Showing posts with label mezunlar derneği. Show all posts
Showing posts with label mezunlar derneği. Show all posts

Monday, January 11, 2010

enkaz devralmak: inanç lisesi mezunlar derneği

şu sıralar, hatta aslında aralık sonu gibi derneğin genel kurulunu toplamış olmamız gerekiyordu.  konuyla ilgili herhangi bir gelişme olmayınca aksiyoner dernek başkanımız osman'a (ucael) son durumu sordum.  duyduklarım pek de hoşuma gitmedi.

öncelikle bilenler biliyor, derneğin defterleri bir yılı aşkın bir süredir -en azından 2009 genel kurulu öncesinden beri- kayıp.  defterlerin teslim edildiği kişi defterleri o zamanki başkana (can '00) gönderdiğini söylüyor, başkan ise kendisine herhangi bir defterin ulaşmadığını.  ben halen defterlerin ya inanç'ta ya da can'ın evinde/eski/yeni işyerinde bir yerlerde tozlanmakta olduğunu düşünüyorum.  yine de benim ne düşündüğümün pek bir önemi yok; kesin olan tek şey defterlerin an itibariyle ortada olmadığı.  yenilerinin düzenlenmesi problem değil ama neresinden bakarsanız bakın hiç yoktan ortaya çıkan bir maliyet.  artık bir şekilde derneğin kısıtlı kaynaklarından karşılanacaktır. ne var ki ortaya çıkan maliyet bununla bitmiyor.  mahkemeden zayi belgesi alınması gerekiyor.  bu belge için de, kaybolma durumu öğrenildikten sonra 15 günü geçirmeden başvurulması lazım, ki osman bu başvuruyu yapmış durumda.  bir de maddi ceza söz konusu.  defter başına 500 küsur türk lirası.  6 defter üzerinden varın siz hesaplayın; benim bildiğim kadarıyla derneğin elinde bu kadar para yok.  bir de mahkeme (işlemlerin yapılabilmesi için sulh hukuk mahkemesine başvurmak gerekiyor; ya, ya) sürecini takip edebilecek (arada bir izmit'e gidip gelebilecek) birilerince işin yürütülmesi gerekiyor.  daha da bombası, ilk genel kurulca yönetime seçilen yönetim kurulunun genel kurul sonuç bildirimini ilgili makamlara iletmemiş olması.  konuyla ilgili yasa maddesi şu:
5253 numaralı dernekler kanunu - madde 23:

Dernekler, genel kurulu izleyen otuz gün içinde, yönetim kurulu ve denetim kurulu ile derneğin diğer organlarına seçilen asıl ve yedek üyeleri mülkî idare amirliğine bildirmekle yükümlüdür. Dernek organlarında ve yerleşim yerinde meydana gelen değişiklikler de aynı usule tâbidir. Genel kurul sonuç bildiriminin şekli, içeriği ve gerekli belgeler yönetmelikte düzenlenir.

sanki 2008 ocak ayında yapılan genel kurul hiç yapılmamış gibi bir durum ortaya çıkıyor böylece; resmi kayıtlara göre mezunlar derneğini halen geçici yönetim kurulu yönetiyor!  yeni kurulun seçilip göreve başladığını kanıtlayacak tek belge olan karar defteri de kayıp.  bu durumda derneğe tahakkuk edecek cezanın sorumluluğu esasen hiçbir sorumluluğu olmayan, sadece kuruluş aşamasında işler yürüyebilsin diye imza vermiş kişilerin üzerine kalacak.  tüm bunlara ek olarak, defterlerin kayıp olmasından dolayı ne herhangi bir konuda karar alınabiliyor, ne yeni üye kaydı yapılabiliyor, ne de aidat toplanabiliyor.  birilerinin sorumsuzluğunun cezasını dernek çekiyor.

derneğe/derneğin yönetim kuruluna yansıtılacak herhangi bir maddi cezanın maliyetinin dernekçe/geçici yönetim kurulunca değil karşılanması, karşılanacak olma ihtimali bile kesinlikle hakkaniyete aykırıdır.  iş, derneğin ilk yönetim ve denetim kuruluna düşmektedir.  iktidara iki saniye önce gelen eski muhalefet lideri gibi enkaz edebiyatı yaptırdınız ya bana, helal olsun size :)

konuyla ilgili daha detaylı ve net bilgileri osman'dan alabileceğimizi umuyorum.  yanıldığım, yanlış aktardığım bir nokta varsa yine kendisi düzeltecektir.

Saturday, April 25, 2009

ayda bir anca

yoğunum.

öyle böyle değil, her yerden iş yağıyor.  iş yapmaktan iş yapamıyorum; araya giren ıvır zıvır şeyler yüzünden esas uğraşmam gereken ve hepsi de zaman kısıtlarına bağlı işlere eğilmek bir türlü nasip olmuyor, olamıyor.  hani iş konusunda gevşek davranan, yumurta kapıya dayanmadan harekete geçmeyen biri olsam anlayacağım ama böyle bir durum da yok.  işin boktan tarafı, temmuza kadar böyle gidecek gibi.  geçen seneki gibi saçmasapan bir zamanda tatile çıkmak durumunda kalmam umarım.  iyi blog yazısı çıkıyor böyle zamanlarda fakat bünye üzerindeki etkisini sorun siz bir de :)

bitirme projesinde test verisi üzerinde işi epeyce kolayladım.  test verisi derken hafiften istanbul'u andıran (iki bağlantıyla birbirine bağlanmış iki büyük blok) bir bağlantılar grafiği oluşturdum.  110 nokta ve bunları bağlayan 200 küsur doğru parçası duraklarımı ve yol ağını oluşturdu.

