Showing posts with label egiboy. Show all posts
Showing posts with label egiboy. Show all posts

Monday, September 28, 2009

onu da sonra anlatırım

neler birikti neler:

  • egiboy'un 2009 yaz tatili

  • işle güçle ilgili mevzular

  • okul sonu muhasebesi

  • planlar, projeler, hayal aleminden haberler


kafamı toparlayınca "pissmi" deyu olaya dalmak farz.

Saturday, March 21, 2009

son iki haftanın tortusu

kaça bölündüğümü bilmiyorum şu sıra.  bu entry de mitoza bağlasın:

  • iş: bir ay içinde ikinci kez hafta sonu eğitime gitmek durumunda kaldım.  hadi geçen seferki eğitim epey yeni bilgi içeriyordu hiçbir şey değilse, ama bu seferki hakikaten deli saçmasıydı.  eft diye bir olay.  bankada eft olsa olsa elektronik fon transferi olur, değil mi?  yok, bu "emotional freedom techniques" imiş.  içinde bulunduğun psikolojik çöküntüyü ya da sana sıkıntı veren fizyolojik arazları belli akupunktur meridyenlerine ellerinle dokunarak/vurarak ve "problemin kaynağına inmeye çalışarak" giderebiliyormuşsun eft ile.  gideremedin mi? o zaman o problemin bileşenleri vardır, onları keşfedip onlar için de seans seans eft yapacaksın.   yapacaksın da nasıl?  önce problemini üzerinde çok da fazla düşünmeden belirleyeceksin: "karıma şiddet uyguladığım için kendimden nefret etmeme rağmen kendimi tamamen ve derinden kabul ediyorum".  sonra sırasıyla vücudunu sağ tarafı için kafanın üstüne, kaşlarının bitim yerine, göz yanına, göz altına, üst dudak çukuruna, çene çukuruna, köprücük kemiğinin yumru tarafına, meme altına, koltuk altı boşluğuna, baş, işaret, orta ve serçe parmağına, yüzük ve serçe parmağı arasında elin üzerinde bulunan çukura en az yedişer kez vuracaksın ve bu esnada devamlı "bu nefreti bu nefret" deyu sayıklayacaksın.  bir iki garip kafa ve göz hareketinden sonra bu kez sol tarafa geçeceksin.  bunu kendini yeterince rahatlatabilene kadar (ne demekse) yapacaksın.  ta-daaa! eft yapmayı öğrendin.  yalnız bunu başkasına öğretmeye sak-kın kalkışmayacaksın, çünkü o kişinin duygularını açığa çıkarıp sonra onlarla ne yapaacağını bilemeyebilirsin.  eleman orada hık diye takılır kalır.  bu nedenle bu şarlatanlığı sadece bir üst kademe şarlatanlardan öğrenebilirsin.  tam bir new age zırvası, ve buna  tüm hafta sonumu vermek zorunda kalmış olmak beni halen sinirden kudurtuyor.  ama problem değil, hemen başlayalım: "hafta sonumu böylesi bir deli saçmasına kurban ettiğim için sinirden kudurmama rağmen kendimi tamamen ve derinden kabul ediyorum.  bu kudurtu, bu kudurayazma, bu kudurganlık"...  hepsinden daha bombası, "eğitim"den sonra dağıtılan standart değerlendirme formundaki şu ibare: "bu eğitimde öğrendiklerinizi iş yaşamınızda uygulayabileceğinizi düşünüyor musunuz?"  abi siz neyin peşindesiniz?  eğer eğitim birimimiz eft denilen nanenin iş başında yapılabileceğine inanıyorsa pazartesi ilk iş olarak ofisteki 2 m2 yerimi feng shui'ye göre düzenleyip tüm kattakilere secret kitabı+dvd'si dağıtmak farz oldu.

  • bitirme projesi: projeye aynen devam ama işin çapı ilk başta tahmin ettiğimden çok daha büyükmüş meğersem.  bir önceki entry'de verdiğim adresleri programatik olarak taradım, mantıklı bir örgü çıkarmaya çalıştım.  şu ana kadar çıkardığım sonuç ise iett'nin kaç tane hattı/durağı olduğunu bilmediği.  internet üzerinde kullanıma açtıkları veri tutarsızlıklarla dolu.  ha, bilip de koymuyorlarsa doğru veriyi, o zaman ben de iett'yi kınarım ve yöneticilerine laflar hazırlarım.

  • hayat: yok.  kendime ait bir zamanım yok.  okunacaklar, yapılacaklar, inşa edilecekler birikedurmakta.

Monday, March 2, 2009

taşındık!

