ın hangi alanlarına dolacağını belirten bir xml dosyasını kullanarak veriyi daha programlanabilir bir şekilde sunacak. değindiğim şeyler yeni değil, hepi topu az buçuk xml serialization. görselleştirme aracım ek$iVista da güncellemeden payını alacak. ilk sürümünde directed graph çizebilmek için netron kullanmıştım. kendisi artık bir ticari ürün ve bu dönüşümü geçirmeden önceki halinden de pek memnun değildim. iyi bir paket ararken microsoft research'tan c#ung'u buldum. "chung" diye okunuyormuş kendisi. paketin içinden birkaç dll, dokümantasyon ve excel add-in'i geliyor. bu add-in çok hoşuma gitti; iki sütuna directed graph'ın edge'lerinin başlangıç ve bitiş vertex'lerini sırayla yazıyorsun ve araç çubuğundan c#ung'u çağırıyorsun, grafik hemen karşında. layout algoritması olarak da dairesel, fruchterman-reingold, sugiyama ve grid algoritmaları hazır geliyor. vertex'leri extend edip biraz interaktivite ekledik mi işimi görür bu c#ung, her ne kadar java dünyasındaki karşılığı (ve öncülü) jung kadar gelişkin olmasa da.

önceki gibi ek$iVista da splash screen görüntülenirken ön yükleyici çalışacak ve veritabanındaki kaynak başlıkları (başka başlıklara link içeren başlıklar) bir veri yapısına alınacak. c#ung'a vereceğim kaynak-hedef çiftlerini veritabanından almak için de bir sql fonksiyonu yazdım; hangi başlıktan kaç tık mesafeye kadar gidileceği girdi olarak alınıp kaynak-hedef çiftleri döndürüyor. önceki versiyonumuzda yoktu bu ve bu yüzden grafik çizimi sırasında sorgular dallanıp budaklandığı için makina fena kastırıyordu.

bu işin tek geliştiricisi olsam da arada kodu fena halde boklayabildiğim için bir versiyon kontrol sistemine geçmek gerekti. ben subversion'da karar kıldım, du bakali nolcek...

benden ilgi bekleyen işlerin bir listesini yapayım dedim, listenin altında kaldım. ahanda:
  • ek$iVista revisited (yukarıdaki kalabalık)
  • byblos kütüphane/exlibris mevzuları
  • muha! kişisel muhasebe dalgametresi
  • plone cms incelemeleri
  • -- confidential --
  • altivi analiz/listener/falan
  • quant test/anket cihazı
  • nonlinear forum
  • versaTile erp/simulasyon/jack-of-all-trades
  • inanclisesi.net facelift (plone incelemesi ile bağlantılı)
  • r/c autonomous cihazlar araştırma, diy işleri
  • mezunlar derneği çalışmaları
  • girişimciler kulübü
çok çalışmam lazım...

buradan sonrası da yukarıdaki listeyle alakalı. hım hım hım hım, eveeet:
  • ek$i olayına yukarıda detaylıca değindik, tekrara lüzum yok.
  • byblos'ta veri yapısını kurmakla uğraşıyorum.
  • muha! için biraz muhasebe öğrenmem gerekiyor. fon/faiz gelirlerini, kredileri, kredi kartlarını, senetleri falan nasıl muhasebeye yansıtacağım hakkında hiçbir fikrim yok.
  • plone gayet temiz bir cms. incelemye fırsatım pek olmasa da birçok da eklentisi var. genişletilebilir her şey iyidir.
  • altivi analiz için halen saçmasapan bir dikdörtgenler prizmasını nasıl çizeceğimi bulmaya çalışıyorum. saçmasapan, çünkü daha önce öngörmediğim bir durum var. bir otomobil ihalesinin inceliyoruz diyelim; tavan fiyat onbinlerce ytl, yani en kötü durumda fiyat ekseni üzerinde onbinlerce görülebilir boyutta olması gereken birim olacak. bu durum diğer iki ekseni incelenemez kılabilir, böyle olunca da grafiği bu formatta hazırlamanın bir anlamı kalmıyor. galiba asansörlerden çok buna kafa yormak lazım:P altivi listener ise ek$iAPI işini bekliyor, çünkü altivi'den veri toplama işini ek$iAPI'ı kullanarak yapıyorum.
  • quant ve versaTile konusunda herhangi bir eylem planım yok, şimdilik uykudalar.
  • nonlinear forum daha pişmedi.
  • inanclisesi.network olayını okul yönetimiyle paylaşmayı düşünüyorum. konu ile ilgili birkaç ilginç olduğunu düşündüğüm fikrim var 3d-mıridi falan, ama önümdeki dikdörtgenler prizmasını halledeyim ben önce sanki.
  • mezunlar derneği "türk eğitim vakfı inanç türkeş özel lisesi mezunları derneği" olarak değil de "gebze inanç türkeş özel lisesi mezunları derneği" olarak kuruluyor. belgeler bugün il dernekler müdürlüğü'ne iletildi, kısa sürede çalışmaya başlayabilirmişiz gibi geliyor bana yoksa şüphem mi var?
  • girişimciler kulübü işi caner lojmanına ve ortamına iyice yerleşip alışınca başlayacak umarım. aceleye de getirmiyoruz, memleketi kurtarmak uzun, zorlu bir süreç ve ülkemin kahvehanelerinde başlıyor. efkarın aşama kaydetmeye engel olan bir etken olduğu da buralarda keşfedildi, ki o yüzden kimse kahvehane safhasından ileri gidemiyor. biz bir ihtimal gidebileceğimizi düşünüyoruz.
  • r/c otonom araçlar işi ise darpa grand challenge ile ilgili bir video izleyince takıldı kafama. tabi bir hummer alıp milyon dolar harcamayacağım, ama buna göre daha mikro düzeyde kalan şeyler yapabilirim. ne bileyim, orta büyüklükte uzaktan kumandalı araçlara microcontroller yerleştirip delicesine hack etmek istiyor make etkisindeki bünye. of ya, of! patates bazukası daha kolaydı sanki...

dün sezai bey'i ziyaret ettik. azdık, ama olsun. nur içinde yat...

