bbg: bana bunlarla gelmeyin.
teşekkürler,
egiboy planlama teşkilatı
Showing posts with label yorum. Show all posts
Showing posts with label yorum. Show all posts
Monday, April 12, 2010
Wednesday, September 17, 2008
egiboy.banalspot.com
gece gece fabuloso bir mesaj aldım şirin'den, facebook üzerinden. bir dizi iyi niyetli öneri:
"kemal" olayı konusunda ben de rahatsızım aslında. dedemin adı kendisi, hatta onun da (namık kemal) yarısı. resmi işlemler haricinde hiç kullanmadım, imzamda "k." şeklinde bile bulunmaz. öss'de yanıt formunda adımı kodlarkenki halim gözümün önüne geldiğinde hele daha bir bozum olurum. neyse, facebook resmi daire olmadığına göre orada kemale ermeye ne gerek var? egemenlik yetmiyor mu? her millet hak ettiği şekilde yönetilir ey okur; senin de payına olgunlaşmadan iktidara gelen bir kifayetsiz muhteris düştü :P sonuç itibariyle şirin'in ikazı yerinde.
tatil fotografı konusunda ne yazık ki yardımcı olamıyorum. devam etmekte olan ve hiç bitmesini istemediğim (tatilinin bitmesini isteyecek kişilerle tanışıp onları ilgili sağlık kurumlarına yönlendirmek istiyorum bu arada) tatilimin blog post'ları haricinde tamamen belgelenmemiş bir tatil olmasını istedim, bu yüzden değil fotograf çekmek fotograf makinamı yanıma bile almadım. kendi adıma pişman değilim ama bu isteği karşılayamamama neden olduğu için üzgünüm. en başta egiBlog'da da detaya girmeyi düşünmüyordum, zira tatil insanın kendi için yaptığı bir şey ve hiçbir zaman bir ortamda "tatilde şuraya gittik, şuraya çıktık burdan indik oradan kaydık düştük uf olduk" falan diye anlatma hevesim olmadı. maldivler'e gidip fotoları ofiste dolaştırmak falan... ne bileyim, sevmem böyle şeyleri ama şu şehir kurtarma mevzuu fena dürttü beni. sonuç itibariyle "çekemediğin fotograf senin değildir" dememişler ama birinin deme zamanı gelmişti, dedim :P birkaç gündür çarşaf gibi olan deniz ve batarken tavdaki kızgın demir gibi kızıldan kızıla bürünen güneş de bana kalsın ;)
"şunu yaz şunu yazma" konusunda bir iritasyon, bir tahriş söz konusu olsa da yapıcı her türlü öneri kabulümüz. egiBlog'da o sıra neyle uğraşıyorsam onunla ilgili bir şeyler yazmaya çalışıyorum. işle ilgili neredeyse hiçbir şey yazamıyorum zaten, çünkü çoğu yeni çıkacak bir bankacılık ürünüyle falan ilgili oluyor ve çıkana kadar da kimsenin haberinin olmaması lazım. saman altından su yürütmek, sürpriz faktörü, hasan almaz basan alır, muz cumhuriyeti darbesi modeli iş geliştirme yöntemi, hangisini uygun görürseniz ondan yani. diğer teknik şeylerle ise tamamen kendi zamanımda ilgileniyorum o da tamamen işte (iş'te) bu tür yeni şeylerle oynamamızın mümkün olmamasından ve bunun etkisiyle paslanıp kalmak istemememden dolayı. o işlerle (ki genelde "egiboy planlama teşkilatı" şeklinde tag'lenmiş oluyorlar) ilgili post'lar aynı zamanda kendim için hatırlatma notları. iş zamanı zaten eski ve yeni programlama paradigmaları içinde boğuşma halinde geçtiği için bu zırada yazılan post'lar da haliyle blogspot'a değil de (olsa) banalspot'a yazılmış gibi oluyor. şöyle bir çözüm geliştirilebilir; geniş bir zamanda ben yüz küsur post'u teknik/değil şeklinde tag'lerim, böylece egiBlog'un banal/bayık/jargonistik/nerdfeed kısmı filtrelenebilir.
böyle yani.
yaa egiboy oncelikle noolur facebook'taki adini degistir her status update'inde egiboy is doing this and that yerine kemal is doing this and that yaziyo.bekletmeden irdeleyelim:
neyse, senin blogunu da takip ediyorum, ne guzel tatildesin :)) hic fotograf koymuycak misin? koysana azicik deniz kumsal vs fotografi gozumuz gonlumuz acilir :) bi de son olarak, bana blogumla ilgili "sunu yaz sunu yazma" diyenlere kil olurum onun icin feel free to ignore this, ama ne biliim isinde yaptigin teknik seylerle ilgili yazinca ben hicbisey anlamadigim icin boyle bon bon bakiyorum. oysaki boyle tatildeyken yazdiklarin tipinde seyler yazinca daha cok hosuma gidiyo. ama bu sadece bi helpful suggestion. kizmazsin umarim :/
hadi sana iyi dinlenmeler, iyi recharge olmalar. cok opuyorum kendine iyi bak!
sirin
"kemal" olayı konusunda ben de rahatsızım aslında. dedemin adı kendisi, hatta onun da (namık kemal) yarısı. resmi işlemler haricinde hiç kullanmadım, imzamda "k." şeklinde bile bulunmaz. öss'de yanıt formunda adımı kodlarkenki halim gözümün önüne geldiğinde hele daha bir bozum olurum. neyse, facebook resmi daire olmadığına göre orada kemale ermeye ne gerek var? egemenlik yetmiyor mu? her millet hak ettiği şekilde yönetilir ey okur; senin de payına olgunlaşmadan iktidara gelen bir kifayetsiz muhteris düştü :P sonuç itibariyle şirin'in ikazı yerinde.