3,5 sene kadar blogger'da devam ettirdim egiBlog'u, iyi ya da kötü.  her ne kadar başlangıçta iyi gibi görünse de arada yeni birşeyler denemek istediğimde hep problemlerle karşılaştım.  bu tür problemleri her türlü ayarını ıvırını zıvırını kurcalayabileceğim bir yerde (mesela host edilmiş bir blog'da) yaşamayacağımı düşündüm ve egiBlog'daki eski post'larla beraber buraya, yeni egiBlog'a taşındım.

hadi bakalım, kolay gelsin...

Wednesday, September 17, 2008

egiboy.banalspot.com

gece gece fabuloso bir mesaj aldım şirin'den, facebook üzerinden. bir dizi iyi niyetli öneri:
yaa egiboy oncelikle noolur facebook'taki adini degistir her status update'inde egiboy is doing this and that yerine kemal is doing this and that yaziyo.
neyse, senin blogunu da takip ediyorum, ne guzel tatildesin :)) hic fotograf koymuycak misin? koysana azicik deniz kumsal vs fotografi gozumuz gonlumuz acilir :) bi de son olarak, bana blogumla ilgili "sunu yaz sunu yazma" diyenlere kil olurum onun icin feel free to ignore this, ama ne biliim isinde yaptigin teknik seylerle ilgili yazinca ben hicbisey anlamadigim icin boyle bon bon bakiyorum. oysaki boyle tatildeyken yazdiklarin tipinde seyler yazinca daha cok hosuma gidiyo. ama bu sadece bi helpful suggestion. kizmazsin umarim :/
hadi sana iyi dinlenmeler, iyi recharge olmalar. cok opuyorum kendine iyi bak!

sirin
bekletmeden irdeleyelim:

"kemal" olayı konusunda ben de rahatsızım aslında. dedemin adı kendisi, hatta onun da (namık kemal) yarısı. resmi işlemler haricinde hiç kullanmadım, imzamda "k." şeklinde bile bulunmaz. öss'de yanıt formunda adımı kodlarkenki halim gözümün önüne geldiğinde hele daha bir bozum olurum. neyse, facebook resmi daire olmadığına göre orada kemale ermeye ne gerek var? egemenlik yetmiyor mu? her millet hak ettiği şekilde yönetilir ey okur; senin de payına olgunlaşmadan iktidara gelen bir kifayetsiz muhteris düştü :P sonuç itibariyle şirin'in ikazı yerinde.

tatil fotografı konusunda ne yazık ki yardımcı olamıyorum. devam etmekte olan ve hiç bitmesini istemediğim (tatilinin bitmesini isteyecek kişilerle tanışıp onları ilgili sağlık kurumlarına yönlendirmek istiyorum bu arada) tatilimin blog post'ları haricinde tamamen belgelenmemiş bir tatil olmasını istedim, bu yüzden değil fotograf çekmek fotograf makinamı yanıma bile almadım. kendi adıma pişman değilim ama bu isteği karşılayamamama neden olduğu için üzgünüm. en başta egiBlog'da da detaya girmeyi düşünmüyordum, zira tatil insanın kendi için yaptığı bir şey ve hiçbir zaman bir ortamda "tatilde şuraya gittik, şuraya çıktık burdan indik oradan kaydık düştük uf olduk" falan diye anlatma hevesim olmadı. maldivler'e gidip fotoları ofiste dolaştırmak falan... ne bileyim, sevmem böyle şeyleri ama şu şehir kurtarma mevzuu fena dürttü beni. sonuç itibariyle "çekemediğin fotograf senin değildir" dememişler ama birinin deme zamanı gelmişti, dedim :P birkaç gündür çarşaf gibi olan deniz ve batarken tavdaki kızgın demir gibi kızıldan kızıla bürünen güneş de bana kalsın ;)

"şunu yaz şunu yazma" konusunda bir iritasyon, bir tahriş söz konusu olsa da yapıcı her türlü öneri kabulümüz. egiBlog'da o sıra neyle uğraşıyorsam onunla ilgili bir şeyler yazmaya çalışıyorum. işle ilgili neredeyse hiçbir şey yazamıyorum zaten, çünkü çoğu yeni çıkacak bir bankacılık ürünüyle falan ilgili oluyor ve çıkana kadar da kimsenin haberinin olmaması lazım. saman altından su yürütmek, sürpriz faktörü, hasan almaz basan alır, muz cumhuriyeti darbesi modeli iş geliştirme yöntemi, hangisini uygun görürseniz ondan yani. diğer teknik şeylerle ise tamamen kendi zamanımda ilgileniyorum o da tamamen işte (iş'te) bu tür yeni şeylerle oynamamızın mümkün olmamasından ve bunun etkisiyle paslanıp kalmak istemememden dolayı. o işlerle (ki genelde "egiboy planlama teşkilatı" şeklinde tag'lenmiş oluyorlar) ilgili post'lar aynı zamanda kendim için hatırlatma notları. iş zamanı zaten eski ve yeni programlama paradigmaları içinde boğuşma halinde geçtiği için bu zırada yazılan post'lar da haliyle blogspot'a değil de (olsa) banalspot'a yazılmış gibi oluyor. şöyle bir çözüm geliştirilebilir; geniş bir zamanda ben yüz küsur post'u teknik/değil şeklinde tag'lerim, böylece egiBlog'un banal/bayık/jargonistik/nerdfeed kısmı filtrelenebilir.

böyle yani.