Tuesday, August 7, 2007

bloga dönüş

döndüm, dönebildim, şeyini şeyettiğimin manila'lılarından kalan zamanımın bir kısımcığını buraya ayırabilecek durumdayım. aman da aman, aman da aman!

dönüş derken, seneler önce erich von däniken'in "yıldızlara dönüş"ünü okumuştum. ufocu zamanlarımdı, büyüdüm geçti. neyse, bahsettiğim kitabın inanılmaz komik, şuna benzer bir girişi vardı: "yıldızlara dönüş! 'dönüş' diyorum, bu yıldızlardan geldik anlamına gelmez mi?" mantık bükmenin, ucuz illüzyonun bu kadarı! blogosferden gelen bir blogonot değilim, ama geri dönmek güzel. birikmişleri bırakmanın vakti gelmişti. ne yapmışız bakalım?

madde 1: the simpsons!
the simpsons movie'ye gittim geçen salı. eğlenceli miydi? kesinlikle. yeri geldiğinde çatlayasıya güldüm mü? evet. ama herşeye rağmen bir sinema filmi havasına giremedim; filmin süresinden (kısalığından) olacak herhalde. spider pig mevzuuna hala yarılmaktayım, şarkı da dilime fena halde yapıştı: "spider pig/spider pig/he does whatever a spider pig does"... hele kuyruk jeneriğine eşlik eden a capella versiyonu harika.

madde 2: egiboy outsourcing öğreniyor
işte dış kaynak kullanılan bir projede çalışıyorum. accenture ile çalışıyoruz ve offshore ekibi manila'da. iki aydır fena halde cebelleşiyoruz ve her ne kadar iki ay böylesi bir konu hakkında fikir edinmek için yeterli olmasa da iki satır laf geveleyebilirim diye düşündüm. dediğim gibi, süreç içinde kendimce çıkarımlarım var outsourcing ile ilgili. öncelikle, iş gücü bakımından 1 + 1 (offshore + onshore) kesinlikle 2 etmiyor; 1,5 ile 1,85 arası (yuvarlak sayı verelim de attığımız anlaşılmasın) bir şey ediyor. kırıma neden olan etmenler ise bence (i) offshore ekibinin benzer bir iş deneyimi olup olmadığı, (ii) onshore ekibinin hazırladığı dokümanların kalitesi ve bunların hazırlanma süresi, (iii) iki katmanlı bir faktör olan dil uyumu; geliştirme dili ve değişken adlarını belirlerken kullanılan dil. her ne kadar 1 + 1 outsourcing matematiğinde 2 etmese de masraf konusunda muazzam bir avantaj yarattığı tartışılmaz. unuttuğum bir noktayı da ekleyip bu bahsi kapatayım; iki ekip arasındaki zaman farkı da çok ama çok önemli. mesela, yaz saatini de ekleyince manila ile aramızda 5-6 saat fark oluyor ve bu nedenle -nacizane fikrimce- çok da uyumlu çalışamıyoruz. amerika-hindistan arası 12 saate yakın, ve böylece bir ekibin bıraktığı yerden öbür ekip alıp götürebiliyor işi, ya da onshore ekibin offshore ekibe doküman yetiştirmesi için çok kasması gerekmiyor. yine de türkiye'den herhangi bir firma yurtdışından dış kaynak kullanmalı mı? ben kendimi pek ikna edemedim; amerika-hindistan arasındaki fiyat uçurumu da yok türkiye-filipinler arasında.

madde 3: moleskine!
bir moleskine aldım. evet, tüketim canavarına tasmasını teslim etmiş bir köpeğim artık ben. yalnız, gerçekten daha fazla yazasım, çizesim, karalayasım var adı geçen nesneyi edindiğimden beri.


inanç zamanından kalma bir kareli defterden başkasıyla çalışamama hastalığım olduğundan moleskine'm de kareli. her türlü taslağı, çizimlerimi, yazılarımı ve saçmalamalarımı ilk önce buraya nakşedeceğim ki ilerleyen zamanlarda daha sağlam saçmalayabileyim :P

madde 4: düğün dernek ve epey kırtasiye
geçen hafta inanç'ın mezunlar derneği ile ilgili gelişmeler oldu. açıkçası, yılan hikayelerini solda sıfır bırakacak bir seyir izleyen dernek işlerinde artık -afedersiniz- "aramızdaki cenabet kim?" diye sormaktan başka birşey gelmiyor elimden. tam yüzdük yüzdük kuyruğunda geldik dediğimiz anda hayvan taze deri ceketini geri aldı bizden! olay da şu; okulun şu anki adı türk eğitim vakfı inanç türkeş özel lisesi (kısaca tevitöl - nazal dekonjestan - türk tıbbı'nın hizmetine sunarız) olduğu için ve okulun şu anki yönetimiyle ili ilişkiler içinde bulunmak istediğimizden derneğin adını "inanç liseliler derneği" yerine içinde tevitöl geçen bi'şey olmasını istedik. istemez olaydık! meğer dernek vesairenin adında "türk" ibaresinin geçmesi için bakanlık izni gerekiyormuş. yasaları bilmemek yasalara bağışıklık salamıyor tabii, ama birkaç kez ve birden fazla avukata inceletilmiş bir metindeki böylesi bir ayrıntının işin uzmanları tarafından atlanmış olması... ne bileyim, içime sinmiyor. hani bülent ecevit'in de içine sinmezdi ya hiçbir şey, aynen öyle. ağustos sonuna kadar bakacağız bi'şeyler, tam detayları ben de bilemiyorum ne yazık ki. umalım ki 30 ağustos'a yetişsin; sezai bey'in huzuruna derneksiz çıkmak da pek içime sinmeyecek zira...

