twitter beni çok bozdu.
okuma alışkanlıklarım değişti mesela; uzun metinlere gereken sabrı eskisi kadar gösteremiyorum. yazma hevesimi 140 karakter içinde kafesliyorum. sanırım sadece dükkan içi yazışmalarda ve yalnızca öyle olması gerektiği için daha uzun yazıyorum. yapmayı tasarladığım şeylerin peşinden gitmekten, nokta atışı ya da tamamen keyfekeder okumalar yapmaktan, arada durup kendimi dinlemektense gündemden geri kalma korkusuna yenik düşüyorum.
bir sorun var.
farkındayım, gidereceğim. aha buraya yazıyorum, daha da yazacağım.
Showing posts with label blog. Show all posts
Showing posts with label blog. Show all posts
Thursday, June 16, 2011
Monday, January 17, 2011
gelecek zamana övgü
15 ağustos 2010 tarihinde ani'nin bir yorumuna şöyle bir yanıt vermişim:
evet, gelecek zaman. hiç ulaşamayacağımız bir kızılelma, duyularımızla hiç algılayamayacağımız yakınlıkta olmasına rağmen hem de. aynı zamanda o ulaşma, algılama çabasındaki bile bile beyhudeliktir gelecek zaman. ne var ki, gelecek zamanda olacağı muştulanan şeyler zamanı geldiğinde yerine gelmemişse, muştu sahibine muşta marifetiyle girişilmesi helale yakın mekruhtur, renkler arasında ekrudur, erkekse mutasım, kız ise münteha'dır.
lagaluga faslını bırakıp sadede gelelim: egiBlog ile ilgili sırada bekleyen n tane nane mevcut. bunlar "geçmiş zaman olur ki, hayali cihan değer" kategorisi dahilinde kaderlerini beklemekle beraber öne kaynayan bir iki şey olacak (yine -cak, yine -cak! egiboy bıkmadı, bıkmaya-cak!). bunlardan ilki "ben bugün bun(u/ları) buldum". internette, okuduğum bir dergi ya da kitapta ilgimi çeken bir şey varsa bunlar egiBlog'da iki şekilde yer alabilecek:
her iki durumda da yazı bbbb diye -for your viewing pleasure- tag'lenmiş olacak. hem bir hatırlama/paylaşma noktası olsun, hem de twitter'da favori olmasa da başka türlü ayırmak mümkün olmadığından favori diye işaretlemek zorunda kaldığım tweet'ler erisin diye çok amaçlı bir yenilik. sizleri bilmem, bana hayırlı olsun.
olacak, yapılacak, kat çıkılacak. dillere gelecek zaman büyüklerimiz tarafından efkar-ı umumiyeye umut aşılasın diye eklenmiştir; zira gelecek hepimize aydınlık yarınlar müjdelemektedir. okumaya devam ediniz efendim…
evet, gelecek zaman. hiç ulaşamayacağımız bir kızılelma, duyularımızla hiç algılayamayacağımız yakınlıkta olmasına rağmen hem de. aynı zamanda o ulaşma, algılama çabasındaki bile bile beyhudeliktir gelecek zaman. ne var ki, gelecek zamanda olacağı muştulanan şeyler zamanı geldiğinde yerine gelmemişse, muştu sahibine muşta marifetiyle girişilmesi helale yakın mekruhtur, renkler arasında ekrudur, erkekse mutasım, kız ise münteha'dır.
lagaluga faslını bırakıp sadede gelelim: egiBlog ile ilgili sırada bekleyen n tane nane mevcut. bunlar "geçmiş zaman olur ki, hayali cihan değer" kategorisi dahilinde kaderlerini beklemekle beraber öne kaynayan bir iki şey olacak (yine -cak, yine -cak! egiboy bıkmadı, bıkmaya-cak!). bunlardan ilki "ben bugün bun(u/ları) buldum". internette, okuduğum bir dergi ya da kitapta ilgimi çeken bir şey varsa bunlar egiBlog'da iki şekilde yer alabilecek:
- periyodik "ben bugün bunu buldum" yazıları içinde,
- o denli fevşukelade bir "buluş ise özel, bbbb dışı bir yazıda.
her iki durumda da yazı bbbb diye -for your viewing pleasure- tag'lenmiş olacak. hem bir hatırlama/paylaşma noktası olsun, hem de twitter'da favori olmasa da başka türlü ayırmak mümkün olmadığından favori diye işaretlemek zorunda kaldığım tweet'ler erisin diye çok amaçlı bir yenilik. sizleri bilmem, bana hayırlı olsun.
Friday, September 24, 2010
eylül 2010: gelecek program
- temmuz 2010 tatil macerası
- wired dergilerimin gelme serüveni
- eylül 2010 istanbul'dan kaçış: "the vacation that never comes"
yakında egiblog'da!
Tuesday, December 1, 2009
nizam-ı blog
bir ara egiBlog'a biraz nizam, intizam vermek lazım. güzel bir şeyler tasar etmek ve o tasarımı tavizsiz uygulamak lazım...
... ne var ki şu anki gidişata göre bu iş gelecek yılın işiymiş gibi duruyor. iş dışı işlerden -amma da "iş" dedim ha!- şu sıra zamanımı sömüreni, dükkandaki dosya paylaşım sistemimin (filezilla server üstü 1-2 el yapımı uygulama) gözden geçirilmesi. şimdilik kim neyi kaç kez indirmiş, upload yapanlar ne kadar upload yapmış, onları incelemeye çalışıyorum. tüm server log'larını (2008 mart-bugün) bir db'ye aktarıyorum; bu şekilde her halükarda n tane log dosyasına göre daha sorgulanabilir olacak elimdeki veri. daha ileri aşamalarda ise paylaşım sisteminde neleri tutup neleri atacağımı belirlemeye çalışacağım.
işte de bir aralık ayı klasiğiyle uğraşıyor olacağım. dükkanın müşterilerine biraz pahalıya patlayacak bir iş :)
twitter'a fena sardırdım şu sıra. geçen sene nisan'da başlamışım tweet'lemeye. hatta baktım ki, yukarıda bahsettiğim işe twitter'da değineli bir yılı geçmiş (uuu, yüzkarası). egiBlog'a eskisinden de seyrek yazıyor olmamın en temel nedeni olsa gerek twitter.
... ne var ki şu anki gidişata göre bu iş gelecek yılın işiymiş gibi duruyor. iş dışı işlerden -amma da "iş" dedim ha!- şu sıra zamanımı sömüreni, dükkandaki dosya paylaşım sistemimin (filezilla server üstü 1-2 el yapımı uygulama) gözden geçirilmesi. şimdilik kim neyi kaç kez indirmiş, upload yapanlar ne kadar upload yapmış, onları incelemeye çalışıyorum. tüm server log'larını (2008 mart-bugün) bir db'ye aktarıyorum; bu şekilde her halükarda n tane log dosyasına göre daha sorgulanabilir olacak elimdeki veri. daha ileri aşamalarda ise paylaşım sisteminde neleri tutup neleri atacağımı belirlemeye çalışacağım.
işte de bir aralık ayı klasiğiyle uğraşıyor olacağım. dükkanın müşterilerine biraz pahalıya patlayacak bir iş :)
twitter'a fena sardırdım şu sıra. geçen sene nisan'da başlamışım tweet'lemeye. hatta baktım ki, yukarıda bahsettiğim işe twitter'da değineli bir yılı geçmiş (uuu, yüzkarası). egiBlog'a eskisinden de seyrek yazıyor olmamın en temel nedeni olsa gerek twitter.