[caption id="attachment_181" align="aligncenter" width="419" caption=""test şehri""]"test şehri"[/caption]

durak adları önce y, sonra x koordinat düzlemindeki harf alınarak elde ediliyor, örneğin şehrin kuzeybatı ucundaki durağın adı ka.  bu bağlantılar grafiğindeki yolları izleyerek 110 noktanın tamamını kapsayan 36 hat oluşturdum.

[caption id="attachment_189" align="aligncenter" width="439" caption="hat yayılımı"]hat yayılımı[/caption]

tek tek hatları vermeyeceğim, meslek sırrı :)

işin "epey kolaylanmış" kısmı aktarma hesaplamasını yapan program.  programa başlangıç ve bitiş duraklarıyla beraber maksimum aktarma sayısını girince mantıklı sonuçlar elde edebiliyorum. mesela ab noktasından maksimum 2 aktarmayla jk noktasına nasıl gidildiğini hesaplayalım:



[caption id="attachment_198" align="aligncenter" width="392" caption="hesaplanmış aktarmalar"]hesaplanmış aktarmalar[/caption]

ortaya çıkan seçenek ağacındaki ilk seçeneği şu şekilde dillendirebiliriz: "ab'den 00 numaralı otobüse bin. 1 durak sonra bc'de inip oradan 04 numaralı otobüse bin. 6 durak sonra jk'da in."  arada tek aktarmalı bir seçeneğin (ab'den 04 otobüsüyle 7 durak sonra jk) de bulunduğu, yani maksimum aktarma sayısından daha az aktarmaya sahip durumların da hesaplandığı görülebilir. güzel yani :)  bu yapıya seyahat süresi tahmini ile ilgili yapıyı da eklemlediğimde daha da güzel, tadından yenmeyesi bi'şey çıkacak ortaya.


yarın da dernek yönetim kurulu var ve bu yüzden ferdaanım'ın brunch'ını (so posh, ain't it?) ekiyorum.  zaten sabahın 10'unda kanlıca'da olmamı sağlayacak hızı ve gazı bulmak zor, hele bu sabah bir pazar sabahı ise.  uyuy'cam len?!



Wednesday, October 22, 2008

inanç pazar fiyaskosu

kaçtır dernek organizasyonu olmuyor diiye söylenir dururum. hoş, bu da dernek organizasyonu sayılmaz ama pek muhterem yönetim kurulu üyemiz ertan'ın öncülüğünde "ekibi yeniden toplayalım" gazıyla bir etkinliğe giriştik; "inanç pazar kahvaltıları". "giriştik" dedim ama benim katılmak dışında bir payım yok. konumuz bu değil, geçelim. duyurusunu facebook'ta gördüm, ning'de ise (şu süper-düper alternatif network'ümsü şey) yoktu. ilki de iki önceki pazar günü "düzenlenmiş" (şu an tırnak işaretlerini elimle yapıyorum) ama daha bi' tanıtım amacıyla hazırlanmış bir event'miş gibi geldi bana. neyse, ertan bu haftasonu ikincisini düzenlemiş bu devam edesice kahvaltı serisinin. kaçar mıydı? bence kaçmazdı. hemen durum "attending"e çekildi, rsvp (répondez s'il vous plaît imiş, bomba!) döşendi, diğer gelecekleri beklemeye koyulundu. facebook'un yalancısıyım, son dakikaya kadar yaklaşık 10-15 kişinin geleceği kesindi. hem de ne rsvp'lerle... "özledim"ler, "yavrucaklarım kuzukulaklarım tutmayın beni"ler, "ooooo ortama aynen akıyorum hacı"lar... tebeşir devrinden ("okul yılları" yerine de kullanılabilir, ben yaptım oldu) beri görmediğimiz insanlar görülüp hasret giderilecek, uzayan aralar mütemadiyen, olmadı zorla kısaltılacaktı. resim güzeldi yani.

sonrası için bir bilmecem var çocuklar:

çarşıdan aldım yirmi tane, eve geldim beş tane...
...olur mu böyle şey be!

olur. inançlı için zor yoktur; zor yapılır, imkansız zaman alır sonuçta. o gelmek için can atanlar listesinden gele gele beş kişi geldi. pelin ('02), gülçin ('03?), serhan ('01), ertan ('01) ve ben. rahatsızlığı olup da gelemeyenlerin mazeretleri başımız gözümüz üstüne de, birkaç tane de defolu model var; son nanosaniyede acil işi çıkanlar, saati şaşırıp bir de üstüne yolu şaşıranlar, missing in action takılanlar, vs. de vs....

bahsi daha fazla uzatmayacağım; inanç tayfasını istanbul bozmuş :)

Monday, June 30, 2008

talim terbiye

şu sıralar kafa yorulan şeyler:

  • lise öğrencileri için bir yazılım geliştirme programı (müfredatı). bir iş çıkışı aktivitesi planlıyorum inanç için ilerleyen tarihlerde ve big-O notation falanla başlarsam tırsarlar diye korkuyorum :)
  • egiboy planlama teşkilatı "proce"leri. artık planlı bir şekilde girişmek lazım kendilerine.
  • mezunlar derneği: 6 ay oldu kurulalı ve hiçbir hareket yok. bir tek organizasyon düzenlenmedi, ilk genel kurulda bahsedilen işlerin çoğuna el bile sürülmedi. yanlış birşeyler var.
dahası da var, ama yazının uzunluğu şu an ağır basan uykunun ağırlığıyla ters orantılı. egiboy'in 5 adet cevizi var ve hiçbirini de size vermeyecek.

Tuesday, January 15, 2008

nedir?

iş güç derken 3 arabik videoyla geçiştirmişiz blogu. bu sırada mebzul miktarda olay oldu oysa. bankada ilk kısmında dış kaynak kullandığımız (adını verelim, accenture manila) bir projemiz vardı arada egiBlog'da bahsettiğim, daha doğrusu devamlı mızıldandığım. her ne kadar dokümantasyon kısmında bana epey birşey kattı ise de hem süre aşımı hem de dış kaynağın ürettiği kodun kalitesi canımı yeterince sıkmıştı. işte o projenin ürün testi aşaması aralık başında tamamlandı, ben de ygm (yazılım geliştirme müdürlüğü - hell yeah!) içi mahrumiyet bölgesi olan asma kattan eski yerime çıktım, tabi o da ocak'ın 4'ünde 10. kata grupça taşınana dek. kullanıcı kabul testine de haftaya başlanıyor olması lazım; projeyle aramı uzattığım için ancak tahmin edebiliyorum.

şu sıralar da beni sinirden köpür köpür köpürten bir işle uğraşıyorum. bildirim yapmakla yükümlü olduğumuz bir kamu kuruluşunun talep ettiği kimi bilgileri yine onların istediği formatta hazırlayacak bir program. yalnız "format" olarak verdikleri şey evlere şenlik. adres konusunda mesela herşey kodlanmış; il kodu, ilçe kodu, ülke kodu falan, herşey var. süper yani. suudi arabistan'ın, ingiltere'nin, londra'nın da ilçe kodu olduğunu söylersem durum daha iyi anlaşılacaktır ki, söyledim, rahatladım. zaten çok kolay sinirleniyorum şu sıra, iyi değil.


geçen ayın başında, soruşturduğumda hiç de sık yapılmadığını öğrendiğim bir etkinliğe katıldım; departmanın yarısı iki otobüse doluşup abant'a eğitime gittik. eğitim deyince, eğitim haftasonu olunca ve katılım da zorunlu olunca iki gün boyunca sıkıntıdan sıkıntı beğeneceğimi düşünüyordum. açıkçası ilk kez herhangi bir konuda yanıldığımdan dolayı memnunum. eğitim de takım çalışması yetkinliklerini geliştirme ve departman için grupları kaynaştırma amaçlıydı zaten. kaynaşmakta üstümüze yoktur tabii :P programda ne vardı? önce her gruba kocamanından bir storyboard kağıdı verildi ve departmanı hangi yemeğe, şarkıya, filme, otomobile, ünlüye, vs. benzettiğimizi, daha sonra sunmak üzere çizmemiz istendi. şunları bulduk:

  • şarkı: "bir teselli ver"; iş yoğunluğunun yarattığı her acının tiryakisi olmuş biz mecnunların samimi dileği.

  • yemek: patlıcan oturtma; yapımı emek istediğinden ve kendi halinde acı olabilen bir şeyin fena halde lezzetli bir şeye dönüşmesi hikayesini özetlediği için.

  • film: "rambo iii"; hassas bir operasyon birimiyz ve bankanın diğer birimlerinin üzerinde iş geliştirdiği platformları hazırlıyoruz. yapılan hataların da etkisi büyük oluyor haliyle. kim attığı okla helikopter düşürebilir ki rambo'dan başka?

  • otomobil: doğan görünümlü şahin; yorum yapmaya bile gerek yok, legacy sistemler...

  • ünlü: hülya avşar; magazin basını için onunla da olmuyor, onsuz da olmuyor.

  • bitki: çam ağacı; her dem yeşil, reçinesi fıstığı falan var, öyle böyle değil.