madde 5: girişimciler kulübü girişimi
"yeni ekonomi" hedesi ortaya çıkalıberi herkes bir sonraki parlak fikri bulup, satıp/ürüne çevirip voliyi vurma peşinde. inanç forum'da önce iddialı bir şekilde "gelin şirket kuralım" diye caner'in ortay attığı bir fikrin yine forumda şekillenmiş ve görece daha mütevazı hali diyelim girişimciler kulübü'ne. daha ilk toplantımızı bile yapmış değiliz, çok iddialı da değiliz (daha doğrusu, girişim sermayesi kavramının türkiye'deki görece yokluğu nedeniyle otomatikman kabuğumuza doğru itiliyoruz mütemadiyen). hiçbir şey yapmasak masa başında memleketi kurtarırız, ne gam? tüm inançlı'ları, inanç insanlarını bekliyoruz...

madde 6: yorumsuz blog olmaz, hadi duvaksız gelin bi' derece
özellikle altivi konusunda bloglayıp bir ekşi entry'si ile ufaktan reklam yapınca egiBlog'un ziyaretçisi epey arttı diyebilirim. yine de anlayamadığım bir durum mevcut; gelenler geldiklerini nedense pek belli etmek istemiyorlar sanki. uzun zamandır hiçbir blog girişime yorum yazılmamış. geliyorsanız ses verin, gelecek sefere pencerenin önüne elmalı turtanızı bırakayım. iyi deyin, kötü deyin, ama bir şekilde ses verin.

madde son: bekleyen işler
çok. gerçekten çok. altivi incelemeleri kapsamında bir teklif sayısı takip programı yazmam gerek. belli aralıklarla ilgilenilen ihaleleri ziyaret edip verilen tekliflerin sayısını takip eden ufak bir program olacak bu; atla deve değil yani. bunun üreteceği veri ile eldeki verileri karşılaştırıp altivi kullanıcılarının teklif verme örüntülerini ve en az teklifler ihale kapatmak için bir yöntem olup olmadığını araştıracağım. sonraki işleri de byblos (kütüphane şeysi), ek$iVista online (the ultimate vaporware) ve "muha!" kişisel muhasebe uygulaması sırasıyla önceliklendirdim.

unutmadan, bir detayı daha var altivi uygulamasının. 3 boyutlu bir basit bir grafik çizmekle uğraşıyorum. 3 eksenim olacak: kullanıcı, fiyat ve ihale bitimine kalan süre. her kullanıcı-fiyat-zaman üçlüsünü bir küp olarak göstereceğiz. eksenlere tıklandığında gerçek değerler/frekans toggle'ı yapılacak. kodu c# ile yazıyorum. yol göstermek, kaynak önermek isteyen? 3d çizimi nasıl optimize ederim mesela, görünmeyen kısımları çizmemek yardımcı olabilir, ama bunları nasıl belirlerim? "yol yakınken" falanla bana gelmeyin, çok pis dalarım :P sonuçta bir programcının en sadık dostu ne bilgi ne deneyim ne de acı kahvedir, halis budaklı meşe odunudur.

cidden, yardımlarınız değerinde alınır.

Thursday, July 5, 2007

mcinfaaoals - eklemeler

madde madde kasayım olan bitenleri:

  • geçen hafta servet'le buluştum, ki onunla görüş(e)meyeli -hiç abartmayayım- üç yıl oluyor. uzakta değilmiş en azından; ben iş kuleleri'ndeyim, o da yapı kredi plaza'daki kpmg istanbul ofisinde. yürüme mesafesi yani. artık daha sık görüşecek olmamız güzel birşey, ama bu konuda servet ne düşünür bilemeyeceğim :P arada, daha doğrusu oraya buraya teftişe çıkmadığı zamanlar da akbank'ta müfettişlik parçalayan erkal da bize katılır herhalde. sözün özü, levent havalisinde ufak bir inanç kliği oluştu, bu civara uğrayanları bekleriz.
  • altivi teklif detayları sömürgeni bir uygulama hazırlıyordum makina çökmeden önce, onu tamamladım. acayip kalabalık bir veritabanı oluştu; şimdilik yaklaşık 3800 ihale, 650-700 bin kadar da teklif var incelenecek. ilk izlenimlerim biraz şaşırtıcı, hafiften işkillendirici, sonrasında da fena halde gıcık edici.
    • şaşırtıcı olan kısmı, eğer altivi sattığı ürünleri "ürün fiyatı" diye duyurduğu fiyattan temin ediyorsa, şu anki teklif sayısı ve teklif bedelleri göz önünde bulundurulduğunda yaklaşık 2 milyon ytl kadar zararda görünüyor. tabii ki, bu gayet naif bir varsayım; yani piyasa fiyatlarından biraz daha düşük fiyatlarla satınalım yapıyor olmaları beklenir. altivi'den mi yoksa başka bir yerdenmi okudum çok iyi hatırlamıyorum, ama stok tutmadıkları şeklinde bir bilgi/duyum var ki, toptan alım yapmadan nasıl indirim alınabilindiğini çözemedim. indirim demişken, perakende fiyatı üzerinden yaklaşık %25 indirim almış olmaları gerekiyor, o da başa baş noktasına gelinmesi için. bu durumda ya stok tutuyorlar, ya da distribütörlerden acayip kelepir mal kapatıyorlar.
    • işkillendirici olan, tekliflerin önemli bir kısmının son dakika içinde yapılmış olması, hatta birçok durumda tekliflerin neredeyse kazanan rakamı ya merkez alacak şekilde, ya da ucu ucuna içerecek aralıklar içinde verilmesi. eğer verdiğiniz teklif grubundan daha sonra teklif verilmeyeceğinden eminseniz o zamana kadar verilen teklif sayısından 1 fazla teklifi en yüksek fiyattan aşağı doğru verirseniz kazanmanız garanti, ama bu da çoğu zaman karlı olmuyor. esas işkillendirici olan ise tekliflerin veriliş şekli değil, bunların altivi ekibi tarafından verilen dummy, "keriz silkeleme" amaçlı teklifler olma ihtimali. bu bakımdan biraz şeffaflığa ihtiyacı var altivi'nin.
    • gıcık edici kısım kendini sitenin "yasal uyarı" kısmında gösteriyor. deniyor ki:
      AL SATIŞ bu internet sitesinin genel görünüm ve dizaynı ile internet sitesindeki tüm bilgi, resim, AL TİVİ markası ve diğer markalar, www.altivi.com ve www.altivi.com.tr alan adları, logo, ikon, demonstratif, yazılı, elektronik, grafik veya makinede okunabilir şekilde sunulan teknik veriler, bilgisayar yazılımları, uygulanan satış sistemi, iş metodu ve iş modeli de dahil tüm materyallerin (“Materyaller”) ve bunlara ilişkin fikri ve sınai mülkiyet haklarının sahibi veya lisans sahibidir ve yasal koruma altındadır.
      bold italic kısım beni değil gıcık, resmen ifrit etti. takası icat eden adam patentini almayarak aptallık mı etmiş? bu işi ilk sen mi yapmışsın, mucidi sen misin? hepsini geçtim, bir satış yöntemi herhangi bir şekilde fikri koruma altına alınabilir mi? bana göre tüm bu soruların cevabı hayır. öncelikle bu iş altivi'cilerin gri hücrelerinin mahsulü değil, kendilerinden önce açılmış örnekler var (mesela http://www.limbo.com/), satış yöntemi de çok taze değil, o halde pazarı kapatmak için böyle bir cinliğe başvuruyoruz. ayıp değildir de nedir yani şimdi bu? incelemelerimiz sürecek; e, soruşturmacı gazeteciliğin tadını aldık bir kere, durmak olur mu :P
  • her bir procem beklemede, ama artık suçu zamansızlığa değil de maymun iştahlılığa bağlıyorum artık. bir onunla uğraşayım, bir de şuna bakayım derken hiçbiriyle hakkıyla ilgilenemiyorum. işleri bir öncelik sırasına koyup teker teker ele almak en doğrusu...
  • gödel, escher, bach: an eternal golden braid... hastası olduğum, her elime alıp sayfalarını karıştırdığımda mutlaka bir şekilde beni şaşırtan, afallatan, aynı anda hem daha zeki ve daha aptal, eksik hissettiren bir kitap. koç'tayken orijinalinden, ucundan kenarından nasiplenebilmiştim. sonra kabalcı'dan türkçe çevirisinin çıktığını öğrendim ve bir tane edindim. çevirisi fena sayılmaz ve kesinlikle öneririm, özellikle temel bilimciler ve mühendislere. tabii, imkanınız varsa orijinalinden, doğrudan douglas hofstadter'in elinden çıkma metni takip etmeniz daha uygun, daha güzel olur.
  • işte ise yepyeni bir macera: "iş bankası outsourcing öğreniyor". accenture ile çalışıyor, onların manila'daki ekibine işleri usulünce yapabilsinler diye deli gibi doküman hazırlıyoruz. hatta geçen gün 2 saat telekonferansla elemanlara belli tip bir servisin nasıl yazılacağıyla ilgili sunum yaptım. hiç yapmadığım şey... neyse ki iyi gitti. işin garibi, yazılım departmanında kod yazmayı özledim, hazır -ve ne yazık ki köhnemiş- codebase üzerinde at koşturmak yerine yeni bir şeyler yapmayı özledim.
biriktirip biriktirip patlıyoruz işte böyle efendim.