tatil fotografı konusunda ne yazık ki yardımcı olamıyorum. devam etmekte olan ve hiç bitmesini istemediğim (tatilinin bitmesini isteyecek kişilerle tanışıp onları ilgili sağlık kurumlarına yönlendirmek istiyorum bu arada) tatilimin blog post'ları haricinde tamamen belgelenmemiş bir tatil olmasını istedim, bu yüzden değil fotograf çekmek fotograf makinamı yanıma bile almadım. kendi adıma pişman değilim ama bu isteği karşılayamamama neden olduğu için üzgünüm. en başta egiBlog'da da detaya girmeyi düşünmüyordum, zira tatil insanın kendi için yaptığı bir şey ve hiçbir zaman bir ortamda "tatilde şuraya gittik, şuraya çıktık burdan indik oradan kaydık düştük uf olduk" falan diye anlatma hevesim olmadı. maldivler'e gidip fotoları ofiste dolaştırmak falan... ne bileyim, sevmem böyle şeyleri ama şu şehir kurtarma mevzuu fena dürttü beni. sonuç itibariyle "çekemediğin fotograf senin değildir" dememişler ama birinin deme zamanı gelmişti, dedim :P birkaç gündür çarşaf gibi olan deniz ve batarken tavdaki kızgın demir gibi kızıldan kızıla bürünen güneş de bana kalsın ;)
"şunu yaz şunu yazma" konusunda bir iritasyon, bir tahriş söz konusu olsa da yapıcı her türlü öneri kabulümüz. egiBlog'da o sıra neyle uğraşıyorsam onunla ilgili bir şeyler yazmaya çalışıyorum. işle ilgili neredeyse hiçbir şey yazamıyorum zaten, çünkü çoğu yeni çıkacak bir bankacılık ürünüyle falan ilgili oluyor ve çıkana kadar da kimsenin haberinin olmaması lazım. saman altından su yürütmek, sürpriz faktörü, hasan almaz basan alır, muz cumhuriyeti darbesi modeli iş geliştirme yöntemi, hangisini uygun görürseniz ondan yani. diğer teknik şeylerle ise tamamen kendi zamanımda ilgileniyorum o da tamamen işte (iş'te) bu tür yeni şeylerle oynamamızın mümkün olmamasından ve bunun etkisiyle paslanıp kalmak istemememden dolayı. o işlerle (ki genelde "egiboy planlama teşkilatı" şeklinde tag'lenmiş oluyorlar) ilgili post'lar aynı zamanda kendim için hatırlatma notları. iş zamanı zaten eski ve yeni programlama paradigmaları içinde boğuşma halinde geçtiği için bu zırada yazılan post'lar da haliyle blogspot'a değil de (olsa) banalspot'a yazılmış gibi oluyor. şöyle bir çözüm geliştirilebilir; geniş bir zamanda ben yüz küsur post'u teknik/değil şeklinde tag'lerim, böylece egiBlog'un banal/bayık/jargonistik/nerdfeed kısmı filtrelenebilir.
böyle yani.
Saturday, September 6, 2008
tatildeyin
sonunda.
egiboy.
tatilde.
kuşadası'ndayım. hava ac-caip sıcak. biraz bayık, hatta burada detayına girmeyeceğim bir olay nedeniyle can sıkıcı başladı ama ısınacağım sanki. günlerden 7 eylül; kuşadası'nın düşman işgalinden kurtuluş günüymüş. meydanda asker abiler rap rap yapıyor. belediye dozerlere, itfaiye arabalarına, çöp kamyonlarına türk bayrakları asmış caddelerde dolandırıyor, şöförleri kornaya abanıyor da abanıyor. dükkanın birindeki hanutçu "burayı çöp kamyonuyla mı kurtarmışlar, helal valla" deyince yarılayazdım. efeler harmandalı oynuyor, burma bıyıklı gaziler tüfeklerini (evet, tüfek) çatmış kenardan seyrediyorlar. hiçbiri "benim o sıra kore'de ne işim vardı?" diye soruyormuş gibi görünmüyordu. esnaf "önce vatan, en büyük asker bizim asker" şeklinde fırsat buldukça tempo tutuyor. böylelikle hem en kıvamlısından ara gazını veriyor, hem de ülkesine, iline ve dahi ilçesine gerektiğinde nasıl sahip çıkacağını bu anlamlı günde bir kez daha ifade etmiş oluyor.
en son sekiz yıl önce gelmiştim ada'ya. daha bir beton, daha bir rantiye cenneti olmuş geçen zaman içinde. insan söylenmeden edemiyor; dükkan önü goygoyculuk yapacağına ekmeğini bir şekilde sana kazandıran çevrene, kuşadası'nın doğal güzelliklerine sahip çıksaydın ya esnaf beyabim? eskiden kalantor amerikalı amcalar görürdüm hep burada, şimdi ortalık (stereotipik hatta belki biraz yabancı düşmanı bir şeyler geliyor, sıkı durun) gürültücü, herşey dahil arsızı, ne istediğini bilmeyen bulgar/romen/rus amca/teyze kaynıyor. otelde de çok var kendilerinden, umarım rahat verirler de uyuyabilirim.
kafam karışık, uykusuzum. otele yerleşmeli, biraz formula'ya bakmalı, sonrasında ortamlara akmalı :P otelde wifi var mıydı hatırlamıyorum ama starbükü'nün beleş wifi bağlantısı iyi geldi. arada yazarım bi'şeyler.
egiboy.
tatilde.
kuşadası'ndayım. hava ac-caip sıcak. biraz bayık, hatta burada detayına girmeyeceğim bir olay nedeniyle can sıkıcı başladı ama ısınacağım sanki. günlerden 7 eylül; kuşadası'nın düşman işgalinden kurtuluş günüymüş. meydanda asker abiler rap rap yapıyor. belediye dozerlere, itfaiye arabalarına, çöp kamyonlarına türk bayrakları asmış caddelerde dolandırıyor, şöförleri kornaya abanıyor da abanıyor. dükkanın birindeki hanutçu "burayı çöp kamyonuyla mı kurtarmışlar, helal valla" deyince yarılayazdım. efeler harmandalı oynuyor, burma bıyıklı gaziler tüfeklerini (evet, tüfek) çatmış kenardan seyrediyorlar. hiçbiri "benim o sıra kore'de ne işim vardı?" diye soruyormuş gibi görünmüyordu. esnaf "önce vatan, en büyük asker bizim asker" şeklinde fırsat buldukça tempo tutuyor. böylelikle hem en kıvamlısından ara gazını veriyor, hem de ülkesine, iline ve dahi ilçesine gerektiğinde nasıl sahip çıkacağını bu anlamlı günde bir kez daha ifade etmiş oluyor.