  • hayvan: bukalemun: her duruma uyum sağlar, bir gözü içerideyken diğeri dışarıdadır :)

  • eşya: isviçre çakısı; bariz.


işin sunumu bendenize düştü ve -alçakgönüllü davranamayacağım- ortalığı kırıp geçirdim desem yeridir. sunum sahnesinden inerken acayip alkış koptu, diğer sunumların girişlerinde epey bir teşekkür aldım. hala arada kulede karşılaştığım insanlar bana yazılım geliştirme ekibinde harcandığımı söylüyorlar ;P insanların yüzünü güldürmek güzel şey de, şimdilik sevdiğim işi yapıyor olmak daha güzel. değerlendirebileceğim stand-up teklifleri gelene kadar yani, şimdilik (zuhaha).

sonrasında gazete kağıdından belli kurallara uyan (ayaklar arası açıklık falan) bir köprü yaptık ama dereceye giremedik. köprünün adının "veli göçer memorial bridge" olmasının bir etkisi oldu sanırsam. akabinde bir takım egzersizi vardı. ayak basmanın yasak olduğu 3 x 3 metrelik bir alanın en uzak kısmına bırakılan ipuçlarını toplayıp ortaya çıkan mantık bulmacasını çözmek gerekiyordu. ipuçlarını gayet güzel topladık. üç kişi dizleri alanındışında kalacak şekilde elleri üzerinde diz çöktü, onların sırtlarına ayakları gelecek şekilde iki kişi, aynı yöntemle de en uca bir kişiyi ipuçlarına doğru koordineli bir biçimde kaydırdık ve diğer gruplardan önce ipuçlarını elde ettik. buradan sonrası ise tam bir karmaşaydı. ipuçları elden ele gereksiz dolaştı, ekipteki "büyük abiler" kontrolü ellerine almaya çalışırken hem ortak bir noktaya varamadılar hem de kimi zaman fikrini belirten diğer ekip elemanlarına kırıcı davrandılar. bayan elemanlar ortaya üşüşen beyler yüzünden iç halkaya, dolayısıyla çözüme ortak olamadılar. ipuçlrını değerlendirirken kağıt üstünde -abartısız- beş ayrı notasyon gezindi ve muazzam bir zaman kaybı oluştu. hepsi biraraya gelince oyunun ilk yarısındaki avantajımızı kaybettik ve çözümü ik bulduğunu açıkl"ayan ekip olamadık. yine de doğru çözüme ulaştık, ki çözümün içinden çıktığı şartlar gözönünde bulundurulduğunda hiç de fena değilmişiz diyebilirim. eğitim iyiydi, otel ve yemekler vasattı. göl çevresinde dolaşacak zaman bulamamış olmak kötüydü. en güzeli ise departman içinde hem kaynaşma hem de halen devam eden bir pozitif hava yakalanması. düşünsenize, grup müdürlerimizden biri her karşılaştığımızda "başkanım nasılsın?" diyor :P


derneğin ilk olağan genel kurulunu yaptık. yönetim kurulunu 1. ('00) ve 2. ('01) mezunlar oluşturdu. başkanımız can. pr/er işleri özge'den, finans samet'ten, it de ertan'dan sorulacak. şahin'in hangi işin boş kalfası olduğunu unuttum. denetmenlerimiz de caner, selçuk ve volkan turan. çok işimiz var. bana daha çok it kısmında iş düşecek tabii. okulu da şöyle bir kolaçan ettim, her zamankinden daha bi' umutlu ayrıldım.

Tuesday, August 7, 2007

bloga dönüş

döndüm, dönebildim, şeyini şeyettiğimin manila'lılarından kalan zamanımın bir kısımcığını buraya ayırabilecek durumdayım. aman da aman, aman da aman!

dönüş derken, seneler önce erich von däniken'in "yıldızlara dönüş"ünü okumuştum. ufocu zamanlarımdı, büyüdüm geçti. neyse, bahsettiğim kitabın inanılmaz komik, şuna benzer bir girişi vardı: "yıldızlara dönüş! 'dönüş' diyorum, bu yıldızlardan geldik anlamına gelmez mi?" mantık bükmenin, ucuz illüzyonun bu kadarı! blogosferden gelen bir blogonot değilim, ama geri dönmek güzel. birikmişleri bırakmanın vakti gelmişti. ne yapmışız bakalım?

madde 1: the simpsons!
the simpsons movie'ye gittim geçen salı. eğlenceli miydi? kesinlikle. yeri geldiğinde çatlayasıya güldüm mü? evet. ama herşeye rağmen bir sinema filmi havasına giremedim; filmin süresinden (kısalığından) olacak herhalde. spider pig mevzuuna hala yarılmaktayım, şarkı da dilime fena halde yapıştı: "spider pig/spider pig/he does whatever a spider pig does"... hele kuyruk jeneriğine eşlik eden a capella versiyonu harika.

madde 2: egiboy outsourcing öğreniyor
işte dış kaynak kullanılan bir projede çalışıyorum. accenture ile çalışıyoruz ve offshore ekibi manila'da. iki aydır fena halde cebelleşiyoruz ve her ne kadar iki ay böylesi bir konu hakkında fikir edinmek için yeterli olmasa da iki satır laf geveleyebilirim diye düşündüm. dediğim gibi, süreç içinde kendimce çıkarımlarım var outsourcing ile ilgili. öncelikle, iş gücü bakımından 1 + 1 (offshore + onshore) kesinlikle 2 etmiyor; 1,5 ile 1,85 arası (yuvarlak sayı verelim de attığımız anlaşılmasın) bir şey ediyor. kırıma neden olan etmenler ise bence (i) offshore ekibinin benzer bir iş deneyimi olup olmadığı, (ii) onshore ekibinin hazırladığı dokümanların kalitesi ve bunların hazırlanma süresi, (iii) iki katmanlı bir faktör olan dil uyumu; geliştirme dili ve değişken adlarını belirlerken kullanılan dil. her ne kadar 1 + 1 outsourcing matematiğinde 2 etmese de masraf konusunda muazzam bir avantaj yarattığı tartışılmaz. unuttuğum bir noktayı da ekleyip bu bahsi kapatayım; iki ekip arasındaki zaman farkı da çok ama çok önemli. mesela, yaz saatini de ekleyince manila ile aramızda 5-6 saat fark oluyor ve bu nedenle -nacizane fikrimce- çok da uyumlu çalışamıyoruz. amerika-hindistan arası 12 saate yakın, ve böylece bir ekibin bıraktığı yerden öbür ekip alıp götürebiliyor işi, ya da onshore ekibin offshore ekibe doküman yetiştirmesi için çok kasması gerekmiyor. yine de türkiye'den herhangi bir firma yurtdışından dış kaynak kullanmalı mı? ben kendimi pek ikna edemedim; amerika-hindistan arasındaki fiyat uçurumu da yok türkiye-filipinler arasında.