Monday, June 11, 2007

yazacak çok şey var...

öncelikle elimde birikmiş bir sürü fotograf var online bir yerlere koymak istediğim. flickr ilk başta iyiydi, güzeldi, ama 200 fotograf limiti can sıkıcı ve pro hesaba da geçmek istemiyorum. o yüzden biraz temizliğe giriştim ve 40-50 kadar fotoyu ayıkladım. yenilerine yer lazımdı, n'apalım.

ekşi'de mayıs-haziran aylarını artık çaylaklık sezonu belledim. geçen sene de bu zamanlar durum aynıydı. hiç kasmadan 10 entarimi giydim, bekliyorum.

eyüboğlu'nda inanç oyuncularının katıldığı yarışmadan sonra nedenini anlayamadığım bir sessizliğinn yaşandığından bahsetmiştim. o nedeni öğrenmiş, daha doğrusu tahminlerimi doğrulamış bulunuyorum: geleneksel inançlı üşengeçliği. yoksa aldıkları sonuç hiç de fena değil, ikinci olmuşlar. hatırladığım kadarıyla iki oyuncu da ödül almış. daha ne olsun?

tüm bunların haricinde egiboy planlama teşkilatı kapsamındaki (lafa bak hizaya gel) işleri en azından altyapı yönünden ilerlettim. kütüphane otomasyon hedesinin veritabanı yapısı hazır, üstüne herşeyi koşturacak kodu yazacağım olmayan zamanımda. birtakım rutin işleri (kitap iadesi ve gecikme cezalarının hesaplanması gibi şeyler) de sql job'larla halledicem. refined search olayı olmayacak, onun yerine autocomplete listesi oluşturan bir yapı koyacağım. sıkılırsam regexvari birşeyler de koyabilirim, ama kullanımı cs'çiler için bile kolay olmayan birşeyi vatandaş mehmet'e kullandırtmaya çalışmak hiç de kullanıcı dostu bir tasarım kararı olmaz. ortaya birşeyler çıktıkça haberiniz olur zaten...

bu haftasonu inanç'taydım, mezunlar günü'ydü. iyiydi, güzeldi, hoştu da yönetim okula varlık içinde yokluk yaşatıyor sanki. şöyle ki sırf bilgi ve sanat merkezi adında, ama kesinlikle o iş iiçin tasarlanmamış, görüş açısı n tane sütunla bölünmüş bir salonda yapılıyor etkinlikler. neden? böyle bir binamız var, yeni tefriş ettik, kullanmazsak ayıp olur. yemekhanenin hem akustiği daha uygun, hem de sütunlarla geçilmemiş bayağı geniş bir açıklığı mevcut. çözüm? yemekhanenin adı "iştah ve sanat merkezi" olarak değiştirilmelidir, acil!

bayağı kalabalık bir mezun grubu, hep birlikte okulu süper işgal ettik, ve gayet iyi ağırlandığımızı söyleyebilirim. geçen senelerde yaşanan ve okul yönetimince tatsız olarak değerlendirilen cinsten olayların yaşanmaması sevindiriciydi. uzun zamandır görmediğim inançlı'ları görmek fırsatım oldu; gül, ekim, yasemin, orkun, katran... özlemişim bea! hoş, mezunlar günü sırasında ve sonrasında birerden iki yeni potansiyel iş çıktı. biri turhan hoca ve birkaç inançlı ile girişeceğimiz bir web varlığı işi, diğeri ise inanç forum'da caner'in startup kurma önerisi. her ikisi de gayet heyecan verici; tabii, detayların konuşulması lazım.