Monday, March 2, 2009
taşındık!
3,5 sene kadar blogger'da devam ettirdim egiBlog'u, iyi ya da kötü. her ne kadar başlangıçta iyi gibi görünse de arada yeni birşeyler denemek istediğimde hep problemlerle karşılaştım. bu tür problemleri her türlü ayarını ıvırını zıvırını kurcalayabileceğim bir yerde (mesela host edilmiş bir blog'da) yaşamayacağımı düşündüm ve egiBlog'daki eski post'larla beraber buraya, yeni egiBlog'a taşındım.
hadi bakalım, kolay gelsin...
hadi bakalım, kolay gelsin...
Saturday, December 27, 2008
çakmahaber
gündemde olan biten şeylerle ilgili one-liner'lar yazıktıracağım bir yer lazımdı. o yer burası: http://cakmahaber.blogspot.com/
arada bir bakın.
arada bir bakın.
Wednesday, October 29, 2008
sokağa çıkma yasağı bitti
blogger geri dönmüş. güzel.
ey eşraf, ey eşhas-ı aliye! bundan sonra bu tür olaylar için bbg kuralı geçerlidir.
bana
bunlarla
gelmeyin!
capiche?
ey eşraf, ey eşhas-ı aliye! bundan sonra bu tür olaylar için bbg kuralı geçerlidir.
bana
bunlarla
gelmeyin!
capiche?
Tuesday, October 28, 2008
pire, yorgan, yasa, hukuk, gak, guk
blogger kapalı.
blogger'dan blog almış biri ücretsiz streaming maç yayını linki veriyor diye tüm blogger mahkeme kararıyla kapalı. digiturk antifraud bölümü'nün cansiperane çalışması sonucu bu da gerçekleşti. normal bir yerde bu işler nasıl yürür? sorun yaratan içeriğin sahibiyle temasa geçilir, bir "cease and desist" mesajı döşenir ve büyük ihtimalle yasal yollara başvurmaya gerek bile kalmadan içerik barındırıcısı içeriği kaldırır. yalnız konu digiturk antifraud ekibi olunca normal bir davranış beklemek güç. paçalarından kurumsal ciddiyet akan şu mektuba bakar mısınız:
canımızın sıkıldığıyla ve elaleme rezil olduğumuzla kalıyoruz her kapatmada, kimse bunu farkına var(a)mıyor mu?
blogger'dan blog almış biri ücretsiz streaming maç yayını linki veriyor diye tüm blogger mahkeme kararıyla kapalı. digiturk antifraud bölümü'nün cansiperane çalışması sonucu bu da gerçekleşti. normal bir yerde bu işler nasıl yürür? sorun yaratan içeriğin sahibiyle temasa geçilir, bir "cease and desist" mesajı döşenir ve büyük ihtimalle yasal yollara başvurmaya gerek bile kalmadan içerik barındırıcısı içeriği kaldırır. yalnız konu digiturk antifraud ekibi olunca normal bir davranış beklemek güç. paçalarından kurumsal ciddiyet akan şu mektuba bakar mısınız:
Sn Serkan Turan veya kimseniz."vay bubayın" dediğinizi duyar gibiyim. arkadaşların ilginç bir çalışma yöntemi var; kendilerini ifade ediş şekilleri ise çarpıcı ama çok da orijinal değil, hatta kasımpaşa kokuyor doğrusunu söylemek gerekirse. memlekette kasımpaşa kanunları geçerli olduğundan kendini düzene uydurabilenler yolunu buluyor böyle şeylerin. adnan hocacılar mesela, site kapatmayı spor haline getirdiler. geçen ayın başında denize döktüğümüz yunanlar youtube'a arada bir atatürk'ü karalayan videolar yerleştirip sonu gelmeyen kamu davaları ve site kapatma serilerine kaynak oluşturuyorlar kasımpaşalı kurum ve kuruluşlarımızı tetikleyerek. bilişim hukuku ortadayken absürdlüğün dibine vurarak, medeni kanuna dayanarak kapatma kararları alınabiliyor. işin ayarı mutlaka ama mutlaka, istisnasız kaçırılıyor.
Bilmenizde fayda vardır ki ortalama her hafta sonu yayınlanan maçlar için Digiturk 8.000.000 YTL civarında bir para ödüyor, Hiç düşündünüzmü ki iacaba sizin site ratinglerinize göre Digiturk’ ödemeniz gereken tazminat ne kadar olacaktır. Bu hesapları hemen yapmaya başlamınızda fayda var. Ciddi bir pişmanlık ve özür yazısı ile bir daha yapmayacağınıza dair bir mailinizi yarın akşama kadar almazsam pişmiş tavuğun başına gelenlere gıpta ile ve özenerek bakacağınıza söz veririm.
Bunun yanı sıra FSEK’i ihlal’in cezası da 4 yıl hapis ve 150.000.-YTL para cezasıdır. Ama korkmayın ltf. Mahkemede kravat takarsanız cezadan indirim yaparlar. Biz de tazminattan indirim yaparız merak etmeyin bununla birlikte ödemeniz gereken tazminat 7 göbek sülalenizin bir kaç yılda kazanacağı paradan az olmayacaktır sanırım.
Size başarılar diliyorum. Yiğitseniz sitenizdeki yayınları kaldırmaz ve istediğim maili bana göndermezsiniz.
Cihangir KARABAĞLI.
Digiturk Antifraud Bölümü Yöneticisi.
canımızın sıkıldığıyla ve elaleme rezil olduğumuzla kalıyoruz her kapatmada, kimse bunu farkına var(a)mıyor mu?
Saturday, September 20, 2008
beni kategorize etme
geçen gün bahsettiğim teknik/değil tag'lemesini hazır boşken yaptım. üç yeni kategorimiz var artık:
ayırın, karıştırın! :P
- teknik (bayık, banal, jargona bulanmış post'lar)
- değil (arı, duru, insanın içini açan post'lar)
- kekremsi (arada kalmış, karaktersiz post'lar)
ayırın, karıştırın! :P
Wednesday, September 17, 2008
egiboy.banalspot.com
gece gece fabuloso bir mesaj aldım şirin'den, facebook üzerinden. bir dizi iyi niyetli öneri:
"kemal" olayı konusunda ben de rahatsızım aslında. dedemin adı kendisi, hatta onun da (namık kemal) yarısı. resmi işlemler haricinde hiç kullanmadım, imzamda "k." şeklinde bile bulunmaz. öss'de yanıt formunda adımı kodlarkenki halim gözümün önüne geldiğinde hele daha bir bozum olurum. neyse, facebook resmi daire olmadığına göre orada kemale ermeye ne gerek var? egemenlik yetmiyor mu? her millet hak ettiği şekilde yönetilir ey okur; senin de payına olgunlaşmadan iktidara gelen bir kifayetsiz muhteris düştü :P sonuç itibariyle şirin'in ikazı yerinde.