madde 3: moleskine!
bir moleskine aldım. evet, tüketim canavarına tasmasını teslim etmiş bir köpeğim artık ben. yalnız, gerçekten daha fazla yazasım, çizesim, karalayasım var adı geçen nesneyi edindiğimden beri.


inanç zamanından kalma bir kareli defterden başkasıyla çalışamama hastalığım olduğundan moleskine'm de kareli. her türlü taslağı, çizimlerimi, yazılarımı ve saçmalamalarımı ilk önce buraya nakşedeceğim ki ilerleyen zamanlarda daha sağlam saçmalayabileyim :P

madde 4: düğün dernek ve epey kırtasiye
geçen hafta inanç'ın mezunlar derneği ile ilgili gelişmeler oldu. açıkçası, yılan hikayelerini solda sıfır bırakacak bir seyir izleyen dernek işlerinde artık -afedersiniz- "aramızdaki cenabet kim?" diye sormaktan başka birşey gelmiyor elimden. tam yüzdük yüzdük kuyruğunda geldik dediğimiz anda hayvan taze deri ceketini geri aldı bizden! olay da şu; okulun şu anki adı türk eğitim vakfı inanç türkeş özel lisesi (kısaca tevitöl - nazal dekonjestan - türk tıbbı'nın hizmetine sunarız) olduğu için ve okulun şu anki yönetimiyle ili ilişkiler içinde bulunmak istediğimizden derneğin adını "inanç liseliler derneği" yerine içinde tevitöl geçen bi'şey olmasını istedik. istemez olaydık! meğer dernek vesairenin adında "türk" ibaresinin geçmesi için bakanlık izni gerekiyormuş. yasaları bilmemek yasalara bağışıklık salamıyor tabii, ama birkaç kez ve birden fazla avukata inceletilmiş bir metindeki böylesi bir ayrıntının işin uzmanları tarafından atlanmış olması... ne bileyim, içime sinmiyor. hani bülent ecevit'in de içine sinmezdi ya hiçbir şey, aynen öyle. ağustos sonuna kadar bakacağız bi'şeyler, tam detayları ben de bilemiyorum ne yazık ki. umalım ki 30 ağustos'a yetişsin; sezai bey'in huzuruna derneksiz çıkmak da pek içime sinmeyecek zira...

madde 5: girişimciler kulübü girişimi
"yeni ekonomi" hedesi ortaya çıkalıberi herkes bir sonraki parlak fikri bulup, satıp/ürüne çevirip voliyi vurma peşinde. inanç forum'da önce iddialı bir şekilde "gelin şirket kuralım" diye caner'in ortay attığı bir fikrin yine forumda şekillenmiş ve görece daha mütevazı hali diyelim girişimciler kulübü'ne. daha ilk toplantımızı bile yapmış değiliz, çok iddialı da değiliz (daha doğrusu, girişim sermayesi kavramının türkiye'deki görece yokluğu nedeniyle otomatikman kabuğumuza doğru itiliyoruz mütemadiyen). hiçbir şey yapmasak masa başında memleketi kurtarırız, ne gam? tüm inançlı'ları, inanç insanlarını bekliyoruz...

madde 6: yorumsuz blog olmaz, hadi duvaksız gelin bi' derece
özellikle altivi konusunda bloglayıp bir ekşi entry'si ile ufaktan reklam yapınca egiBlog'un ziyaretçisi epey arttı diyebilirim. yine de anlayamadığım bir durum mevcut; gelenler geldiklerini nedense pek belli etmek istemiyorlar sanki. uzun zamandır hiçbir blog girişime yorum yazılmamış. geliyorsanız ses verin, gelecek sefere pencerenin önüne elmalı turtanızı bırakayım. iyi deyin, kötü deyin, ama bir şekilde ses verin.

madde son: bekleyen işler
çok. gerçekten çok. altivi incelemeleri kapsamında bir teklif sayısı takip programı yazmam gerek. belli aralıklarla ilgilenilen ihaleleri ziyaret edip verilen tekliflerin sayısını takip eden ufak bir program olacak bu; atla deve değil yani. bunun üreteceği veri ile eldeki verileri karşılaştırıp altivi kullanıcılarının teklif verme örüntülerini ve en az teklifler ihale kapatmak için bir yöntem olup olmadığını araştıracağım. sonraki işleri de byblos (kütüphane şeysi), ek$iVista online (the ultimate vaporware) ve "muha!" kişisel muhasebe uygulaması sırasıyla önceliklendirdim.