Saturday, September 6, 2008

tatildeyin

sonunda.

egiboy.

tatilde.

kuşadası'ndayım. hava ac-caip sıcak. biraz bayık, hatta burada detayına girmeyeceğim bir olay nedeniyle can sıkıcı başladı ama ısınacağım sanki. günlerden 7 eylül; kuşadası'nın düşman işgalinden kurtuluş günüymüş. meydanda asker abiler rap rap yapıyor. belediye dozerlere, itfaiye arabalarına, çöp kamyonlarına türk bayrakları asmış caddelerde dolandırıyor, şöförleri kornaya abanıyor da abanıyor. dükkanın birindeki hanutçu "burayı çöp kamyonuyla mı kurtarmışlar, helal valla" deyince yarılayazdım. efeler harmandalı oynuyor, burma bıyıklı gaziler tüfeklerini (evet, tüfek) çatmış kenardan seyrediyorlar. hiçbiri "benim o sıra kore'de ne işim vardı?" diye soruyormuş gibi görünmüyordu. esnaf "önce vatan, en büyük asker bizim asker" şeklinde fırsat buldukça tempo tutuyor. böylelikle hem en kıvamlısından ara gazını veriyor, hem de ülkesine, iline ve dahi ilçesine gerektiğinde nasıl sahip çıkacağını bu anlamlı günde bir kez daha ifade etmiş oluyor.

en son sekiz yıl önce gelmiştim ada'ya. daha bir beton, daha bir rantiye cenneti olmuş geçen zaman içinde. insan söylenmeden edemiyor; dükkan önü goygoyculuk yapacağına ekmeğini bir şekilde sana kazandıran çevrene, kuşadası'nın doğal güzelliklerine sahip çıksaydın ya esnaf beyabim? eskiden kalantor amerikalı amcalar görürdüm hep burada, şimdi ortalık (stereotipik hatta belki biraz yabancı düşmanı bir şeyler geliyor, sıkı durun) gürültücü, herşey dahil arsızı, ne istediğini bilmeyen bulgar/romen/rus amca/teyze kaynıyor. otelde de çok var kendilerinden, umarım rahat verirler de uyuyabilirim.

kafam karışık, uykusuzum. otele yerleşmeli, biraz formula'ya bakmalı, sonrasında ortamlara akmalı :P otelde wifi var mıydı hatırlamıyorum ama starbükü'nün beleş wifi bağlantısı iyi geldi. arada yazarım bi'şeyler.

Wednesday, June 11, 2008

kafanı toparla!

herhangi birşeyi anlatmaya çalışırken artık kendimi paralel düşünce işlemeye zorlamaktan mı yoksa herhangi bir bağlamda belli bir süreden kalmayı becerememekten midir bilinmez, konudan konuya atlıyorum. her ne kadar bazı durumlarda işe bile yarasa (tabu oynarken çağrışımlar kadar işe yarayan ne var yasak kelimeleri söylememek dışında?) da çok şikayetçiyim bu durumdan. kayda, daha doğrusu yazıya alınmış bir hali moleskine'imde karalanmış bulunuyor, buraya da koymadan edemedim. abimin doğum günüyle ilgili bir blog entry'si olacaktı eğer olabilseydi, ama ameliyat masasında kaldılar:
bugün abimin doğum günü. her seferkinden biraz özel yalnız bu yılki, çünkü kendileri artık 30 yaşında (doldurduğun yaş sayılıyordu, değil mi? yani 23 mayıs 1978 doğumlu biri 30 yaşındadır ve 31'inden gün alacaktır, doğru mu? zaten bir bunu kıvıramıyorum bir de akrabalık ilişkilerini. mesela elti nedir allahaşkına? e.t.'nin nesidir? bu kadar sözcük kalabalığına ne gerek var? adres tarif ederken başlangıç noktasını belirldikten sonra sadece ileri/geri/sağ/sol yeterliyken, birinin size yakınlığını tarif ederken anne/baba/(abi/abla)/kardeş kelimeleri ("çekirdek aile komut seti" :) ) neyimize yetmiyor? hayır yani, problem tanımına baktığında biri ağaç karışlama (tree traversal), diğeriyse yönlü bir çizgede iki nokta arası güzergahı işaretleme. ilk problemdeki yapı hiyerarşik olduğundan işimiz çok daha kolay. diğer problemde ise hem devamlı bir oryantasyon kontrolü yapmak lazım, hem de bağlantılar öngörülemiyor; mesela kadıköy altıyol'da bahariye caddesi'nden boğa'ya gidiş yönünde "sol" neresi? hangi sol, kaçıncı sol? bu nedenle daha basit bir yönerge setiyle daha karmaşık bir problemi çözerken çok daha basit bir problemde ortalığı jargona boğmak niye? neyse, otuz? otuz.)