tatil fotografı konusunda ne yazık ki yardımcı olamıyorum. devam etmekte olan ve hiç bitmesini istemediğim (tatilinin bitmesini isteyecek kişilerle tanışıp onları ilgili sağlık kurumlarına yönlendirmek istiyorum bu arada) tatilimin blog post'ları haricinde tamamen belgelenmemiş bir tatil olmasını istedim, bu yüzden değil fotograf çekmek fotograf makinamı yanıma bile almadım. kendi adıma pişman değilim ama bu isteği karşılayamamama neden olduğu için üzgünüm. en başta egiBlog'da da detaya girmeyi düşünmüyordum, zira tatil insanın kendi için yaptığı bir şey ve hiçbir zaman bir ortamda "tatilde şuraya gittik, şuraya çıktık burdan indik oradan kaydık düştük uf olduk" falan diye anlatma hevesim olmadı. maldivler'e gidip fotoları ofiste dolaştırmak falan... ne bileyim, sevmem böyle şeyleri ama şu şehir kurtarma mevzuu fena dürttü beni. sonuç itibariyle "çekemediğin fotograf senin değildir" dememişler ama birinin deme zamanı gelmişti, dedim :P birkaç gündür çarşaf gibi olan deniz ve batarken tavdaki kızgın demir gibi kızıldan kızıla bürünen güneş de bana kalsın ;)
"şunu yaz şunu yazma" konusunda bir iritasyon, bir tahriş söz konusu olsa da yapıcı her türlü öneri kabulümüz. egiBlog'da o sıra neyle uğraşıyorsam onunla ilgili bir şeyler yazmaya çalışıyorum. işle ilgili neredeyse hiçbir şey yazamıyorum zaten, çünkü çoğu yeni çıkacak bir bankacılık ürünüyle falan ilgili oluyor ve çıkana kadar da kimsenin haberinin olmaması lazım. saman altından su yürütmek, sürpriz faktörü, hasan almaz basan alır, muz cumhuriyeti darbesi modeli iş geliştirme yöntemi, hangisini uygun görürseniz ondan yani. diğer teknik şeylerle ise tamamen kendi zamanımda ilgileniyorum o da tamamen işte (iş'te) bu tür yeni şeylerle oynamamızın mümkün olmamasından ve bunun etkisiyle paslanıp kalmak istemememden dolayı. o işlerle (ki genelde "egiboy planlama teşkilatı" şeklinde tag'lenmiş oluyorlar) ilgili post'lar aynı zamanda kendim için hatırlatma notları. iş zamanı zaten eski ve yeni programlama paradigmaları içinde boğuşma halinde geçtiği için bu zırada yazılan post'lar da haliyle blogspot'a değil de (olsa) banalspot'a yazılmış gibi oluyor. şöyle bir çözüm geliştirilebilir; geniş bir zamanda ben yüz küsur post'u teknik/değil şeklinde tag'lerim, böylece egiBlog'un banal/bayık/jargonistik/nerdfeed kısmı filtrelenebilir.
böyle yani.
yaa egiboy oncelikle noolur facebook'taki adini degistir her status update'inde egiboy is doing this and that yerine kemal is doing this and that yaziyo.bekletmeden irdeleyelim:
neyse, senin blogunu da takip ediyorum, ne guzel tatildesin :)) hic fotograf koymuycak misin? koysana azicik deniz kumsal vs fotografi gozumuz gonlumuz acilir :) bi de son olarak, bana blogumla ilgili "sunu yaz sunu yazma" diyenlere kil olurum onun icin feel free to ignore this, ama ne biliim isinde yaptigin teknik seylerle ilgili yazinca ben hicbisey anlamadigim icin boyle bon bon bakiyorum. oysaki boyle tatildeyken yazdiklarin tipinde seyler yazinca daha cok hosuma gidiyo. ama bu sadece bi helpful suggestion. kizmazsin umarim :/
hadi sana iyi dinlenmeler, iyi recharge olmalar. cok opuyorum kendine iyi bak!
sirin
"kemal" olayı konusunda ben de rahatsızım aslında. dedemin adı kendisi, hatta onun da (namık kemal) yarısı. resmi işlemler haricinde hiç kullanmadım, imzamda "k." şeklinde bile bulunmaz. öss'de yanıt formunda adımı kodlarkenki halim gözümün önüne geldiğinde hele daha bir bozum olurum. neyse, facebook resmi daire olmadığına göre orada kemale ermeye ne gerek var? egemenlik yetmiyor mu? her millet hak ettiği şekilde yönetilir ey okur; senin de payına olgunlaşmadan iktidara gelen bir kifayetsiz muhteris düştü :P sonuç itibariyle şirin'in ikazı yerinde.
tatil fotografı konusunda ne yazık ki yardımcı olamıyorum. devam etmekte olan ve hiç bitmesini istemediğim (tatilinin bitmesini isteyecek kişilerle tanışıp onları ilgili sağlık kurumlarına yönlendirmek istiyorum bu arada) tatilimin blog post'ları haricinde tamamen belgelenmemiş bir tatil olmasını istedim, bu yüzden değil fotograf çekmek fotograf makinamı yanıma bile almadım. kendi adıma pişman değilim ama bu isteği karşılayamamama neden olduğu için üzgünüm. en başta egiBlog'da da detaya girmeyi düşünmüyordum, zira tatil insanın kendi için yaptığı bir şey ve hiçbir zaman bir ortamda "tatilde şuraya gittik, şuraya çıktık burdan indik oradan kaydık düştük uf olduk" falan diye anlatma hevesim olmadı. maldivler'e gidip fotoları ofiste dolaştırmak falan... ne bileyim, sevmem böyle şeyleri ama şu şehir kurtarma mevzuu fena dürttü beni. sonuç itibariyle "çekemediğin fotograf senin değildir" dememişler ama birinin deme zamanı gelmişti, dedim :P birkaç gündür çarşaf gibi olan deniz ve batarken tavdaki kızgın demir gibi kızıldan kızıla bürünen güneş de bana kalsın ;)
"şunu yaz şunu yazma" konusunda bir iritasyon, bir tahriş söz konusu olsa da yapıcı her türlü öneri kabulümüz. egiBlog'da o sıra neyle uğraşıyorsam onunla ilgili bir şeyler yazmaya çalışıyorum. işle ilgili neredeyse hiçbir şey yazamıyorum zaten, çünkü çoğu yeni çıkacak bir bankacılık ürünüyle falan ilgili oluyor ve çıkana kadar da kimsenin haberinin olmaması lazım. saman altından su yürütmek, sürpriz faktörü, hasan almaz basan alır, muz cumhuriyeti darbesi modeli iş geliştirme yöntemi, hangisini uygun görürseniz ondan yani. diğer teknik şeylerle ise tamamen kendi zamanımda ilgileniyorum o da tamamen işte (iş'te) bu tür yeni şeylerle oynamamızın mümkün olmamasından ve bunun etkisiyle paslanıp kalmak istemememden dolayı. o işlerle (ki genelde "egiboy planlama teşkilatı" şeklinde tag'lenmiş oluyorlar) ilgili post'lar aynı zamanda kendim için hatırlatma notları. iş zamanı zaten eski ve yeni programlama paradigmaları içinde boğuşma halinde geçtiği için bu zırada yazılan post'lar da haliyle blogspot'a değil de (olsa) banalspot'a yazılmış gibi oluyor. şöyle bir çözüm geliştirilebilir; geniş bir zamanda ben yüz küsur post'u teknik/değil şeklinde tag'lerim, böylece egiBlog'un banal/bayık/jargonistik/nerdfeed kısmı filtrelenebilir.
böyle yani.