Monday, June 4, 2007

icraatin içinden

kaç zamandır üzerinde çalıştığımız proje bitti. evet, bitti! işin en kolay kısmı bittiğini söylemek herhalde. ürünün reklamı olduğunda "şunun şurasını burasını ben yaptım" diyebilmek güzel olacak.

geleneksel blog ihmal rutinine girdim geçen hafta, oysa ki yazacak şeylerim de vardı. mesela, salı günü inanç oyuncularının eyüboğlu koleji'nde oynadıkları oyunu seyrettim: "gözlerimi kaparım vazifemi yaparım". süperdi, kesinlikle süperdi. en sevdiğim kısımları mimiklerdi; vicdani'nin afalladığı anlar, müzik yapan tayfanın oyunla etkileşimi dibimin düşmesine yetti. yalnız kimi anlarda oyuncuların ne söylediğini anlamakta fena halde güçlük çektim, kelimeler olmadık yerlerde iç içe girdi. ayrıca sıklıkla tekrarlanan söyleyiş hataları rahatsız ediciydi. nerede "erkân" geçtiyse hepsi "Erkan" diye telaffuz edildi. çalışılmamış demek ki. herşeye rağmen istanbul'da "benim" diyecek birçok tiyatro kumpanyasından iyilerdi, ki o kadar da farkları, farkımız olsun zaten... tüm olay bir yarışma dahilinde olduğundan sonuç ne oldu diye meraklardayım, ama şu zamana kadarki sessizlik birşeyler anlatıyor sanki :P

"egiboy planlama teşkilatı" başlığı altında egiBlog'da bahsettiğim işler tarihin sayfalarına en kral vaporware'ler olarak geçecek gibi. uygun zamanı bekleye bekleye günleri tüketiyoruz, ama değecek; vallahi değecek, billahi değecek. mesela bir ara bahsettiğim ex libris olayıyla entegre bir kişisel kütüphane uygulaması kasıyorum, bittiğinde süper olacak. tabi kongre kütüphanesi çapında bir yer için planlamıyorum, ortada gezen kütüphanecilik standartlarına falan da pek kulak asmıyorum, işimi görsün yeter. so much to do, and so little time...

işte (iş'te) de tekrar java'ya dönüyorum sanki, tahtalara vuralım...

Monday, May 28, 2007

egiboy yorumlarınızı yorumluyor, #1

yazmaya değer hiçbir şey yapmıyorum, süper! o zaman n'apıyoruz, güzin ablacılıkla geleneksel egiboy ukalalığını harmanlıyoruz ve yeni köşemizi tanıtıyoruz: egiboy yorumlarınızı yorumluyor!

meltem yanlış anlaşılma üzerine 22.5.7 tarihli yazımı yanlış anlayıp anlamadığı ile ilgili bir iç anlaşmazlığa düşmüş. beni tamamen doğru anladığını ve ortada halen bir yanlış anlaşılma varsa bunu anlayışla karşılayacağımı kendisine bildiririm, muştularım, daha neler neler.

mine kızımız durmamış, cuma (25.5.7) günüyle ilgili girdiğim entariyi gazal'a okumuş. evet, şaşırdım menünün fotografını çekmesine, ama o saatte bende herhangi bir şeye mana verebilecek kafa var mıydı, hiç sordunuz mu, sorsanız söylemez miydik? blog entarisini şeettirirken aklıma "gerizekalı yiyemem aman" olayı geldi, o sıra özdenetimden geçirmeden klavyemin ucundan şıp demiş damlamış. kırılan gücenen varsa hayvanlık etmişim, cümlenin sonundaki ":P"'a sığınırım.

yarın inanç'tan birtakım drama insanları "gözlerimi kaparım vazifemi yaparım"ı oynayacaklarmış eyüboğlu koleji'nde. orada olacağım, olmaya çalışacağım. gelen olursa görüşelim...

Sunday, May 13, 2007

olan biten geçen giden

cumartesi akşamı biraz dağ havası almak için koç'taki bahar festivali'ne gittim. line-up fena değildi; dolapdere big gang, helldorado, nil ve ajda vardı. dolapdere big gang'in sonuna yetişebildim, ama pek de bir numaraları olduğunu düşünmüyordum zaten. en önemlisi, koç'tayken gittiğim her festivalden eksik olmayan yağmur bu sefer yoktu. bir de, allah'ın koç dağlarında ne işi olduğunu bilemediğim iki inanç'lı da oradaydı; erdem öztürk ve cancan. dilek zaten ev sahibi, ama ağırlandığımı söyleyemeyeceğim :P onca bağırmaktan üç gün sesim çıkmaz diye düşünüyordum, sabahına hiçbirşeyciğim yoktu. demek ki neymiş, her halükarda ses tellerini nemli tutmak gerekiyormuş. arpa suyuyla banyo az yapmadılar hani yani... tüm bunların haricinde, öğrenci olmanın ne süper, ne aranası, özlenesi bir şey olduğunu tekrar gördüm. yalnız koç bu hislerin hakkıyla yaşanabileceği bir yer değil sanki, çok cebelleştiğimden midir nedir?

hepsii geçtim,
FENERBAHÇE ŞAMPİYON!

100. yılda çok ama çok yakıştı fener'ime.

bu ara birkaç kişiye inanç'ın logosu lazım oldu, ben de bendeki en yüksek çözünürlüklü olanını buraya koyayım dedim:

inanç'la ilgili her şeyin bir sezonu var; mezunlar günü yaklaşırken de nostalji sezonu açılıyor demek ki :P

Wednesday, April 11, 2007

inanc blog

sabah sabah maillerime bakarken inanc lisesi blog'una davet edildiğimi gördüm. her kim nasıl şeetmişse iyi şeetmiş, kutlarım kendilerini.