en son sekiz yıl önce gelmiştim ada'ya. daha bir beton, daha bir rantiye cenneti olmuş geçen zaman içinde. insan söylenmeden edemiyor; dükkan önü goygoyculuk yapacağına ekmeğini bir şekilde sana kazandıran çevrene, kuşadası'nın doğal güzelliklerine sahip çıksaydın ya esnaf beyabim? eskiden kalantor amerikalı amcalar görürdüm hep burada, şimdi ortalık (stereotipik hatta belki biraz yabancı düşmanı bir şeyler geliyor, sıkı durun) gürültücü, herşey dahil arsızı, ne istediğini bilmeyen bulgar/romen/rus amca/teyze kaynıyor. otelde de çok var kendilerinden, umarım rahat verirler de uyuyabilirim.
kafam karışık, uykusuzum. otele yerleşmeli, biraz formula'ya bakmalı, sonrasında ortamlara akmalı :P otelde wifi var mıydı hatırlamıyorum ama starbükü'nün beleş wifi bağlantısı iyi geldi. arada yazarım bi'şeyler.
Tuesday, July 22, 2008
güzin abla'ya mühendis fırçası
amerika'da yaşayan bir mühendis güzin abla'yı deyim yerindeyse bombalamış. okuyalım:
tüm bunlar bir araya geldiğinde konu çok daha iyi yorumlanabilirmiş, ama güzin abla hazretleri ne yapmış? ahanda:
sonrası daha da berbat. küçücük kızlar falan filan ıvır zıvır. yasalara aykırı durumlarla mahkemeler ilgileniyor zaten. ortalık insanlara fikir verebilecek vakalarla doluyken küçük insanlarımız neden ders alıp olabilecekler hakkında bir fikir edinmiyorlar da sonradan pişman olup bir de üstüne şikayetçi oluyorlar? adam öldürmenin suç olduğunu bilmiyordum diye savunma yapılamazken böyle olacağını bilmiyordum deyip şikayetçi olmak hiçbir şey değilse küçük düşürücü. erkekleri kesinlikle masum göstermeye çalışmıyorum; 14-15 yaşlarında kızlara "sulanmak" kesinlikle ahlak dışı. ahlakı geçtim, yasal yaptırımları olan ciddi bir mesele. ama "bilmiyordum"? zayıf, zayıf... hele hele "tahsil cehaleti alır eşeklik baki kalır" tonlarında gezinen kısım beni benden aldı desem yeridir. "Üstelik ABD'de yaşıyorsunuz." abd'de yaşayanlar birbirlerine daha mı saygılı? hele konu eleştiriye gelince anglosakson hakim kültürünün insanı itin g*tüne sokma konusunda hiçbir rezervi olmadığını bilmiyor musunuz?
kaçırılmış bir fırsat... eli şeyinde bir mühendisle kız kurusu bir köşecinin eşleşmesinden daha iyi bir sonuç çıkabilirdi, çıkmalıydı.
not: bu yazı orhan veli'nin "sol elim" şiirinin aslında mastürbasyon ile ilgili olduğunu öğrenmem sonrasında yazılmıştır. yazan kişin de mühendistir.
Sevgili Güzin Abla, annenizden sonra köşeye sizin devam etmeniz güzel bir şey. Fakat özellikle genç kızlarımızı annenizin tersine, çok yanlış yönlendirdiğinizi düşünüyorum.ben tespit insanıyım, tespit yapmadan da duramam. şimdi abimiz bir yere kadar haklı, arada hakikaten çok saçma şeyler okuyorum güzin abla köşesinde. zaten gönderilen ve değerlendirilen mektupların özelliklerine bakarsak haydar dümen'le yarışır güzin abla köşesi. yalnız bir de altmetin var es geçilmemesi gereken. sadece ülkemizin değil neredeyse bütün dünyanın sorunu olan bir "abazan mühendis" gerçeği var. erkek başına 250 gram kız düşen bölümlerden mezun olan, internetin nimetlerinden faydalanıp pornoya doymuş, bir de "almanya'da kızlar teklif ediyormuş" gibi deli saçması lafların etkisinden kurtulamamış arkadaşlarımız var sağolsunlar. kiraladığı ata tecavüz edeni bile var afedersin. abimin olayı da "kapansın camiler açılsın meyhaneler" türünden bir isyan. kaldı ki mühendisler de insan, bizi de sevin, bize de ilgi gösterin. yalnızca "beni ne doktorlar, mühendisler istedi de..." diye devam eden cümlelerin öznesi olmak istemiyor sayın abim ve onun şahsında tüm genç mühendisler. genç mühendisler rahatsız!
Bence siz çok geri kafalı ve yobaz birisiniz. Kızların evlenmeden önce kimseyle beraber olmaması gerektiği gibi bir düşünceniz olduğu anlaşılıyor. Beraber olmuşlarsa bu her zaman "bir hata" olarak görülüyor yazılarınızda. 1970 yıllarında yaşamıyoruz, yetişkin olduktan sonra herkes kendi sorumluluğunu alabilmeli, sizden yardım isteyenlere de böyle gecekondu mahallesinde kız yetiştirir gibi cevaplar veriyorsunuz.
Evlenmeden önce bakire olmanın her şey olduğu, cinselliğin bir tabu sayıldığı toplumumuzdaki örümcek kafalı insanlardan birisiniz. Bence annenizin tek hatası sizi bu konuda bu kadar cahil yetiştirmek olmuş. Size kalsa kızların çok kontrol edilen bir yaşamları olmalı.
Yine sizin düşüncenizde kızlarımız okulda iş hayatında sürekli ailesinin kontrolü altında, vakti geldiğinde görücü usulü veya benzeri bir şekilde evlendirilen, erkeklerle eşit olmayan bir kesim olmalı.