Tuesday, May 27, 2008
terms of service
egiBlog'da kullanabileceğim bir widget geliştirmek için bir deneme blog'u açmıştım. sadece başlık, başlıkla aynı entry içeriği ve {a, b, c, d, e} kümesi içinden belli bir bağlantı ağı oluşturacak şekilde tag'leri olan entry'ler girmiştim. tamı tamına 21 tane. sonrasında ne oldu? google şahaneleri bu deneme blogunu askıya alıp dışarıdan erişimi engelledi. niye? süper bayesian filtreleri bu blogu spam blogu olarak sınıflandırmış. eğer 20 gün içinde itiraz etmezsem blog otomatikman silinecekmiş. itiraz sonrası da inceleme yapılacak, ona göre blogun geri gelip gelmeyeceği belli olacakmış. itirazımı yaptım, 5 gün kadar sonra da hiçbir şey olmamış gibi geri geldi test blogum.
anlamadığım konu, dışarıdan herhangi bir sayfaya bir tek link bile yokken (PageRank avcılığı yapmak istemiş olabilirdim) salak sepet bir otomatizasyonla zor durumda kalmış olmak. demek ki neymiş, her denetleme işini algoritmalara devretmek için biraz erkenmiş.
algoritma derken, xkcd'deki karikatür sayfalarının hepsinin altında şu metin var; her okuduğumda gülümsetir:
karikatürlerin hepsi zaten başlı başına yarıcı. az biraz takılın; bilimle ilgileniyorsanız ya da mühendisseniz zaten apayrı bir tat alacaksınız.
anlamadığım konu, dışarıdan herhangi bir sayfaya bir tek link bile yokken (PageRank avcılığı yapmak istemiş olabilirdim) salak sepet bir otomatizasyonla zor durumda kalmış olmak. demek ki neymiş, her denetleme işini algoritmalara devretmek için biraz erkenmiş.
algoritma derken, xkcd'deki karikatür sayfalarının hepsinin altında şu metin var; her okuduğumda gülümsetir:
We did not invent the algorithm. The algorithm consistently finds Jesus. The algorithm killed Jeeves.
The algorithm is banned in China. The algorithm is from Jersey. The algorithm constantly finds Jesus.
This is not the algorithm. This is close.
Tuesday, May 13, 2008
twitter, vesaire
basit. kısa. net. anlık. bir süredir blogumu twitter'la aldatıyorum ;P yan taraftaki twit, twitter, twittest şıftırtısından ya da http://twitter.com/egiboy/ adresinden egiboy'un z raporunu alabilirsiniz.
yapmak isteyip de zamansızlık ve sınır tanımaz üşengeçlik nedeniyle yap(a)madığım şeylerden -ki uzuuunca bir listesi uzuuuuuuuuunca bir zamandır egiboy planlama teşkilatı tag'i ile egiBlog'da yerini almıştır biri de video podcasting. benzer bir işi burak şu sıralar yapıyor, ben de imrene imrene izliyorum. konu türkiye gündemi, baştakiler sayesinde malzeme gani, ortaya çıkan iş de gayet tatminkar. izleyin: http://www.youtube.com/user/gundemden
bu ara bu da 100. blog yazım imiş. iyidir iyi... daha yazardım ama... neyse, neden sonra yazacağımı da sonra yazarım :)
yapmak isteyip de zamansızlık ve sınır tanımaz üşengeçlik nedeniyle yap(a)madığım şeylerden -ki uzuuunca bir listesi uzuuuuuuuuunca bir zamandır egiboy planlama teşkilatı tag'i ile egiBlog'da yerini almıştır biri de video podcasting. benzer bir işi burak şu sıralar yapıyor, ben de imrene imrene izliyorum. konu türkiye gündemi, baştakiler sayesinde malzeme gani, ortaya çıkan iş de gayet tatminkar. izleyin: http://www.youtube.com/user/gundemden
bu ara bu da 100. blog yazım imiş. iyidir iyi... daha yazardım ama... neyse, neden sonra yazacağımı da sonra yazarım :)
Wednesday, April 9, 2008
oecd'den rapor
bir buçuk ay önce bahsettiğim bir konuda (bkz: eğitim vizyon neyin) oecd'den rapor var. bizim sakalımız olmadığından ve bu blog'un etki çapı da pek geniş olmadığından tabii sözümüz dinlenmemiştir, muhtemelen dinlenmeyecektir de. bakalım oecd'nin bu uyarısı teflon yüzeyli milli eğitim bakanlığı'nca dikkate alınacak mı? yoksa bakanlık istek üzerine hazırlanmış bu raporu oecd'den istediğine isteyeceğine bin pişman mıdır?
ayrıca atlanmaması gereken konulardan biri de erkek egemen bir eğitim anlayışının türkiye'de yerleşmiş olduğu tesbiti. hem kızları eğitim sistemine yeterince kazandıramıyor, hem de eğitsel materyallerde kadınları neredeyse sadece ev işiyle meşgul kişilermiş gibi gösteriyor, onlara pasif roller biçiyoruz. devlete, hükümete epey masraf çıkarır bu durumun düzeltilmesi :)
ayrıca atlanmaması gereken konulardan biri de erkek egemen bir eğitim anlayışının türkiye'de yerleşmiş olduğu tesbiti. hem kızları eğitim sistemine yeterince kazandıramıyor, hem de eğitsel materyallerde kadınları neredeyse sadece ev işiyle meşgul kişilermiş gibi gösteriyor, onlara pasif roller biçiyoruz. devlete, hükümete epey masraf çıkarır bu durumun düzeltilmesi :)
Tuesday, January 15, 2008
nedir?
iş güç derken 3 arabik videoyla geçiştirmişiz blogu. bu sırada mebzul miktarda olay oldu oysa. bankada ilk kısmında dış kaynak kullandığımız (adını verelim, accenture manila) bir projemiz vardı arada egiBlog'da bahsettiğim, daha doğrusu devamlı mızıldandığım. her ne kadar dokümantasyon kısmında bana epey birşey kattı ise de hem süre aşımı hem de dış kaynağın ürettiği kodun kalitesi canımı yeterince sıkmıştı. işte o projenin ürün testi aşaması aralık başında tamamlandı, ben de ygm (yazılım geliştirme müdürlüğü - hell yeah!) içi mahrumiyet bölgesi olan asma kattan eski yerime çıktım, tabi o da ocak'ın 4'ünde 10. kata grupça taşınana dek. kullanıcı kabul testine de haftaya başlanıyor olması lazım; projeyle aramı uzattığım için ancak tahmin edebiliyorum.
şu sıralar da beni sinirden köpür köpür köpürten bir işle uğraşıyorum. bildirim yapmakla yükümlü olduğumuz bir kamu kuruluşunun talep ettiği kimi bilgileri yine onların istediği formatta hazırlayacak bir program. yalnız "format" olarak verdikleri şey evlere şenlik. adres konusunda mesela herşey kodlanmış; il kodu, ilçe kodu, ülke kodu falan, herşey var. süper yani. suudi arabistan'ın, ingiltere'nin, londra'nın da ilçe kodu olduğunu söylersem durum daha iyi anlaşılacaktır ki, söyledim, rahatladım. zaten çok kolay sinirleniyorum şu sıra, iyi değil.