amiyane tabirle, "bu ne lan"? tekrar yazarken bile yoruldum. en acilinden tatile çıkmak gerekiyor, görünen o. bünyeyi tuzlu suya yatırmak gerek. ağustos ortasından önce olamayacak ama bu ne yazık ki...

Monday, May 28, 2007

egiboy yorumlarınızı yorumluyor, #1

yazmaya değer hiçbir şey yapmıyorum, süper! o zaman n'apıyoruz, güzin ablacılıkla geleneksel egiboy ukalalığını harmanlıyoruz ve yeni köşemizi tanıtıyoruz: egiboy yorumlarınızı yorumluyor!

meltem yanlış anlaşılma üzerine 22.5.7 tarihli yazımı yanlış anlayıp anlamadığı ile ilgili bir iç anlaşmazlığa düşmüş. beni tamamen doğru anladığını ve ortada halen bir yanlış anlaşılma varsa bunu anlayışla karşılayacağımı kendisine bildiririm, muştularım, daha neler neler.

mine kızımız durmamış, cuma (25.5.7) günüyle ilgili girdiğim entariyi gazal'a okumuş. evet, şaşırdım menünün fotografını çekmesine, ama o saatte bende herhangi bir şeye mana verebilecek kafa var mıydı, hiç sordunuz mu, sorsanız söylemez miydik? blog entarisini şeettirirken aklıma "gerizekalı yiyemem aman" olayı geldi, o sıra özdenetimden geçirmeden klavyemin ucundan şıp demiş damlamış. kırılan gücenen varsa hayvanlık etmişim, cümlenin sonundaki ":P"'a sığınırım.

yarın inanç'tan birtakım drama insanları "gözlerimi kaparım vazifemi yaparım"ı oynayacaklarmış eyüboğlu koleji'nde. orada olacağım, olmaya çalışacağım. gelen olursa görüşelim...

Monday, May 21, 2007

kendini ifadeden sıfır!

cümlelerimi yanlış mı kuruyorum hep yahu? bir önceki olay kadar fecaat içermese de meltem'cim yanlış anlamış beni ;(

ona takılmak için tracker koyduğunda "big meltem is watching you" yazmıştım, sonra da aynı olaya değinerek, egiBlog'a da google analytics'den tracker koyduğumda "ona çamur atmıştım ama ben de yaptım işte, çok da güzel oldu" şeklinde anlaşılması gereken bir-iki cümle yazdım. kesinlikle tekrar eleştirmedim. iyi bir fikir zira kimin sana nereden nasıl ulaştığı hakkında bilgi/fikir sahibi olmak.

"bir önceki olay" deyip de anlatmamak olmaz tabii. inanç'tan kimyacımız güler hanım, kendisi hakkında ek$i'de yazdığım entry'deki bir noktaya takılarak geçici bir süre benimle ilişkilerini maslahatgüzarlık seviyesine indirmişti. önce entry'yi görelim uğur'cum:
and the burçin insanı.

ayrıca kapağındaki inanç lisesi yazısını silgi ve çıkmaz kalem marifetiyle "iman sesi"ne çevirip bir de arka fona ezan okuyan tipsiz bir hoca * çizdiğim prep diary'mi görünce desibelinin ayarı kaçmış bir şekilde "çabuk yoket şunu!" deyişi halen kulaklarımda çınlamakta, bir kısım duyu kayıplarımı da olanca gerçekliğiyle açıklamaktadır.

ayrıca hiçbirine gitmediğim lgs (e tabi zamanında "fen liseleri sınavı" diye bilirdik biz onu) hazırlık dersleri verirdi okul saatleri dışında. sonuç için (bkz: kabataş erkek lisesi/@egiboy)
peki neden küsmüştü bana güler hanım? kendisine "tipsiz" demişim diye! bir kere, inanç öğrencisi öğretmenine "hocam" demez, kaldı ki "hoca" kelimesi ile "tipsiz" kelimesi arasında es verilmesini gerektirir bir noktalama işareti falan da yok. bu ve başka nedenlerden dolayı da güler hanım'la ilgili değil bir tipsizlik iddiası, iması bile yok yukarıdaki entry'de. zaten entry'yi kendilerine tekrar okuyarak çözmüştük olayı, güler hanım da büyükelçisini geri göndermişti.

demem o ki, yanlış anlamayın beni, üzülüyorum...