23 yaşında üniversite mezunu mesleği mühendislik olan bir genç erkek olarak benim yazılarınızdan anladıklarım bunlar. Sadece bekareti, namusu, iki bacağın arasında aramayan, sizin anlayamayacağınız şekilde açık görüşlü bir insanım.
Eskiden Güzin Abla’yı okurken zevk alırdım. Şu anda köşesinde görebildiğim tek şey bir kenar mahalle kadınının genç kızlarımızı yanlış yönlendiriyor olduğu. Eskiden bu kadar dar görüşlü değildiniz, genç kızlarımıza özgürlükten, kendi ayakları üzerinde durabilmelerinden, yaptıklarının sorumluluklarını alabilmelerinden bahsediyordunuz.
Bunu yaşlılığınıza veriyorum. Evliliklerde, karı-koca ilişkilerinde ve birçok konuda açık görüşlü düşünceleriniz olmasına rağmen kızlarımız hakkındaki görüşleriniz annenize yakışmıyor.
dwight luck / dwight4death@hotmail.com
tüm bunlar bir araya geldiğinde konu çok daha iyi yorumlanabilirmiş, ama güzin abla hazretleri ne yapmış? ahanda:
Tabii, sizin görüşünüze göre, genç kızlar her önüne gelenle beraber olup, sorumluluk istemeyen erkeklerin oyuncağı olmalı, giderek evlilik kurumu tamamen çökmeli...mühendisimiz hiç değinmediği halde gidip evlilik kurumunun jandarması kesilmiş. evlilik bir anlaşma, hatta antlaşmadır ama güzin ablamız bunu kadınların hayat sigortası olarak görüyor olmalı "sorumluluk istemeyen erkekler"e karşı. hem "sorumluluk istemeyen erkekler" ne? nasıl bir misandri* bu? anlaşılamaz birşeydir zaten iki kişi arasında cereyan eden bir olayın doğurduğu sorumlulukları yalnızca bir tarafın üstlenmesinin beklenmesi. daha da ileri gidelim, bir birliktelik, daha doğrusu bir eşleşme mutlaka yüklenilmesi gereken sorumluluklar mı doğurmalı? birlikteliklerin doğurabileceği tek şey iki tarafın birbirlerinden beklentileridir. daha ileri aşamalara doğru ilerlenmek isteniyorsa bu beklentilerin simetrik, karşılıklı olması gereklidir. bir taraf bunu gözden kaçırıyor ise (ki genelde erkekler olmuyor) bu konuda sonradan sızlanmaya, hele hele evliliği silah olarak kullanmaya hiç mi hiç hakkı yoktur. hanım kızımız evlenmeyi planlıyor ama sayın herif -af buyrun- p*çin önde gideniyse zaten ilişkinin gelişebilmesi mümkün olamamalı. böylesi durumların çözümü için ciddi bir toplumsal dönüşüm lazım, bunun ilk adımı da evliliğin kaçınılmaz son olmadığının anlaşılması olmalı. aksi yöndeki düşünceler genç kızlarımızın kafasına kakıla kakıla bilinçaltlarına kadar işlenirken işimiz zor tabii.
Sizin dünyanızda ahlak kuralları yok mu? Zaten ülkemdeki genç kızların durumu hiç de iç açıcı değil, tam istediğiniz gibi onunla, bununla ilişkiye girmekten kaçınmıyor ama sonra ne yapacaklarını bilemiyorlar. Artık küçücük kızlar, 13- 14’ünde bekaretlerini kaybediyorlar. Size göre bu çok normal olmalı...
Köşemi okuduğunuza göre, kızların evlenmeden önce böyle bir cinsel deneyim yaşadıktan sonra, ne kadar telaşlandıklarını, ölüm korkuları içinde bana yazdıklarını, diktirme gibi çareler peşinde koştuklarını biliyor olmalısınız. Sandığınız gibi gecekondu mahallesinde de genç kızlar pek rahat durmuyorlar. Anne babalarından korksalar da, gençliğin getirdiği heyecanlara kendilerini kaptırıyorlar çoğu kez.
Annem beni çok iyi yetiştirmiştir. İki lisan bilen, iyi bir eğitim almış, 28 yıl gazeteci olarak çalışmış, emekli olduktan sonra bu köşeyi devralmış, anneniz yaşında bir insanım...
Verdiğim öğütlerle genç kızlara, her önüne gelene inanıp hemen yatağa girmemelerini, söylemeye çalışıyorum. Çünkü sonuçta hayatları alt üst oluyor, büyük bir hayal kırıklığı yaşıyorlar. Nedeni ise, sizin gibi, sözde özgürlük yanlısı erkeklerin onlara sırt çevirmesi, sorumluluklarını hiçe sayıp gitmesi.
Söylediğinizin aksine, her zaman genç kızlara eğitim almayı, çalışmayı, ayakları üzerinde durabilmeyi öğütlerim
Üniversite eğitimi almış olmanızın size hiç yararı olmamış. Bir tenkit yazısını bile saygı çerçevesinde yazmayı başaramamışsınız. Üstelik ABD’de yaşıyorsunuz.
Oradaki özgür yaşam kurallarını benimsemiş olmalısınız. Bunca yıllık saygın bir köşe yazarına böyle isimsiz, kimliksiz, adressiz hakaret dolu bir mail atmak çok kolay değil mi? Kimliğinizi ve adresinizi açıkça vermek cesaretiniz olsaydı, elbette size mahkemede hesap sorardım.