geçen ayın başında, soruşturduğumda hiç de sık yapılmadığını öğrendiğim bir etkinliğe katıldım; departmanın yarısı iki otobüse doluşup abant'a eğitime gittik. eğitim deyince, eğitim haftasonu olunca ve katılım da zorunlu olunca iki gün boyunca sıkıntıdan sıkıntı beğeneceğimi düşünüyordum. açıkçası ilk kez herhangi bir konuda yanıldığımdan dolayı memnunum. eğitim de takım çalışması yetkinliklerini geliştirme ve departman için grupları kaynaştırma amaçlıydı zaten. kaynaşmakta üstümüze yoktur tabii :P programda ne vardı? önce her gruba kocamanından bir storyboard kağıdı verildi ve departmanı hangi yemeğe, şarkıya, filme, otomobile, ünlüye, vs. benzettiğimizi, daha sonra sunmak üzere çizmemiz istendi. şunları bulduk:
işin sunumu bendenize düştü ve -alçakgönüllü davranamayacağım- ortalığı kırıp geçirdim desem yeridir. sunum sahnesinden inerken acayip alkış koptu, diğer sunumların girişlerinde epey bir teşekkür aldım. hala arada kulede karşılaştığım insanlar bana yazılım geliştirme ekibinde harcandığımı söylüyorlar ;P insanların yüzünü güldürmek güzel şey de, şimdilik sevdiğim işi yapıyor olmak daha güzel. değerlendirebileceğim stand-up teklifleri gelene kadar yani, şimdilik (zuhaha).
sonrasında gazete kağıdından belli kurallara uyan (ayaklar arası açıklık falan) bir köprü yaptık ama dereceye giremedik. köprünün adının "veli göçer memorial bridge" olmasının bir etkisi oldu sanırsam. akabinde bir takım egzersizi vardı. ayak basmanın yasak olduğu 3 x 3 metrelik bir alanın en uzak kısmına bırakılan ipuçlarını toplayıp ortaya çıkan mantık bulmacasını çözmek gerekiyordu. ipuçlarını gayet güzel topladık. üç kişi dizleri alanındışında kalacak şekilde elleri üzerinde diz çöktü, onların sırtlarına ayakları gelecek şekilde iki kişi, aynı yöntemle de en uca bir kişiyi ipuçlarına doğru koordineli bir biçimde kaydırdık ve diğer gruplardan önce ipuçlarını elde ettik. buradan sonrası ise tam bir karmaşaydı. ipuçları elden ele gereksiz dolaştı, ekipteki "büyük abiler" kontrolü ellerine almaya çalışırken hem ortak bir noktaya varamadılar hem de kimi zaman fikrini belirten diğer ekip elemanlarına kırıcı davrandılar. bayan elemanlar ortaya üşüşen beyler yüzünden iç halkaya, dolayısıyla çözüme ortak olamadılar. ipuçlrını değerlendirirken kağıt üstünde -abartısız- beş ayrı notasyon gezindi ve muazzam bir zaman kaybı oluştu. hepsi biraraya gelince oyunun ilk yarısındaki avantajımızı kaybettik ve çözümü ik bulduğunu açıkl"ayan ekip olamadık. yine de doğru çözüme ulaştık, ki çözümün içinden çıktığı şartlar gözönünde bulundurulduğunda hiç de fena değilmişiz diyebilirim. eğitim iyiydi, otel ve yemekler vasattı. göl çevresinde dolaşacak zaman bulamamış olmak kötüydü. en güzeli ise departman içinde hem kaynaşma hem de halen devam eden bir pozitif hava yakalanması. düşünsenize, grup müdürlerimizden biri her karşılaştığımızda "başkanım nasılsın?" diyor :P
derneğin ilk olağan genel kurulunu yaptık. yönetim kurulunu 1. ('00) ve 2. ('01) mezunlar oluşturdu. başkanımız can. pr/er işleri özge'den, finans samet'ten, it de ertan'dan sorulacak. şahin'in hangi işin boş kalfası olduğunu unuttum. denetmenlerimiz de caner, selçuk ve volkan turan. çok işimiz var. bana daha çok it kısmında iş düşecek tabii. okulu da şöyle bir kolaçan ettim, her zamankinden daha bi' umutlu ayrıldım.
şu sıralar da beni sinirden köpür köpür köpürten bir işle uğraşıyorum. bildirim yapmakla yükümlü olduğumuz bir kamu kuruluşunun talep ettiği kimi bilgileri yine onların istediği formatta hazırlayacak bir program. yalnız "format" olarak verdikleri şey evlere şenlik. adres konusunda mesela herşey kodlanmış; il kodu, ilçe kodu, ülke kodu falan, herşey var. süper yani. suudi arabistan'ın, ingiltere'nin, londra'nın da ilçe kodu olduğunu söylersem durum daha iyi anlaşılacaktır ki, söyledim, rahatladım. zaten çok kolay sinirleniyorum şu sıra, iyi değil.
geçen ayın başında, soruşturduğumda hiç de sık yapılmadığını öğrendiğim bir etkinliğe katıldım; departmanın yarısı iki otobüse doluşup abant'a eğitime gittik. eğitim deyince, eğitim haftasonu olunca ve katılım da zorunlu olunca iki gün boyunca sıkıntıdan sıkıntı beğeneceğimi düşünüyordum. açıkçası ilk kez herhangi bir konuda yanıldığımdan dolayı memnunum. eğitim de takım çalışması yetkinliklerini geliştirme ve departman için grupları kaynaştırma amaçlıydı zaten. kaynaşmakta üstümüze yoktur tabii :P programda ne vardı? önce her gruba kocamanından bir storyboard kağıdı verildi ve departmanı hangi yemeğe, şarkıya, filme, otomobile, ünlüye, vs. benzettiğimizi, daha sonra sunmak üzere çizmemiz istendi. şunları bulduk:
- şarkı: "bir teselli ver"; iş yoğunluğunun yarattığı her acının tiryakisi olmuş biz mecnunların samimi dileği.
- yemek: patlıcan oturtma; yapımı emek istediğinden ve kendi halinde acı olabilen bir şeyin fena halde lezzetli bir şeye dönüşmesi hikayesini özetlediği için.
- film: "rambo iii"; hassas bir operasyon birimiyz ve bankanın diğer birimlerinin üzerinde iş geliştirdiği platformları hazırlıyoruz. yapılan hataların da etkisi büyük oluyor haliyle. kim attığı okla helikopter düşürebilir ki rambo'dan başka?
- otomobil: doğan görünümlü şahin; yorum yapmaya bile gerek yok, legacy sistemler...
- ünlü: hülya avşar; magazin basını için onunla da olmuyor, onsuz da olmuyor.
- bitki: çam ağacı; her dem yeşil, reçinesi fıstığı falan var, öyle böyle değil.
- hayvan: bukalemun: her duruma uyum sağlar, bir gözü içerideyken diğeri dışarıdadır :)
- eşya: isviçre çakısı; bariz.
işin sunumu bendenize düştü ve -alçakgönüllü davranamayacağım- ortalığı kırıp geçirdim desem yeridir. sunum sahnesinden inerken acayip alkış koptu, diğer sunumların girişlerinde epey bir teşekkür aldım. hala arada kulede karşılaştığım insanlar bana yazılım geliştirme ekibinde harcandığımı söylüyorlar ;P insanların yüzünü güldürmek güzel şey de, şimdilik sevdiğim işi yapıyor olmak daha güzel. değerlendirebileceğim stand-up teklifleri gelene kadar yani, şimdilik (zuhaha).