Saturday, March 31, 2007

haftalık dergisi röportajı

3 hafta önce haftalık dergisi'nden tuğrul tunalıgil aradı; okuldan (inanç tabii) ismimi ve iletişim bilgilerimi almış, 'okul sonrası "üstün yetenekliler"in halleri' konulu bir söyleşi şeettirecekmiş. başka "üstün"lerle de (ne demekse artık o) görüşeceklerini duyunca kabul ettim, o haftanın cumasının akşamı vatan gazetesi'nin merkezinde buluştuk.

önce fotograf çekimi yapıldı, ki abartısız yarım saat kadar sürdü, ki çekilen n tane fotograftan yalnızca bir tanesi dergi sayfasında yerini aldı. titizlik midir, dijital fotografçılığın verdiği deklanşöre basma rahatlığı mıdır, artık adını ben koymayayım.

sonrasında söyleşiye geçtik. eskiden, inanç'ta zamanın nasıl geçtiğinden, inanç sonrası üniversite dahili cebelleşmelerden, ilerisi için plan/projelerden falan bahsettim iki saat süresince, ortaya şöylemesine bir şey çıktı. Yorumlarımı kırmızı renkle şıftırttım:

Egemen Şentin (25 - Bilgisayar Mühendisi) (yaş kompleksim olmasa da belirteyim, halen 24'ümden gün alıyorum)

Bilgisayar Mühendisi olan Egemen Şentin, halen yazılım uzmanı olarak çalışıyor. Okumaya (ve yazmaya) dört yaşında başlayan Şentin, çevreden gelen "İlkokula erken başlatalım" talebine annesinin, ufak tefek olması (harbiden, insan konsantresiydim) nedeniyle karşı çıktığını söylüyor. Okuduğu lisenin ayrıcalıklarını şöyle anlatıyor: "Bir kere izole bir ortam. Haberleri, olanı biteni izliyorsunuz ama bunlar sizi pek etkilemiyor. Bizim zamanımızda ilk dört sene eve ayda bir kez gidip gelebiliyorduk. (okuldaki güven olgusundan falan da bahsetmiştim, ancak ilginç gelmemiş demek ki. ayrıca ben bu kadar kopuk konuşmam)" Senede 30 öğrenci alan bir okula gittikleri için arkadaşlık ortamının benzersiz olduğunu belirtiyor: "Ortam gerçekten güzel. Çıkıyorsunuz dışarıya, bir keşmekeş, harala gürele gidiyor. Sanki herşey üzerinize üzerinize geliyor. (koç'ta üzerime üzerime gelen ferrari'lerden dem vurmuş idim :) )" Şentin'in bilgisayarla ilk karşılaşması siyah yeşil monokron (monokrom/monochrome olacak o) ekranlarla olmuş: "Bilgisayara ilgim oyunlarla başladı. Ama sonra bir de baktım ki, okulun hazırlık kampındayken bilgisayarın başından kalkmıyorum. Zamanla programların nasıl yapıldığını (yazıldığını, allah kahır bela) merak etmeye başladım." Şentin'in üniversitedeki bitirme projesi de oldukça ilginç: "Projemi Ekşisözlük üzerine verdim. (burada da anlattığım ek$iVista) Aynı zamanda, 2002'den beri Ekşisözlük'te yazıyorum." Şentin, insanların "üstün zekalı, üstün yetenekli" gibi belli bir isim altında girdiklerinde işin içine rekabetin girdiğini söylüyor: "Benim de kendimi tutamadığım şeylerden biridir. Birisi bir şeyin bir hecesini yanlış söylesin, düzeltirim mesela. Böyle olunca da bazı insanlar size mesafe koyuyor." Şentin, gelecekte Bill Gates çapında bir bilgisayar mühendisi olma ideali olduğunu söylüyor (ne ne ne ne? birincisi, bill amca'dan hiç hoşlanmam. ikincisi, bill gates bilgisayar mühendisi değildir, hatta harvard'dan terk olduğu için bir üniversite derecesi dahi yoktur, honoris causa zımbırtılar da sayılmaz.) ve yazılım alanında yapmak istediği, kafasında oluşmuş bazı projeler olduğunu belirtiyor. Ama bunları yapacak zaman ve fikir olarak sunabileceği ortam olmamasından oldukça şikayetçi: "Fikir var ama çıkışı olmayınca, ben bunları ne zaman yapacağım, ya benden önce birisi yaparsa diye endişeye kapılabiliyorsun." Egemen Şentin, insanların "üstün zekalı" olduğunu bilmelerinin kendilerine farklı bakmalarını beraberinde getirdiğini söylüyor: "Üstün zekalı (bu tabiri kullanmam, kullandırtmam) olduğunuzu duyunca, üç tane üç basamaklı sayıyı çarp ve üç saniyede bunun cevabını ver diyebiliyorlar. Sizi ayaklı hesap makinesi gibi görebiliyorlar."

yer darlığından metni biçivermişler ama biçerken iyi seçememişler. böyleyken böyle işte...

Saturday, March 10, 2007

silly games, provoked memories

dün ufaklardan zeynep erul ziyaret etmiş mail kutumu... şaşırmadım desem yalan olur, zira muhabbetimiz pek de derûn değildir, hiç kötü olmamışsa da. okudum bekletmeden. öyle özel hayatın mahremiyetini ifşa durumları söz konusu olabilecek bir mail olmadığı için aynen ekleştiriyorum kendisini buraya:

Merhabalar Egemen, nasilsin?

Sana işim dustu:). Burada kampus senliklerinde silly games tarzi bir organizasyon yapma durumumuz var, ve benim silly games deyince aklima girek sen geldin. Ben okuldayken yapilmis en eglenceli silly games'in organizasyonunu siz yapmıstınız! Aklina geldigi kadar ne oyunlar oynandıgını kisaca anlatır özetler misin zamanın varsa? Bana cok buyuk bir yardımda bulunmuş olursun.