unutmadan, bir detayı daha var altivi uygulamasının. 3 boyutlu bir basit bir grafik çizmekle uğraşıyorum. 3 eksenim olacak: kullanıcı, fiyat ve ihale bitimine kalan süre. her kullanıcı-fiyat-zaman üçlüsünü bir küp olarak göstereceğiz. eksenlere tıklandığında gerçek değerler/frekans toggle'ı yapılacak. kodu c# ile yazıyorum. yol göstermek, kaynak önermek isteyen? 3d çizimi nasıl optimize ederim mesela, görünmeyen kısımları çizmemek yardımcı olabilir, ama bunları nasıl belirlerim? "yol yakınken" falanla bana gelmeyin, çok pis dalarım :P sonuçta bir programcının en sadık dostu ne bilgi ne deneyim ne de acı kahvedir, halis budaklı meşe odunudur.

cidden, yardımlarınız değerinde alınır.

Thursday, July 5, 2007

mcinfaaoals - eklemeler

madde madde kasayım olan bitenleri:

  • geçen hafta servet'le buluştum, ki onunla görüş(e)meyeli -hiç abartmayayım- üç yıl oluyor. uzakta değilmiş en azından; ben iş kuleleri'ndeyim, o da yapı kredi plaza'daki kpmg istanbul ofisinde. yürüme mesafesi yani. artık daha sık görüşecek olmamız güzel birşey, ama bu konuda servet ne düşünür bilemeyeceğim :P arada, daha doğrusu oraya buraya teftişe çıkmadığı zamanlar da akbank'ta müfettişlik parçalayan erkal da bize katılır herhalde. sözün özü, levent havalisinde ufak bir inanç kliği oluştu, bu civara uğrayanları bekleriz.
  • altivi teklif detayları sömürgeni bir uygulama hazırlıyordum makina çökmeden önce, onu tamamladım. acayip kalabalık bir veritabanı oluştu; şimdilik yaklaşık 3800 ihale, 650-700 bin kadar da teklif var incelenecek. ilk izlenimlerim biraz şaşırtıcı, hafiften işkillendirici, sonrasında da fena halde gıcık edici.
    • şaşırtıcı olan kısmı, eğer altivi sattığı ürünleri "ürün fiyatı" diye duyurduğu fiyattan temin ediyorsa, şu anki teklif sayısı ve teklif bedelleri göz önünde bulundurulduğunda yaklaşık 2 milyon ytl kadar zararda görünüyor. tabii ki, bu gayet naif bir varsayım; yani piyasa fiyatlarından biraz daha düşük fiyatlarla satınalım yapıyor olmaları beklenir. altivi'den mi yoksa başka bir yerdenmi okudum çok iyi hatırlamıyorum, ama stok tutmadıkları şeklinde bir bilgi/duyum var ki, toptan alım yapmadan nasıl indirim alınabilindiğini çözemedim. indirim demişken, perakende fiyatı üzerinden yaklaşık %25 indirim almış olmaları gerekiyor, o da başa baş noktasına gelinmesi için. bu durumda ya stok tutuyorlar, ya da distribütörlerden acayip kelepir mal kapatıyorlar.
    • işkillendirici olan, tekliflerin önemli bir kısmının son dakika içinde yapılmış olması, hatta birçok durumda tekliflerin neredeyse kazanan rakamı ya merkez alacak şekilde, ya da ucu ucuna içerecek aralıklar içinde verilmesi. eğer verdiğiniz teklif grubundan daha sonra teklif verilmeyeceğinden eminseniz o zamana kadar verilen teklif sayısından 1 fazla teklifi en yüksek fiyattan aşağı doğru verirseniz kazanmanız garanti, ama bu da çoğu zaman karlı olmuyor. esas işkillendirici olan ise tekliflerin veriliş şekli değil, bunların altivi ekibi tarafından verilen dummy, "keriz silkeleme" amaçlı teklifler olma ihtimali. bu bakımdan biraz şeffaflığa ihtiyacı var altivi'nin.
    • gıcık edici kısım kendini sitenin "yasal uyarı" kısmında gösteriyor. deniyor ki:
      AL SATIŞ bu internet sitesinin genel görünüm ve dizaynı ile internet sitesindeki tüm bilgi, resim, AL TİVİ markası ve diğer markalar, www.altivi.com ve www.altivi.com.tr alan adları, logo, ikon, demonstratif, yazılı, elektronik, grafik veya makinede okunabilir şekilde sunulan teknik veriler, bilgisayar yazılımları, uygulanan satış sistemi, iş metodu ve iş modeli de dahil tüm materyallerin (“Materyaller”) ve bunlara ilişkin fikri ve sınai mülkiyet haklarının sahibi veya lisans sahibidir ve yasal koruma altındadır.
      bold italic kısım beni değil gıcık, resmen ifrit etti. takası icat eden adam patentini almayarak aptallık mı etmiş? bu işi ilk sen mi yapmışsın, mucidi sen misin? hepsini geçtim, bir satış yöntemi herhangi bir şekilde fikri koruma altına alınabilir mi? bana göre tüm bu soruların cevabı hayır. öncelikle bu iş altivi'cilerin gri hücrelerinin mahsulü değil, kendilerinden önce açılmış örnekler var (mesela http://www.limbo.com/), satış yöntemi de çok taze değil, o halde pazarı kapatmak için böyle bir cinliğe başvuruyoruz. ayıp değildir de nedir yani şimdi bu? incelemelerimiz sürecek; e, soruşturmacı gazeteciliğin tadını aldık bir kere, durmak olur mu :P
  • her bir procem beklemede, ama artık suçu zamansızlığa değil de maymun iştahlılığa bağlıyorum artık. bir onunla uğraşayım, bir de şuna bakayım derken hiçbiriyle hakkıyla ilgilenemiyorum. işleri bir öncelik sırasına koyup teker teker ele almak en doğrusu...
  • gödel, escher, bach: an eternal golden braid... hastası olduğum, her elime alıp sayfalarını karıştırdığımda mutlaka bir şekilde beni şaşırtan, afallatan, aynı anda hem daha zeki ve daha aptal, eksik hissettiren bir kitap. koç'tayken orijinalinden, ucundan kenarından nasiplenebilmiştim. sonra kabalcı'dan türkçe çevirisinin çıktığını öğrendim ve bir tane edindim. çevirisi fena sayılmaz ve kesinlikle öneririm, özellikle temel bilimciler ve mühendislere. tabii, imkanınız varsa orijinalinden, doğrudan douglas hofstadter'in elinden çıkma metni takip etmeniz daha uygun, daha güzel olur.
  • işte ise yepyeni bir macera: "iş bankası outsourcing öğreniyor". accenture ile çalışıyor, onların manila'daki ekibine işleri usulünce yapabilsinler diye deli gibi doküman hazırlıyoruz. hatta geçen gün 2 saat telekonferansla elemanlara belli tip bir servisin nasıl yazılacağıyla ilgili sunum yaptım. hiç yapmadığım şey... neyse ki iyi gitti. işin garibi, yazılım departmanında kod yazmayı özledim, hazır -ve ne yazık ki köhnemiş- codebase üzerinde at koşturmak yerine yeni bir şeyler yapmayı özledim.
biriktirip biriktirip patlıyoruz işte böyle efendim.