sonrasında gazete kağıdından belli kurallara uyan (ayaklar arası açıklık falan) bir köprü yaptık ama dereceye giremedik. köprünün adının "veli göçer memorial bridge" olmasının bir etkisi oldu sanırsam. akabinde bir takım egzersizi vardı. ayak basmanın yasak olduğu 3 x 3 metrelik bir alanın en uzak kısmına bırakılan ipuçlarını toplayıp ortaya çıkan mantık bulmacasını çözmek gerekiyordu. ipuçlarını gayet güzel topladık. üç kişi dizleri alanındışında kalacak şekilde elleri üzerinde diz çöktü, onların sırtlarına ayakları gelecek şekilde iki kişi, aynı yöntemle de en uca bir kişiyi ipuçlarına doğru koordineli bir biçimde kaydırdık ve diğer gruplardan önce ipuçlarını elde ettik. buradan sonrası ise tam bir karmaşaydı. ipuçları elden ele gereksiz dolaştı, ekipteki "büyük abiler" kontrolü ellerine almaya çalışırken hem ortak bir noktaya varamadılar hem de kimi zaman fikrini belirten diğer ekip elemanlarına kırıcı davrandılar. bayan elemanlar ortaya üşüşen beyler yüzünden iç halkaya, dolayısıyla çözüme ortak olamadılar. ipuçlrını değerlendirirken kağıt üstünde -abartısız- beş ayrı notasyon gezindi ve muazzam bir zaman kaybı oluştu. hepsi biraraya gelince oyunun ilk yarısındaki avantajımızı kaybettik ve çözümü ik bulduğunu açıkl"ayan ekip olamadık. yine de doğru çözüme ulaştık, ki çözümün içinden çıktığı şartlar gözönünde bulundurulduğunda hiç de fena değilmişiz diyebilirim. eğitim iyiydi, otel ve yemekler vasattı. göl çevresinde dolaşacak zaman bulamamış olmak kötüydü. en güzeli ise departman içinde hem kaynaşma hem de halen devam eden bir pozitif hava yakalanması. düşünsenize, grup müdürlerimizden biri her karşılaştığımızda "başkanım nasılsın?" diyor :P
derneğin ilk olağan genel kurulunu yaptık. yönetim kurulunu 1. ('00) ve 2. ('01) mezunlar oluşturdu. başkanımız can. pr/er işleri özge'den, finans samet'ten, it de ertan'dan sorulacak. şahin'in hangi işin boş kalfası olduğunu unuttum. denetmenlerimiz de caner, selçuk ve volkan turan. çok işimiz var. bana daha çok it kısmında iş düşecek tabii. okulu da şöyle bir kolaçan ettim, her zamankinden daha bi' umutlu ayrıldım.
Tuesday, October 16, 2007
of aman ay
işle okul beni resmen yedi. bir patlama anı bekliyorum. o zaman herbi'şeyi yazarım. şimdi yatmalı.
Tuesday, August 7, 2007
bloga dönüş
döndüm, dönebildim, şeyini şeyettiğimin manila'lılarından kalan zamanımın bir kısımcığını buraya ayırabilecek durumdayım. aman da aman, aman da aman!
dönüş derken, seneler önce erich von däniken'in "yıldızlara dönüş"ünü okumuştum. ufocu zamanlarımdı, büyüdüm geçti. neyse, bahsettiğim kitabın inanılmaz komik, şuna benzer bir girişi vardı: "yıldızlara dönüş! 'dönüş' diyorum, bu yıldızlardan geldik anlamına gelmez mi?" mantık bükmenin, ucuz illüzyonun bu kadarı! blogosferden gelen bir blogonot değilim, ama geri dönmek güzel. birikmişleri bırakmanın vakti gelmişti. ne yapmışız bakalım?
madde 1: the simpsons!
the simpsons movie'ye gittim geçen salı. eğlenceli miydi? kesinlikle. yeri geldiğinde çatlayasıya güldüm mü? evet. ama herşeye rağmen bir sinema filmi havasına giremedim; filmin süresinden (kısalığından) olacak herhalde. spider pig mevzuuna hala yarılmaktayım, şarkı da dilime fena halde yapıştı: "spider pig/spider pig/he does whatever a spider pig does"... hele kuyruk jeneriğine eşlik eden a capella versiyonu harika.
madde 2: egiboy outsourcing öğreniyor
işte dış kaynak kullanılan bir projede çalışıyorum. accenture ile çalışıyoruz ve offshore ekibi manila'da. iki aydır fena halde cebelleşiyoruz ve her ne kadar iki ay böylesi bir konu hakkında fikir edinmek için yeterli olmasa da iki satır laf geveleyebilirim diye düşündüm. dediğim gibi, süreç içinde kendimce çıkarımlarım var outsourcing ile ilgili. öncelikle, iş gücü bakımından 1 + 1 (offshore + onshore) kesinlikle 2 etmiyor; 1,5 ile 1,85 arası (yuvarlak sayı verelim de attığımız anlaşılmasın) bir şey ediyor. kırıma neden olan etmenler ise bence (i) offshore ekibinin benzer bir iş deneyimi olup olmadığı, (ii) onshore ekibinin hazırladığı dokümanların kalitesi ve bunların hazırlanma süresi, (iii) iki katmanlı bir faktör olan dil uyumu; geliştirme dili ve değişken adlarını belirlerken kullanılan dil. her ne kadar 1 + 1 outsourcing matematiğinde 2 etmese de masraf konusunda muazzam bir avantaj yarattığı tartışılmaz. unuttuğum bir noktayı da ekleyip bu bahsi kapatayım; iki ekip arasındaki zaman farkı da çok ama çok önemli. mesela, yaz saatini de ekleyince manila ile aramızda 5-6 saat fark oluyor ve bu nedenle -nacizane fikrimce- çok da uyumlu çalışamıyoruz. amerika-hindistan arası 12 saate yakın, ve böylece bir ekibin bıraktığı yerden öbür ekip alıp götürebiliyor işi, ya da onshore ekibin offshore ekibe doküman yetiştirmesi için çok kasması gerekmiyor. yine de türkiye'den herhangi bir firma yurtdışından dış kaynak kullanmalı mı? ben kendimi pek ikna edemedim; amerika-hindistan arasındaki fiyat uçurumu da yok türkiye-filipinler arasında.
madde 3: moleskine!
bir moleskine aldım. evet, tüketim canavarına tasmasını teslim etmiş bir köpeğim artık ben. yalnız, gerçekten daha fazla yazasım, çizesim, karalayasım var adı geçen nesneyi edindiğimden beri.

inanç zamanından kalma bir kareli defterden başkasıyla çalışamama hastalığım olduğundan moleskine'm de kareli. her türlü taslağı, çizimlerimi, yazılarımı ve saçmalamalarımı ilk önce buraya nakşedeceğim ki ilerleyen zamanlarda daha sağlam saçmalayabileyim :P
madde 4: düğün dernek ve epey kırtasiye
geçen hafta inanç'ın mezunlar derneği ile ilgili gelişmeler oldu. açıkçası, yılan hikayelerini solda sıfır bırakacak bir seyir izleyen dernek işlerinde artık -afedersiniz- "aramızdaki cenabet kim?" diye sormaktan başka birşey gelmiyor elimden. tam yüzdük yüzdük kuyruğunda geldik dediğimiz anda hayvan taze deri ceketini geri aldı bizden! olay da şu; okulun şu anki adı türk eğitim vakfı inanç türkeş özel lisesi (kısaca tevitöl - nazal dekonjestan - türk tıbbı'nın hizmetine sunarız) olduğu için ve okulun şu anki yönetimiyle ili ilişkiler içinde bulunmak istediğimizden derneğin adını "inanç liseliler derneği" yerine içinde tevitöl geçen bi'şey olmasını istedik. istemez olaydık! meğer dernek vesairenin adında "türk" ibaresinin geçmesi için bakanlık izni gerekiyormuş. yasaları bilmemek yasalara bağışıklık salamıyor tabii, ama birkaç kez ve birden fazla avukata inceletilmiş bir metindeki böylesi bir ayrıntının işin uzmanları tarafından atlanmış olması... ne bileyim, içime sinmiyor. hani bülent ecevit'in de içine sinmezdi ya hiçbir şey, aynen öyle. ağustos sonuna kadar bakacağız bi'şeyler, tam detayları ben de bilemiyorum ne yazık ki. umalım ki 30 ağustos'a yetişsin; sezai bey'in huzuruna derneksiz çıkmak da pek içime sinmeyecek zira...