Üstelik genç beyefendi, 11 yıldır Güzin Abla’nın, yani annemin köşesini sürdürüyorum. Ne zamandan beri köşeyi izliyorsunuz, bilemem ama, sanırım okuyup beğendikleriniz de, yine benim yazılarım olmalı. Art niyetiniz buradan belli oluyor ya zaten... Umarım eğitimizin yanı sıra, saygılı olmayı da öğrenirsiniz.
sonrası daha da berbat. küçücük kızlar falan filan ıvır zıvır. yasalara aykırı durumlarla mahkemeler ilgileniyor zaten. ortalık insanlara fikir verebilecek vakalarla doluyken küçük insanlarımız neden ders alıp olabilecekler hakkında bir fikir edinmiyorlar da sonradan pişman olup bir de üstüne şikayetçi oluyorlar? adam öldürmenin suç olduğunu bilmiyordum diye savunma yapılamazken böyle olacağını bilmiyordum deyip şikayetçi olmak hiçbir şey değilse küçük düşürücü. erkekleri kesinlikle masum göstermeye çalışmıyorum; 14-15 yaşlarında kızlara "sulanmak" kesinlikle ahlak dışı. ahlakı geçtim, yasal yaptırımları olan ciddi bir mesele. ama "bilmiyordum"? zayıf, zayıf... hele hele "tahsil cehaleti alır eşeklik baki kalır" tonlarında gezinen kısım beni benden aldı desem yeridir. "Üstelik ABD'de yaşıyorsunuz." abd'de yaşayanlar birbirlerine daha mı saygılı? hele konu eleştiriye gelince anglosakson hakim kültürünün insanı itin g*tüne sokma konusunda hiçbir rezervi olmadığını bilmiyor musunuz?
kaçırılmış bir fırsat... eli şeyinde bir mühendisle kız kurusu bir köşecinin eşleşmesinden daha iyi bir sonuç çıkabilirdi, çıkmalıydı.
not: bu yazı orhan veli'nin "sol elim" şiirinin aslında mastürbasyon ile ilgili olduğunu öğrenmem sonrasında yazılmıştır. yazan kişin de mühendistir.
Sunday, February 10, 2008
eğitim vizyon neyin
eğitim demişken yapılması gereken o kadar çok şey var ki... ufaktan bir beyin fırtınası yapalım.
okulda din derslerinde "islam'da ruhban sınıfı yoktur" diye anlatırlardı. diyanet işleri'nde kadrosu olan, belli bir iş tanımı mevcut ama sınıf addedilmeyen kişilerin varlığı bilgisi kulaklarımız üzerinden serebral korteksimize ulaştığı gibi verdiğimiz ilk tepki "hadi oradan!" oluyordu haliyle. neyse... bu sınıfa adam yetiştiren okullara neden kızlarımız da alınıyor? kadın isen o sınıfa giremiyorsun ki? sonra, acaba her ilçeye adı hepimizin malumu olan türk işi ruhban okullarının açılmasını, teknik üniversitelere bile (karadeniz teknik'te var) ilahiyat fabkültesi kurulmasını gerektirecek kadar bir ruhban açığı gerçekten var mı? eğer derdimiz ruhban açığıysa ve devletimiz laikliğin tanımından hareketle her dine eşit uzaklıkta ise neden heybeliada'dan başlamıyoruz ki? nacizane fikrimce belli merkezi illerde, sadece birer adet olmak üzere ve sadece ilahiyat fakültelerine öğrenci yetiştirmek üzere gayet kısıtlı sayıda tutulmalı müslüman ruhban okulları, fazla olanları ise derhal kapatılmalı. müfredat ise "allahiyat" olmaktan kurtarılmalı, karşılaştırmalı ilahiyat eğitimi yapılmalı.
katsayı adaletsizliği diye tutturulmuş gidiyor. fıkıh, kelam, tefsir harici pek de sağlam fenni ve insani bilimler temeli alamayan (eskiden mevzubahis okullardaki durumun çok daha iyi olduğunu teslim ederim yalnız, sayı arttıkça nitelik düşmüştür) birinin mühendis, mimar, antropolog, vs. olmak isterken talebini dayandırdığı o temelsiz özgüven nereden gelmektedir? kaldı ki bu okullardan mezun olduğunda hangi katsayılarla değerlendirileceğin önceden belli, yani ortada bir kandırmaca yok. sorun tamamen rehberlik eksikliğinde, kargaların kılavuz seçilmesinde. kendimden örnek vermem gerekirse, lisede alan seçerken eğer yeterince araştırmamış olsaydım dil bölümünü seçip katsayı kırımına uğramadan bilgisayar mühendisliği yazabileceğimi sanıyor olacaktım. senelerce bilgisayar okumak için kasıp sonra ingiliz dili ve edebiyatı seçmek zorunda kalmak hoş olmayacaktı, tabii eğer yanlış karar verseydim. müslüman ruhban okulları özeline gelirsek, hele türkiye'de halihazırda din kültürü ve ahlak bilgisi dersi zorunluyken kişi sadece dinini daha iyi öğrensin diye bu okullara gitmez, daha doğrusu gitmemeli. oyunu kuralları belliyken mütedeyyin bir mühendis olmak için müslüman ruhban okuluna gidersen kalakalırsın tabii.
sonraki odak noktam bir vizyon sorunu. bu ülkenin ortadoğu teknik üniversitesi adlı bir okulu var. isim alabildiğine iddialı ama bu iddianın altı doldurulabiliyor mu? orası şüpheli. ortadoğu sadece ankara mı? türkiye mi? evet, yakın zamanda odtü kıbrıs açıldı ve bu kesinlikle yerinde bir hamle ama "yavru vatan"dır kıbrıs, o nedenle saylanmaz. neden bir kahire kampüsü olmasın odtü'nin? dubai'ye, bağdat'a, erbil'e, tebriz'e, türki cumhuriyetlere mutlaka yayılmalı odtü, kalitesini taşımalı. gitmeli ve gittiği yerlerde türk dostları, yöresel elitler, bağlantılar yetiştirmeli. bir ülke bir bölgeye ağırlığını bu şekilde koyar ve devam ettirir. kimse bunun kimsenin aklına gelmediğini söylemesin. mutlaka birileri düşünmüştür ama üniversitelere bütçeden ayrılan pay hepimizi daha mütevazı hedefler koymaya itiyor, her ile bir tabela üniversitesi kurmak gibi mesela. gazeteler kuponla verseler almayacağın diplomalar dağıtacak üniversiteler. böylesi bir kurum bu türden bir yayılma göstermeyince başkaları gidiveriyor hem, ufuk okulları galaksi kolejleri diye ışıl ışıl nurcular sarıyor dünyayı türk diye. adımız kötüye çıkıyor.