Monday, June 11, 2007

yazacak çok şey var...

öncelikle elimde birikmiş bir sürü fotograf var online bir yerlere koymak istediğim. flickr ilk başta iyiydi, güzeldi, ama 200 fotograf limiti can sıkıcı ve pro hesaba da geçmek istemiyorum. o yüzden biraz temizliğe giriştim ve 40-50 kadar fotoyu ayıkladım. yenilerine yer lazımdı, n'apalım.

ekşi'de mayıs-haziran aylarını artık çaylaklık sezonu belledim. geçen sene de bu zamanlar durum aynıydı. hiç kasmadan 10 entarimi giydim, bekliyorum.

eyüboğlu'nda inanç oyuncularının katıldığı yarışmadan sonra nedenini anlayamadığım bir sessizliğinn yaşandığından bahsetmiştim. o nedeni öğrenmiş, daha doğrusu tahminlerimi doğrulamış bulunuyorum: geleneksel inançlı üşengeçliği. yoksa aldıkları sonuç hiç de fena değil, ikinci olmuşlar. hatırladığım kadarıyla iki oyuncu da ödül almış. daha ne olsun?

tüm bunların haricinde egiboy planlama teşkilatı kapsamındaki (lafa bak hizaya gel) işleri en azından altyapı yönünden ilerlettim. kütüphane otomasyon hedesinin veritabanı yapısı hazır, üstüne herşeyi koşturacak kodu yazacağım olmayan zamanımda. birtakım rutin işleri (kitap iadesi ve gecikme cezalarının hesaplanması gibi şeyler) de sql job'larla halledicem. refined search olayı olmayacak, onun yerine autocomplete listesi oluşturan bir yapı koyacağım. sıkılırsam regexvari birşeyler de koyabilirim, ama kullanımı cs'çiler için bile kolay olmayan birşeyi vatandaş mehmet'e kullandırtmaya çalışmak hiç de kullanıcı dostu bir tasarım kararı olmaz. ortaya birşeyler çıktıkça haberiniz olur zaten...

bu haftasonu inanç'taydım, mezunlar günü'ydü. iyiydi, güzeldi, hoştu da yönetim okula varlık içinde yokluk yaşatıyor sanki. şöyle ki sırf bilgi ve sanat merkezi adında, ama kesinlikle o iş iiçin tasarlanmamış, görüş açısı n tane sütunla bölünmüş bir salonda yapılıyor etkinlikler. neden? böyle bir binamız var, yeni tefriş ettik, kullanmazsak ayıp olur. yemekhanenin hem akustiği daha uygun, hem de sütunlarla geçilmemiş bayağı geniş bir açıklığı mevcut. çözüm? yemekhanenin adı "iştah ve sanat merkezi" olarak değiştirilmelidir, acil!

bayağı kalabalık bir mezun grubu, hep birlikte okulu süper işgal ettik, ve gayet iyi ağırlandığımızı söyleyebilirim. geçen senelerde yaşanan ve okul yönetimince tatsız olarak değerlendirilen cinsten olayların yaşanmaması sevindiriciydi. uzun zamandır görmediğim inançlı'ları görmek fırsatım oldu; gül, ekim, yasemin, orkun, katran... özlemişim bea! hoş, mezunlar günü sırasında ve sonrasında birerden iki yeni potansiyel iş çıktı. biri turhan hoca ve birkaç inançlı ile girişeceğimiz bir web varlığı işi, diğeri ise inanç forum'da caner'in startup kurma önerisi. her ikisi de gayet heyecan verici; tabii, detayların konuşulması lazım.