madde 5: girişimciler kulübü girişimi
"yeni ekonomi" hedesi ortaya çıkalıberi herkes bir sonraki parlak fikri bulup, satıp/ürüne çevirip voliyi vurma peşinde. inanç forum'da önce iddialı bir şekilde "gelin şirket kuralım" diye caner'in ortay attığı bir fikrin yine forumda şekillenmiş ve görece daha mütevazı hali diyelim girişimciler kulübü'ne. daha ilk toplantımızı bile yapmış değiliz, çok iddialı da değiliz (daha doğrusu, girişim sermayesi kavramının türkiye'deki görece yokluğu nedeniyle otomatikman kabuğumuza doğru itiliyoruz mütemadiyen). hiçbir şey yapmasak masa başında memleketi kurtarırız, ne gam? tüm inançlı'ları, inanç insanlarını bekliyoruz...
madde 6: yorumsuz blog olmaz, hadi duvaksız gelin bi' derece
özellikle altivi konusunda bloglayıp bir ekşi entry'si ile ufaktan reklam yapınca egiBlog'un ziyaretçisi epey arttı diyebilirim. yine de anlayamadığım bir durum mevcut; gelenler geldiklerini nedense pek belli etmek istemiyorlar sanki. uzun zamandır hiçbir blog girişime yorum yazılmamış. geliyorsanız ses verin, gelecek sefere pencerenin önüne elmalı turtanızı bırakayım. iyi deyin, kötü deyin, ama bir şekilde ses verin.
madde son: bekleyen işler
çok. gerçekten çok. altivi incelemeleri kapsamında bir teklif sayısı takip programı yazmam gerek. belli aralıklarla ilgilenilen ihaleleri ziyaret edip verilen tekliflerin sayısını takip eden ufak bir program olacak bu; atla deve değil yani. bunun üreteceği veri ile eldeki verileri karşılaştırıp altivi kullanıcılarının teklif verme örüntülerini ve en az teklifler ihale kapatmak için bir yöntem olup olmadığını araştıracağım. sonraki işleri de byblos (kütüphane şeysi), ek$iVista online (the ultimate vaporware) ve "muha!" kişisel muhasebe uygulaması sırasıyla önceliklendirdim.
unutmadan, bir detayı daha var altivi uygulamasının. 3 boyutlu bir basit bir grafik çizmekle uğraşıyorum. 3 eksenim olacak: kullanıcı, fiyat ve ihale bitimine kalan süre. her kullanıcı-fiyat-zaman üçlüsünü bir küp olarak göstereceğiz. eksenlere tıklandığında gerçek değerler/frekans toggle'ı yapılacak. kodu c# ile yazıyorum. yol göstermek, kaynak önermek isteyen? 3d çizimi nasıl optimize ederim mesela, görünmeyen kısımları çizmemek yardımcı olabilir, ama bunları nasıl belirlerim? "yol yakınken" falanla bana gelmeyin, çok pis dalarım :P sonuçta bir programcının en sadık dostu ne bilgi ne deneyim ne de acı kahvedir, halis budaklı meşe odunudur.
cidden, yardımlarınız değerinde alınır.
dönüş derken, seneler önce erich von däniken'in "yıldızlara dönüş"ünü okumuştum. ufocu zamanlarımdı, büyüdüm geçti. neyse, bahsettiğim kitabın inanılmaz komik, şuna benzer bir girişi vardı: "yıldızlara dönüş! 'dönüş' diyorum, bu yıldızlardan geldik anlamına gelmez mi?" mantık bükmenin, ucuz illüzyonun bu kadarı! blogosferden gelen bir blogonot değilim, ama geri dönmek güzel. birikmişleri bırakmanın vakti gelmişti. ne yapmışız bakalım?
madde 1: the simpsons!
the simpsons movie'ye gittim geçen salı. eğlenceli miydi? kesinlikle. yeri geldiğinde çatlayasıya güldüm mü? evet. ama herşeye rağmen bir sinema filmi havasına giremedim; filmin süresinden (kısalığından) olacak herhalde. spider pig mevzuuna hala yarılmaktayım, şarkı da dilime fena halde yapıştı: "spider pig/spider pig/he does whatever a spider pig does"... hele kuyruk jeneriğine eşlik eden a capella versiyonu harika.
madde 2: egiboy outsourcing öğreniyor
işte dış kaynak kullanılan bir projede çalışıyorum. accenture ile çalışıyoruz ve offshore ekibi manila'da. iki aydır fena halde cebelleşiyoruz ve her ne kadar iki ay böylesi bir konu hakkında fikir edinmek için yeterli olmasa da iki satır laf geveleyebilirim diye düşündüm. dediğim gibi, süreç içinde kendimce çıkarımlarım var outsourcing ile ilgili. öncelikle, iş gücü bakımından 1 + 1 (offshore + onshore) kesinlikle 2 etmiyor; 1,5 ile 1,85 arası (yuvarlak sayı verelim de attığımız anlaşılmasın) bir şey ediyor. kırıma neden olan etmenler ise bence (i) offshore ekibinin benzer bir iş deneyimi olup olmadığı, (ii) onshore ekibinin hazırladığı dokümanların kalitesi ve bunların hazırlanma süresi, (iii) iki katmanlı bir faktör olan dil uyumu; geliştirme dili ve değişken adlarını belirlerken kullanılan dil. her ne kadar 1 + 1 outsourcing matematiğinde 2 etmese de masraf konusunda muazzam bir avantaj yarattığı tartışılmaz. unuttuğum bir noktayı da ekleyip bu bahsi kapatayım; iki ekip arasındaki zaman farkı da çok ama çok önemli. mesela, yaz saatini de ekleyince manila ile aramızda 5-6 saat fark oluyor ve bu nedenle -nacizane fikrimce- çok da uyumlu çalışamıyoruz. amerika-hindistan arası 12 saate yakın, ve böylece bir ekibin bıraktığı yerden öbür ekip alıp götürebiliyor işi, ya da onshore ekibin offshore ekibe doküman yetiştirmesi için çok kasması gerekmiyor. yine de türkiye'den herhangi bir firma yurtdışından dış kaynak kullanmalı mı? ben kendimi pek ikna edemedim; amerika-hindistan arasındaki fiyat uçurumu da yok türkiye-filipinler arasında.
madde 3: moleskine!
bir moleskine aldım. evet, tüketim canavarına tasmasını teslim etmiş bir köpeğim artık ben. yalnız, gerçekten daha fazla yazasım, çizesim, karalayasım var adı geçen nesneyi edindiğimden beri.