bir de british council, goethe ve cervantes enstitüleri muadili bir kültür emperyalisti görünümlü alt seviye espiyonaj kurumuna ihtiyacımız var acilen. "yunus emre enstitüsü" güzel isim bence. yalnız buna da kültür bakanlığı bütçesi elvermez. diyanet'ten aktarırız kaynağı buraya da, "sordum sarı çiçeğe"nin hatrına sorun çıkarmayacaklardır :)
yapın bunları, göreyim türkiye'yi 15-20 sene sonra!
not: "imam hatip okulu" ya da "anadolu imam hatip lisesi" demek yerine aynı kurumun daha uygun bulduğum kategorik adını kullanmayı seçtim. "ruhban" kelimesini kullanmamaya kasıp "imam hatip" şeklinde kıvırmışız milletçe, tashihin de tam zamanıdır.
okulda din derslerinde "islam'da ruhban sınıfı yoktur" diye anlatırlardı. diyanet işleri'nde kadrosu olan, belli bir iş tanımı mevcut ama sınıf addedilmeyen kişilerin varlığı bilgisi kulaklarımız üzerinden serebral korteksimize ulaştığı gibi verdiğimiz ilk tepki "hadi oradan!" oluyordu haliyle. neyse... bu sınıfa adam yetiştiren okullara neden kızlarımız da alınıyor? kadın isen o sınıfa giremiyorsun ki? sonra, acaba her ilçeye adı hepimizin malumu olan türk işi ruhban okullarının açılmasını, teknik üniversitelere bile (karadeniz teknik'te var) ilahiyat fabkültesi kurulmasını gerektirecek kadar bir ruhban açığı gerçekten var mı? eğer derdimiz ruhban açığıysa ve devletimiz laikliğin tanımından hareketle her dine eşit uzaklıkta ise neden heybeliada'dan başlamıyoruz ki? nacizane fikrimce belli merkezi illerde, sadece birer adet olmak üzere ve sadece ilahiyat fakültelerine öğrenci yetiştirmek üzere gayet kısıtlı sayıda tutulmalı müslüman ruhban okulları, fazla olanları ise derhal kapatılmalı. müfredat ise "allahiyat" olmaktan kurtarılmalı, karşılaştırmalı ilahiyat eğitimi yapılmalı.
katsayı adaletsizliği diye tutturulmuş gidiyor. fıkıh, kelam, tefsir harici pek de sağlam fenni ve insani bilimler temeli alamayan (eskiden mevzubahis okullardaki durumun çok daha iyi olduğunu teslim ederim yalnız, sayı arttıkça nitelik düşmüştür) birinin mühendis, mimar, antropolog, vs. olmak isterken talebini dayandırdığı o temelsiz özgüven nereden gelmektedir? kaldı ki bu okullardan mezun olduğunda hangi katsayılarla değerlendirileceğin önceden belli, yani ortada bir kandırmaca yok. sorun tamamen rehberlik eksikliğinde, kargaların kılavuz seçilmesinde. kendimden örnek vermem gerekirse, lisede alan seçerken eğer yeterince araştırmamış olsaydım dil bölümünü seçip katsayı kırımına uğramadan bilgisayar mühendisliği yazabileceğimi sanıyor olacaktım. senelerce bilgisayar okumak için kasıp sonra ingiliz dili ve edebiyatı seçmek zorunda kalmak hoş olmayacaktı, tabii eğer yanlış karar verseydim. müslüman ruhban okulları özeline gelirsek, hele türkiye'de halihazırda din kültürü ve ahlak bilgisi dersi zorunluyken kişi sadece dinini daha iyi öğrensin diye bu okullara gitmez, daha doğrusu gitmemeli. oyunu kuralları belliyken mütedeyyin bir mühendis olmak için müslüman ruhban okuluna gidersen kalakalırsın tabii.
sonraki odak noktam bir vizyon sorunu. bu ülkenin ortadoğu teknik üniversitesi adlı bir okulu var. isim alabildiğine iddialı ama bu iddianın altı doldurulabiliyor mu? orası şüpheli. ortadoğu sadece ankara mı? türkiye mi? evet, yakın zamanda odtü kıbrıs açıldı ve bu kesinlikle yerinde bir hamle ama "yavru vatan"dır kıbrıs, o nedenle saylanmaz. neden bir kahire kampüsü olmasın odtü'nin? dubai'ye, bağdat'a, erbil'e, tebriz'e, türki cumhuriyetlere mutlaka yayılmalı odtü, kalitesini taşımalı. gitmeli ve gittiği yerlerde türk dostları, yöresel elitler, bağlantılar yetiştirmeli. bir ülke bir bölgeye ağırlığını bu şekilde koyar ve devam ettirir. kimse bunun kimsenin aklına gelmediğini söylemesin. mutlaka birileri düşünmüştür ama üniversitelere bütçeden ayrılan pay hepimizi daha mütevazı hedefler koymaya itiyor, her ile bir tabela üniversitesi kurmak gibi mesela. gazeteler kuponla verseler almayacağın diplomalar dağıtacak üniversiteler. böylesi bir kurum bu türden bir yayılma göstermeyince başkaları gidiveriyor hem, ufuk okulları galaksi kolejleri diye ışıl ışıl nurcular sarıyor dünyayı türk diye. adımız kötüye çıkıyor.
bir de british council, goethe ve cervantes enstitüleri muadili bir kültür emperyalisti görünümlü alt seviye espiyonaj kurumuna ihtiyacımız var acilen. "yunus emre enstitüsü" güzel isim bence. yalnız buna da kültür bakanlığı bütçesi elvermez. diyanet'ten aktarırız kaynağı buraya da, "sordum sarı çiçeğe"nin hatrına sorun çıkarmayacaklardır :)
yapın bunları, göreyim türkiye'yi 15-20 sene sonra!
not: "imam hatip okulu" ya da "anadolu imam hatip lisesi" demek yerine aynı kurumun daha uygun bulduğum kategorik adını kullanmayı seçtim. "ruhban" kelimesini kullanmamaya kasıp "imam hatip" şeklinde kıvırmışız milletçe, tashihin de tam zamanıdır.