Monday, June 5, 2006

inanç '06 mezunlar hedesinden izlenimler

törenden başlayalım. geçen seneki gibi mezun başına 32 kentilyon (quintillion) saniye konuşma süresi tanınmamış olması çok önemli bir gelişme. hatta konuşmaları tamamen elimine edip video kayıtları ile törene ayrı bir renk yaratmış olmak da takdire şayan. tören konusunda "ben harvard'ı gördüm, yale gördüm, koç lisesi robert falan da gördüm, hiç bu kadar güzel bir mezuniyet töreni görmedim" diyen, yanılmıyorsam dinçkök ailesi mensubu hanımefendi konusunda ise "abartmış biraz" ya da "yo kartık daha neler"den başka hiçbir şey diyemiyorum. "land of hope and glory"'siz mezuniyet töreni mi olur be :P

neyse, ahanda törenden bir resim:




organizasyon konusunda okulu kınıyorum ve kendilerine laflar hazırladım(hınzır smiley was here). öncelikle, organizasyonsuzluktan bıktım. bık-tım. son anda bir "okulda yer ayarlayamıyoruz, herkes muallimköy'deki öğretmenevine rezervasyon yaptırsın" deniliyor, bir de aranıp öğreniliyor ki öğretmenevinde yer yok. kalmak isteyenlerin okulda kalacağı, daha doğrusu kalmak zorunda kalacağı" tebarüz etti" tabii ki. bir sürü insan da sırf okulda kalamayacağı için gelmedi, gelenlerin önemli bir bölümü de tören sonu gerisin geri nereden geldilerse oraya döndüler ve ertesi günkü "mezunlar günü"ne teşrif etmediler. teşrif etmeyenlerin ne kadar isabetli bir karar verdiklerini izleyen satırları okuyarak anlayacaksınız.

bu noktada okul yönetimince anlaşılması gereken şey şu; mezunlar okulda kalmaya geliyorlar, ama bu "kalma", yönetimin tahmin ettiği şekilde geceleme, barınma, okula hostel muamelesi yapma manasını taşımamakta, daha çok yeni mezunlarla kaynaşma, en tatlısından, paylaşılan anılar ve havada uçan esprilerle süslü bir "inisiyasyon seremonisi" şeklinde geçmekte. bu yıl, yeni mezun elemanlar hemen "tumba yatak" emri ile erkenden mayıştıkları için bu sene bu da pek mümkün olamadı.

sonrasında o 9 ay öncesinden planlanmış muazzam mezunlar günü geldi çattı. çattı da ne oldu? HİÇBİR ŞEY. abuk voleybol-futbol-basketbol müsabakaları ile 4 saatlik süper organizasyon pek de iz bırakmadan tamamına erdi. bir de amacına ne kadar ulaştığı benim için hala muamma olan bir panelimsi kümeleşme vardı. orada da "dernek kuruyoruz, ha kurduk ha kuracağız" minvalinde açıklamalarda bulunduk, bir şekilde kaybolacağından emin olduğum bir kağıda diğer katılan mezunlarla beraber iletişim bilgilerimi yazdım. inşallah telefon numaramı bağcılar'da bir üst geçitin ayağında "bel fıtığı" yazısı eşliğinde görmek zorunda kalmam. biraz "strateji oyunları" kısmında, tabu (bildiğiniz tabu, hani şu tabu var ya, o tabu) adlı strateji(?) oyununda pop-kro kardeşlerime (aemin ve yılmaz yandaşları) yenilirken eğlendim işte, o da o kadar. günün en önemli artısına da değinmezsem ayıp olur; lise 2'lerden ali cem ile akşam saat 10'da kola meşrubat falan içesimiz tuttu, gittik rasim bey'e dedik "böyle böyle". aynen öyle. o da "değişik bi'şi' yapalım" diyerek aldı bizi eskihisar'da bir çay bahçesine götürdü. okul hakkında konuşarak geçen gayet güzel bir iki saat yaşadım, teşekkürü borç biliyorum kendilerine. yine de alamadık kolayı, iyi mi :)

soonacııma ertesi günün sabahında okulun taze binalarının fotolarını çektim, o da şöylemesine bir şey:



tekne turu falan derken deli yoruldum, bir sürü boş beleş foto çektim (gidin bi' flickr'ıma bakın, hak vereceksiniz), güzel insanlarla tanıştım, daha ne ola? ne bileyim, mesela gelecek yıl daha güzel bir mezunlar günü ola!