Teşekkurler cok,

-zeynep
ne yalan söyleyeyim, olaydan 6 sene sonra da gelmiş olsa, marifet gerçekten de iltifata tabiymiş, ben bugün bunu gördüm. çok da hoşuma gitti böyle bir güzelliği organize eden biri olarak hatırlanıyor olmak. akabinde, tabi, anılar depreşti... sertaç, barışcan, özcan, ben ve ekipte olup olmadığını hatırlayamadığım diğerleri güler'deki o greek temple'a bakan odada benim ve cancan'ın yatağının üzerinde kümeleşmiş, daha önce mr. williamson'ın (nerelerdedir acep? tontiş sammy nicedir, inanç erkeklerine az iç çektirmemiş -yalan diyen allah için söylesin- eşi nasıldır?) zamanında yapılmış ilk silly games'i de yad ederek yeni ve daha bir eğlencelisini düzenlemek için laf çeviriyoruz. öyle böyle değil, sanki olimpiyat komitesiyiz görseler... o oyun konsun, şu oyun çıkarılsın derken kafalar karışıyor, ve "bir liste yapalım" diyorum, hangi oyunu hangi sırada koyacağımızı belirlemek ve zaten güç bela yönetimden izin alarak (öğleden sonra dersleri iptal ettirmiştik) elde ettiğimiz zamanın tamamını eğlenceye ayırmak için gerekecekti bu. sonrası? her takıma isim belirleme zorunluluğu koymuştuk mesela, takımına oyunlarda yarışacakların listesi asılana kadar isim bulamayanlara biz isim verecektik, ve tabii ki bunlar pek sevimli isimler olmayacaktı. mine'lerin (doğucu) miydi, anıl'ların (aktaran) mıydı -ikisi aynı takımda bile olabilirler- neydi, bir takıma "dallamalar" demiştik mesela. bütün oyunlar boyunca isimlerini değiştirmek için lobi yapma seviyesinde uğraşmış, bu isimle her anons edildiklerinde protestonun, tavrın kralını yapmışlardı :P

kafamda şimşekler çakmaya başladı birden bire; bir liste hazırlamıştık hani biz? kimbilir nerededir, hangi cehennemdedir? öyle ya, üzerinden o kadar zaman geçmiş, inanç'ta eski defterler, o üzerinde geceler tüketilen proje kartonları gibi, içinde üretildiği kurumu geçmişsizleştirircesine geri dönüştürülmek üzere toplanıp atılmış olabilirdi...

... tabi listeyi inanç'ta bırakmışsam.

sonrasında, inanç konusunda ne kadar arşivci-çöpçü-sentimentalist-nostomanik olduğum dank etti, ve hemen çıfıt çarşısından farksız dolabımı karıştırıp yarım saat içerisinde, zamanında part-time matematikçimiz ömer kömürcüoğlu ile "enteresan" sorular çözdüğümüz, okulun dağıttığı, dışı şirinler köyü'nden proletarya manzaralarıyla kaplı 60 yaprak kareli metod defterinin sayfaları içinde o listeyi buluverdim! şoka bakar mısınız! sanki matbah-ı amire'de en son pişirilmesinin üzerinden yüzyıllar geçmiş ama her yiyenin tadı damağında kalmış kayıp bir yemeğin tarifi karşımdaydı... bir garip oldum, bir hislendim ki anlatamam. abartısız, hiç beklemeden, hatırladığım kadarıyla oyunların detaylarını erul'a döşendim, listeyi de herhalde başına birşey gelmesin diye kilitli bir kasaya koyacağım. bundan sonraki inanç reunion'da birkaç eklemeyle (paperball, inşaat hokeyi, ufak çaplı iz takipleri, vs.) tekrar düzenlemeli aslında... offf be, offf!

eskisinden saklanmış herhangi bir görüntü var mıdır bilemiyorum, ama umarım erul yenisinden birkaç kare, belki birkaç dakikalık akan görüntü gönderir; insanları eğlenirken görmek muhteşem birşey zira, hele bunda sizin de azbuçuk payınız varsa...

Monday, February 12, 2007

kendinden nefret etmek...

eğer bu blog'u takip ediyorsanız (ki ayda bir -o da belki- giriş yapılan bir blog ne kadar izlenirse) "egiboy planlama teşkilatı" ibaresini içeren başlıklı girişler görmüşsünüzdür. "onu yapacam, bunu edecem, kelebek gibi uçacam, arı gibi sokacam" mealinde hede-hödölerden oluşurlar genelde. işte benim derdim de bunlarla...

yok kardeşim, uğraş(a)mıyorum ben bunlarla! eve geldiğimde sıvı-pelteleşiyor, oturduğum/uzandığım kanepenin şeklini alıveriyorum hemencecik. bu pasif jimnastik sekansından arta kalan zamanımda da istemediğim halde elimdeki/kafamdaki işlere maymun iştahlıca, round-robin usulü daldan dala atlayarak bakıyorum, ama hiçbiri hakettiği zamanı benden alamadığı için ilerleyemiyor.

eldeki iş de çok:
  • milyon yıldır beklemede olan ek$iVista web uygulaması bitirilecek (ki neredeyse 2006 haziran'da bıraktığım yerde duruyor),
  • anket/test uygulaması (ki adını quant koydum - questions & answers tool) fikri geliştirilmeyi bekliyor (muhsin abi'nin mega projesi -strictly confidential- de buna dayanabilir),
  • inanç lisesi web sitesinin durumu rezalet, okulun iddiasını taşıyamayacak halde. yerine yap(tır)ıldığını duyduğum site daha da berbat görünüyor. oturup birinin birşeylerle ortaya çıkmasını beklemek yerine daha önce (yaklaşık 4-5 yıl!) oluşturduğum bir taslağı güncelleyerek, yapılması düşünülen siteye çok daha sağlam bir temel hazırlanabilir (mütevazı olamıyorum, argh!). bu taslağı güncelleyecek zamanı da bulursam tabii. neyse ki bunu ötelemek için kendime geçerli bir bahane bulabildim :P
  • çılgın sürükle-bırak tabanlı bir erp uygulaması yazmak istiyor gönül, ki bu da yaklaşık 2 yıldır ilgi bekliyor. eğer girişilip ürün ortaya konulursa daha başka birçok alanda (simulasyon, diyagram çizimi, basit mantıksal devre tasarımı, vb.) kullanılabilir, ki kuyrukta bekleyen eğlenceli iş olduğunu söyleyebilirim.
  • tüm bunların arasında kendimi ihmal ediyormuş gibi görünüyorum, ama bu tabii ki nşa'da mümkün değil. ne yapılacak? dört başı mamur bir kişisel web sitesi döşenilecek.
sonuç itibariyle hiçbirine pek yetişemiyorum, kendimden neffff-ret ediyorum!