Labels:
brainstorming,
değil,
eğitim,
kültür,
odtü,
türkiye,
üniversite,
wishlist,
yorum
Saturday, February 9, 2008
şapkadan tavşan, meclisten türban
türban değişikliği meclis'ten geçti. her ne kadar kendisini estetik açılardan çok şık bulmasam da ve hakkında tartışıldığında türban destekçilerinin özgürlük ve yenilikçilik argümanlarına (1400 yıllık -ve kılıç zoruyla edinilmiş- "geleneği" korumak yenilikçilikmiş) epeyce gülsem de, yersiz bir sınırlamanın kaldırılması kesinlikle yerinde bir karar. bence olması gereken şey devletin sivil hayatı düzenleme işinden tamamen elini çekip kendini temel hak ve özgürlüklerin bekçiliğine vermesi.
bu yolda daha ilerici, daha sağlam adımlar bekliyorum ben hükümetten yalnız, burada durulmamalı. mesela kumarhaneler serbest bırakılmalı. devletin hiçbir vatandaşına birikimlerini nasıl kullanacağını dikte etmeye hakkı yok; kişi batarsa batar, çıkarsa çıkar. aile kurumunun korunması mı dediniz? o iş aileyi kuranların görevidir. herifler tüm parasını tek kollunun başında eritmesin diye bölge turizminde ülkeye muazzam bir avantaj getirecek tesislerin kapatılması, devletin vatandaşlarının tercihlerine, karar verme yetisine, dolayısıyla aklına bir hakareti olarak algılanmalıdır. kaldı ki milli piyango var, iddaa var, at yarışları var, lime anlatabilirsin ki bu çelişkiyi? peki yasal boşluklar? oradan buradan çok güzel yasalar apartmış bir milletiz, alırız ilgili kumar yasasını nevada'dan, hallolur bu iş.
sonra hardcore'muş softcore'muş farketmez, belirli bir saatten sonra televizyonlarda erotik yayınlar serbest olmalı. çocuk sağlığı? çocuklarını o saate kadar yatırmadıysan zaten umurunda değil demektir. türk ahlak ve toplum yapısı? "baldız baldan tatlıdır" diyen, "yorgansız yatar oğlansız yatmayız" diyen, her türlü sapkınlığını gazetelerin üçüncü sayfasından takip ettiğimiz halk türk halkı değil mi? berdel olayının hareket serbestisi olmayan ama ileri derecede yerleşik bir swinger'lık müessesesi olmadığını kim söyleyebilir? ahlakmış, toplum yapısıymış, saçmalamayınız bir zahmet, iğreniyorum hepinizden :P hem kanal değiştirmek için kullandığınız cihazın adının "kumanda" olmasının bir anlamı var. komuta izleyendedir, izleyen de alternatifsiz değildir. beğenmeyenler, tasvip etmeyenler için "my name is earl" apartması "hakkını helal et" seçeneği de mevcuttur. özetle kişisel ve kurumsal hakları rencide eden durumlar haricinde -akp'nin şampiyonluğunu(?!?) yaptığı özgürlükler çerçevesinde- rtük kesinlikle müdahil ol(a)mamalıdır.
daha başka gelişmeler de kaydedilmeli. ne bileyim, elalemin sümüklüsünün canı çekiyor diye sucuk reklamlarının prime time dışına taşındığı bir ülkede yaşamak sizi rahatsız etmiyor mu? benim de canım reklamlarda gördüğüm otomobillerden edinmek istiyor, ama nanay. her gördüğümde boğazıma birşeyler düğümleniyor, kilitlenip kalıyorum. işbu halde şikayetçi mi olmalıyım ben? bu zamana kadar neden kimse mızıldanmadı bu konuda? yoksa "sucuk alamayanın arabayla işi ne?" deyip geçiyor muyuz basitçe? gelir adaletsizliğini reklam kaydırarak "çözmek" de bize özgü bir durum olmalı, önüne gelenin tedbir kararı aldırıp internet sitelerine erişimi engelleyebilmesi gibi. adnan hoca blog'larını nahane ederek tüm wordpress blog'larını sınırdışı ettik. erişemiyoruz. aylardır. youtube bir eyüp'yen, bir fatih'ten, bir sivas'tan, bir izmir'den açılıp kapanmaktan yalama oldu. bunlara da bir el atsana akp, hazır özgürlük demişken? 301'e de el at. görev başındaki polise hakaret sokaktaki adama hakaret etmekten daha ağır cezalandırılmasın sonra. her yasanın merkezinde birey olsun devlet yerine, olmaz mı? akp için samimiyet sınavı an itibariyle başlamıştır, geçmesi hepimizin yararınadır.
şimdi herkes şu anki hükümeti yıllardır sürüncemede olan ve türkiye'nin önünü tıkayan büyük bir sorunu çözmüş, başarılı bir hükümet olarak hatırlayacak. artık daha önemsiz şeylerle ilgilenebilirler; işsizlik, hırsızlık, yolsuzluk, ekonomi, asayiş, belki de eğitim.
bu yolda daha ilerici, daha sağlam adımlar bekliyorum ben hükümetten yalnız, burada durulmamalı. mesela kumarhaneler serbest bırakılmalı. devletin hiçbir vatandaşına birikimlerini nasıl kullanacağını dikte etmeye hakkı yok; kişi batarsa batar, çıkarsa çıkar. aile kurumunun korunması mı dediniz? o iş aileyi kuranların görevidir. herifler tüm parasını tek kollunun başında eritmesin diye bölge turizminde ülkeye muazzam bir avantaj getirecek tesislerin kapatılması, devletin vatandaşlarının tercihlerine, karar verme yetisine, dolayısıyla aklına bir hakareti olarak algılanmalıdır. kaldı ki milli piyango var, iddaa var, at yarışları var, lime anlatabilirsin ki bu çelişkiyi? peki yasal boşluklar? oradan buradan çok güzel yasalar apartmış bir milletiz, alırız ilgili kumar yasasını nevada'dan, hallolur bu iş.