inanç zamanından kalma bir kareli defterden başkasıyla çalışamama hastalığım olduğundan moleskine'm de kareli. her türlü taslağı, çizimlerimi, yazılarımı ve saçmalamalarımı ilk önce buraya nakşedeceğim ki ilerleyen zamanlarda daha sağlam saçmalayabileyim :P
madde 4: düğün dernek ve epey kırtasiye
geçen hafta inanç'ın mezunlar derneği ile ilgili gelişmeler oldu. açıkçası, yılan hikayelerini solda sıfır bırakacak bir seyir izleyen dernek işlerinde artık -afedersiniz- "aramızdaki cenabet kim?" diye sormaktan başka birşey gelmiyor elimden. tam yüzdük yüzdük kuyruğunda geldik dediğimiz anda hayvan taze deri ceketini geri aldı bizden! olay da şu; okulun şu anki adı türk eğitim vakfı inanç türkeş özel lisesi (kısaca tevitöl - nazal dekonjestan - türk tıbbı'nın hizmetine sunarız) olduğu için ve okulun şu anki yönetimiyle ili ilişkiler içinde bulunmak istediğimizden derneğin adını "inanç liseliler derneği" yerine içinde tevitöl geçen bi'şey olmasını istedik. istemez olaydık! meğer dernek vesairenin adında "türk" ibaresinin geçmesi için bakanlık izni gerekiyormuş. yasaları bilmemek yasalara bağışıklık salamıyor tabii, ama birkaç kez ve birden fazla avukata inceletilmiş bir metindeki böylesi bir ayrıntının işin uzmanları tarafından atlanmış olması... ne bileyim, içime sinmiyor. hani bülent ecevit'in de içine sinmezdi ya hiçbir şey, aynen öyle. ağustos sonuna kadar bakacağız bi'şeyler, tam detayları ben de bilemiyorum ne yazık ki. umalım ki 30 ağustos'a yetişsin; sezai bey'in huzuruna derneksiz çıkmak da pek içime sinmeyecek zira...
madde 5: girişimciler kulübü girişimi
"yeni ekonomi" hedesi ortaya çıkalıberi herkes bir sonraki parlak fikri bulup, satıp/ürüne çevirip voliyi vurma peşinde. inanç forum'da önce iddialı bir şekilde "gelin şirket kuralım" diye caner'in ortay attığı bir fikrin yine forumda şekillenmiş ve görece daha mütevazı hali diyelim girişimciler kulübü'ne. daha ilk toplantımızı bile yapmış değiliz, çok iddialı da değiliz (daha doğrusu, girişim sermayesi kavramının türkiye'deki görece yokluğu nedeniyle otomatikman kabuğumuza doğru itiliyoruz mütemadiyen). hiçbir şey yapmasak masa başında memleketi kurtarırız, ne gam? tüm inançlı'ları, inanç insanlarını bekliyoruz...
madde 6: yorumsuz blog olmaz, hadi duvaksız gelin bi' derece
özellikle altivi konusunda bloglayıp bir ekşi entry'si ile ufaktan reklam yapınca egiBlog'un ziyaretçisi epey arttı diyebilirim. yine de anlayamadığım bir durum mevcut; gelenler geldiklerini nedense pek belli etmek istemiyorlar sanki. uzun zamandır hiçbir blog girişime yorum yazılmamış. geliyorsanız ses verin, gelecek sefere pencerenin önüne elmalı turtanızı bırakayım. iyi deyin, kötü deyin, ama bir şekilde ses verin.
madde son: bekleyen işler
çok. gerçekten çok. altivi incelemeleri kapsamında bir teklif sayısı takip programı yazmam gerek. belli aralıklarla ilgilenilen ihaleleri ziyaret edip verilen tekliflerin sayısını takip eden ufak bir program olacak bu; atla deve değil yani. bunun üreteceği veri ile eldeki verileri karşılaştırıp altivi kullanıcılarının teklif verme örüntülerini ve en az teklifler ihale kapatmak için bir yöntem olup olmadığını araştıracağım. sonraki işleri de byblos (kütüphane şeysi), ek$iVista online (the ultimate vaporware) ve "muha!" kişisel muhasebe uygulaması sırasıyla önceliklendirdim.
unutmadan, bir detayı daha var altivi uygulamasının. 3 boyutlu bir basit bir grafik çizmekle uğraşıyorum. 3 eksenim olacak: kullanıcı, fiyat ve ihale bitimine kalan süre. her kullanıcı-fiyat-zaman üçlüsünü bir küp olarak göstereceğiz. eksenlere tıklandığında gerçek değerler/frekans toggle'ı yapılacak. kodu c# ile yazıyorum. yol göstermek, kaynak önermek isteyen? 3d çizimi nasıl optimize ederim mesela, görünmeyen kısımları çizmemek yardımcı olabilir, ama bunları nasıl belirlerim? "yol yakınken" falanla bana gelmeyin, çok pis dalarım :P sonuçta bir programcının en sadık dostu ne bilgi ne deneyim ne de acı kahvedir, halis budaklı meşe odunudur.
cidden, yardımlarınız değerinde alınır.
Labels:
accenture,
altivi,
blog,
brainstorming,
buluşma,
ek$i sozluk,
grafik,
inanç lisesi,
iş,
kekremsi,
mezunlar derneği,
moleskine,
outsourcing,
programlama,
simpsons,
startup,
taslak,
vaporware
Tuesday, July 17, 2007
ekşi etkisi
normalde günde 5-6'dan fazla ziyaret edilmeyen bir yer egiBlog. altivi hakkında incelemelerimi ekşi'de "reklam eden" bir entry girince acayip bir patlama yaşandı. hoş, şu sıralar hiçbir şeyle ilgilenemiyorum, ama daha da detaylı çalışmalarım olacak altivi üzerine. izlemeye devam edin ekşi'ciler!
bir sonraki post'ta başımdan geçenleri, olan-bitenleri de yazarım artık...
bir sonraki post'ta başımdan geçenleri, olan-bitenleri de yazarım artık...
Monday, July 2, 2007
my computer is not fubar at all, only a little shaken
makinamı toparladım, bir sürü de şey yaptım ama yazmaya pek zamanım yok.
fermat'ın "kanıtını buldum, ama bu sayfanın kenarına sığmayacağından yazmıyorum" demesi gibi bi'şey.
fermat'ın "kanıtını buldum, ama bu sayfanın kenarına sığmayacağından yazmıyorum" demesi gibi bi'şey.
Sunday, May 20, 2007
google analytics, komple
meltem'den aldım feyzi, tabi önce kendisini big brother'cılık oynamakla suçlayarak :P egiBlog'a kim nereden geliyor, ne kadar kalıyor bilmemek kötü bir şeydi; birşeyler yazıp/çizip/karalayıp devamlı hiç izlenmediği izlenimine (kelimelere dikiz) kapılmak sağlıklı değil. yet again, the hero saves the day...
tüm bunların haricinde, bu yaz kafamızı iğfal edecek parça burak kut'tan (sözleri sezenanım'dan, müziği de şilili bir reggaeton şıftırtısından - did someone say "dale don dale"?) geliyor, komple! komple tikiymişiz, öyle diyor sayın kut.
blog'uma da geri dönebildim ya, benden mutlusu yok :P
tüm bunların haricinde, bu yaz kafamızı iğfal edecek parça burak kut'tan (sözleri sezenanım'dan, müziği de şilili bir reggaeton şıftırtısından - did someone say "dale don dale"?) geliyor, komple! komple tikiymişiz, öyle diyor sayın kut.
blog'uma da geri dönebildim ya, benden mutlusu yok :P
Tuesday, May 8, 2007
playing tag, without all the running
şu zamana kadar egiBlog dahilinde niye yapmadığımı bir türlü kendime açıklayamadığım bir şeye bugünden itibaren (ve geçmişe dönük) başlıyorum. her post'u tag manyağı yapıyorum bundan sonra. web 2.0 olayının esası da bir yerde bu, insanların bilgiye ve geyiğe yönlenmesini kolaylaştırmak lazım :)
Subscribe to:
Posts (Atom)