Sunday, August 20, 2006

foto yükleme zamanı

aslında dandikten de olsa bir fotolog (http://www.fotolog.com/egiboy) ve bir flickr (http://www.flickr.com/photos/egiboy) hesabım var, ama şimdi uydurmaya üşendiğim bir nedenden dolayı şimdi izleyeceğiniz fotoları buraya koyasım geldi.

haydin gari.

Sunday, August 6, 2006

egiboy planlama teşkilatı günlük hayat gözden geçirme raporu #3

süper planlarım var, daha çok software üzerine.

bir iki uygulama yazmayı planlıyorum.

anket ve test tasarımı yapabilecek, bunları bir DB'de saklayabilecek ve gelen yanıtları değerlendirebilecek bir uygulama. tercihan bir web uygulaması olacak biri. diğerleri daha herhangi bir zemin üzerinde yoğuşamayacak kadar sıcak, yeterince soğuduğunda haberiniz olur.

bi' de, mrs watson gelecek ya, heyecan var biraz :P

Monday, June 5, 2006

inanç '06 mezunlar hedesinden izlenimler

törenden başlayalım. geçen seneki gibi mezun başına 32 kentilyon (quintillion) saniye konuşma süresi tanınmamış olması çok önemli bir gelişme. hatta konuşmaları tamamen elimine edip video kayıtları ile törene ayrı bir renk yaratmış olmak da takdire şayan. tören konusunda "ben harvard'ı gördüm, yale gördüm, koç lisesi robert falan da gördüm, hiç bu kadar güzel bir mezuniyet töreni görmedim" diyen, yanılmıyorsam dinçkök ailesi mensubu hanımefendi konusunda ise "abartmış biraz" ya da "yo kartık daha neler"den başka hiçbir şey diyemiyorum. "land of hope and glory"'siz mezuniyet töreni mi olur be :P

neyse, ahanda törenden bir resim:




organizasyon konusunda okulu kınıyorum ve kendilerine laflar hazırladım(hınzır smiley was here). öncelikle, organizasyonsuzluktan bıktım. bık-tım. son anda bir "okulda yer ayarlayamıyoruz, herkes muallimköy'deki öğretmenevine rezervasyon yaptırsın" deniliyor, bir de aranıp öğreniliyor ki öğretmenevinde yer yok. kalmak isteyenlerin okulda kalacağı, daha doğrusu kalmak zorunda kalacağı" tebarüz etti" tabii ki. bir sürü insan da sırf okulda kalamayacağı için gelmedi, gelenlerin önemli bir bölümü de tören sonu gerisin geri nereden geldilerse oraya döndüler ve ertesi günkü "mezunlar günü"ne teşrif etmediler. teşrif etmeyenlerin ne kadar isabetli bir karar verdiklerini izleyen satırları okuyarak anlayacaksınız.

bu noktada okul yönetimince anlaşılması gereken şey şu; mezunlar okulda kalmaya geliyorlar, ama bu "kalma", yönetimin tahmin ettiği şekilde geceleme, barınma, okula hostel muamelesi yapma manasını taşımamakta, daha çok yeni mezunlarla kaynaşma, en tatlısından, paylaşılan anılar ve havada uçan esprilerle süslü bir "inisiyasyon seremonisi" şeklinde geçmekte. bu yıl, yeni mezun elemanlar hemen "tumba yatak" emri ile erkenden mayıştıkları için bu sene bu da pek mümkün olamadı.

sonrasında o 9 ay öncesinden planlanmış muazzam mezunlar günü geldi çattı. çattı da ne oldu? HİÇBİR ŞEY. abuk voleybol-futbol-basketbol müsabakaları ile 4 saatlik süper organizasyon pek de iz bırakmadan tamamına erdi. bir de amacına ne kadar ulaştığı benim için hala muamma olan bir panelimsi kümeleşme vardı. orada da "dernek kuruyoruz, ha kurduk ha kuracağız" minvalinde açıklamalarda bulunduk, bir şekilde kaybolacağından emin olduğum bir kağıda diğer katılan mezunlarla beraber iletişim bilgilerimi yazdım. inşallah telefon numaramı bağcılar'da bir üst geçitin ayağında "bel fıtığı" yazısı eşliğinde görmek zorunda kalmam. biraz "strateji oyunları" kısmında, tabu (bildiğiniz tabu, hani şu tabu var ya, o tabu) adlı strateji(?) oyununda pop-kro kardeşlerime (aemin ve yılmaz yandaşları) yenilirken eğlendim işte, o da o kadar. günün en önemli artısına da değinmezsem ayıp olur; lise 2'lerden ali cem ile akşam saat 10'da kola meşrubat falan içesimiz tuttu, gittik rasim bey'e dedik "böyle böyle". aynen öyle. o da "değişik bi'şi' yapalım" diyerek aldı bizi eskihisar'da bir çay bahçesine götürdü. okul hakkında konuşarak geçen gayet güzel bir iki saat yaşadım, teşekkürü borç biliyorum kendilerine. yine de alamadık kolayı, iyi mi :)

soonacııma ertesi günün sabahında okulun taze binalarının fotolarını çektim, o da şöylemesine bir şey:



tekne turu falan derken deli yoruldum, bir sürü boş beleş foto çektim (gidin bi' flickr'ıma bakın, hak vereceksiniz), güzel insanlarla tanıştım, daha ne ola? ne bileyim, mesela gelecek yıl daha güzel bir mezunlar günü ola!