sonra hardcore'muş softcore'muş farketmez, belirli bir saatten sonra televizyonlarda erotik yayınlar serbest olmalı. çocuk sağlığı? çocuklarını o saate kadar yatırmadıysan zaten umurunda değil demektir. türk ahlak ve toplum yapısı? "baldız baldan tatlıdır" diyen, "yorgansız yatar oğlansız yatmayız" diyen, her türlü sapkınlığını gazetelerin üçüncü sayfasından takip ettiğimiz halk türk halkı değil mi? berdel olayının hareket serbestisi olmayan ama ileri derecede yerleşik bir swinger'lık müessesesi olmadığını kim söyleyebilir? ahlakmış, toplum yapısıymış, saçmalamayınız bir zahmet, iğreniyorum hepinizden :P hem kanal değiştirmek için kullandığınız cihazın adının "kumanda" olmasının bir anlamı var. komuta izleyendedir, izleyen de alternatifsiz değildir. beğenmeyenler, tasvip etmeyenler için "my name is earl" apartması "hakkını helal et" seçeneği de mevcuttur. özetle kişisel ve kurumsal hakları rencide eden durumlar haricinde -akp'nin şampiyonluğunu(?!?) yaptığı özgürlükler çerçevesinde- rtük kesinlikle müdahil ol(a)mamalıdır.
daha başka gelişmeler de kaydedilmeli. ne bileyim, elalemin sümüklüsünün canı çekiyor diye sucuk reklamlarının prime time dışına taşındığı bir ülkede yaşamak sizi rahatsız etmiyor mu? benim de canım reklamlarda gördüğüm otomobillerden edinmek istiyor, ama nanay. her gördüğümde boğazıma birşeyler düğümleniyor, kilitlenip kalıyorum. işbu halde şikayetçi mi olmalıyım ben? bu zamana kadar neden kimse mızıldanmadı bu konuda? yoksa "sucuk alamayanın arabayla işi ne?" deyip geçiyor muyuz basitçe? gelir adaletsizliğini reklam kaydırarak "çözmek" de bize özgü bir durum olmalı, önüne gelenin tedbir kararı aldırıp internet sitelerine erişimi engelleyebilmesi gibi. adnan hoca blog'larını nahane ederek tüm wordpress blog'larını sınırdışı ettik. erişemiyoruz. aylardır. youtube bir eyüp'yen, bir fatih'ten, bir sivas'tan, bir izmir'den açılıp kapanmaktan yalama oldu. bunlara da bir el atsana akp, hazır özgürlük demişken? 301'e de el at. görev başındaki polise hakaret sokaktaki adama hakaret etmekten daha ağır cezalandırılmasın sonra. her yasanın merkezinde birey olsun devlet yerine, olmaz mı? akp için samimiyet sınavı an itibariyle başlamıştır, geçmesi hepimizin yararınadır.
şimdi herkes şu anki hükümeti yıllardır sürüncemede olan ve türkiye'nin önünü tıkayan büyük bir sorunu çözmüş, başarılı bir hükümet olarak hatırlayacak. artık daha önemsiz şeylerle ilgilenebilirler; işsizlik, hırsızlık, yolsuzluk, ekonomi, asayiş, belki de eğitim.
Friday, August 31, 2007
internet yorumları
Monday, May 28, 2007
egiboy yorumlarınızı yorumluyor, #1
yazmaya değer hiçbir şey yapmıyorum, süper! o zaman n'apıyoruz, güzin ablacılıkla geleneksel egiboy ukalalığını harmanlıyoruz ve yeni köşemizi tanıtıyoruz: egiboy yorumlarınızı yorumluyor!
meltem yanlış anlaşılma üzerine 22.5.7 tarihli yazımı yanlış anlayıp anlamadığı ile ilgili bir iç anlaşmazlığa düşmüş. beni tamamen doğru anladığını ve ortada halen bir yanlış anlaşılma varsa bunu anlayışla karşılayacağımı kendisine bildiririm, muştularım, daha neler neler.
mine kızımız durmamış, cuma (25.5.7) günüyle ilgili girdiğim entariyi gazal'a okumuş. evet, şaşırdım menünün fotografını çekmesine, ama o saatte bende herhangi bir şeye mana verebilecek kafa var mıydı, hiç sordunuz mu, sorsanız söylemez miydik? blog entarisini şeettirirken aklıma "gerizekalı yiyemem aman" olayı geldi, o sıra özdenetimden geçirmeden klavyemin ucundan şıp demiş damlamış. kırılan gücenen varsa hayvanlık etmişim, cümlenin sonundaki ":P"'a sığınırım.
yarın inanç'tan birtakım drama insanları "gözlerimi kaparım vazifemi yaparım"ı oynayacaklarmış eyüboğlu koleji'nde. orada olacağım, olmaya çalışacağım. gelen olursa görüşelim...
meltem yanlış anlaşılma üzerine 22.5.7 tarihli yazımı yanlış anlayıp anlamadığı ile ilgili bir iç anlaşmazlığa düşmüş. beni tamamen doğru anladığını ve ortada halen bir yanlış anlaşılma varsa bunu anlayışla karşılayacağımı kendisine bildiririm, muştularım, daha neler neler.
mine kızımız durmamış, cuma (25.5.7) günüyle ilgili girdiğim entariyi gazal'a okumuş. evet, şaşırdım menünün fotografını çekmesine, ama o saatte bende herhangi bir şeye mana verebilecek kafa var mıydı, hiç sordunuz mu, sorsanız söylemez miydik? blog entarisini şeettirirken aklıma "gerizekalı yiyemem aman" olayı geldi, o sıra özdenetimden geçirmeden klavyemin ucundan şıp demiş damlamış. kırılan gücenen varsa hayvanlık etmişim, cümlenin sonundaki ":P"'a sığınırım.
yarın inanç'tan birtakım drama insanları "gözlerimi kaparım vazifemi yaparım"ı oynayacaklarmış eyüboğlu koleji'nde. orada olacağım, olmaya çalışacağım. gelen olursa görüşelim...
Subscribe to:
Posts (Atom)