-ya da nisansonumayısbaşıbilinmezbirnoktayadeğin-
kısa keseceğim. kesemediysem, en azından denedim.
nisan başında dükkandan irice bir grup oluşturup erikli yaylası'na trekking yapmaya gittik. daha önce -ki yaklaşık 15 yıl kadar önce oluyor bu- geldiğimden beri çok ve ne yazık ki kötü yönde değişmiş erikli yaylası. bir yerlere su getirmek için olmadık yerlere borular, künkler döşemişler, dere kenarının önemli bir bölümüne kayalar yığıp etrafı darmaduman etmişler. her neyse, çok da hazırlık yapmadan gittim; ne bileyim, trekking ayakkabısı yerine prehistorik nubuk hush puppies'lerim vardı ayağımda. epeyce yürüyüp sonrasında hafif bir tırmanışla şelaleye (şelale!) ulaştık. sonra tatlı bir inişle günün ilk yarısı tamamlandı. yemek ve dinlenme molası; sucuk ekmek, hemen ardından folyoda eritilmiş koska helva + nutellaya muz bandırmaca. bir yerlere tırmanacağımız, tırmanmayacaksak da epey zorlanacağımız belli. mola sonuna doğru yağmurun başlaması da günün geri kalanının nasıl geçeği konusunda şüpheye yer bırakmadı; vıcık vıcık ve zorlu. keçi yolundan farksız güzergah, yağmurdan dolayı devamlı kayan zemin, iki bacağıma da sırayla kramp girmesi ve bütün o çamurdan kurtulduktan sonra teşvikiye köyü'ne doğru devam eden ve en azından o an hiç bitmeyecekmiş gibi gelen düzlük. o kadar masraf edip su geçirmez trekking botu alanların hayal kırıklığı, benimse tek kuru kalan yerimin ayaklarım olması. uzun zamandan sonra böyle bir değişiklik iyi geldi diyebilirim. 50 kilo kadar verdikten sonra tekrarlamak lazım.
23 nisan tatilinde ise wired dergisinin -sevilir, tavsiye edilir- eski sayılarını bulma hevesiyle kadıköy'deydim. sahaflık müessesesi anadolu yakasında ölmüş durumda efendim, ben bugün bunu gördüm. sadece eski kitap, lütfederlerse de birkaç eski dergi bulunabiliyor kadıköy "sahaf"larında. bu eski dergilerin tamamı da türkçe. yabancı dergilerin geçmiş sayıları (back issue) ise dağıtım şirketleri tarafından hemen toplatıldığı için bulunamıyormuş. hafif bir moral bozukluğuyla karşıya geçmeye karar verdim. beşiktaş iskelesinin önünde 1. ordu bandosunun konserine (önce marşlar, sonra klasikler, sonra eller havaya- tipik türk düğünündeki playlist'e yakın bir şeydi) takıldım biraz, sonrasında ver elini vapur. hava da bir güzel, bir güzel... vapurun kıç tarafına kurulmamla telefonumun çalması bir oldu. arayan, en az 3 senedir görüş(e)mediğim, inanç'tan, bizim tertipten can barışcan, nam-ı diğer cancan. iştir, güçtür, yapılandır, yapılmak istenendir, ..., her şeyden konuştuk. 3 yıllık arayı 6 saatte kapattık. çaktırmayayım, bir sürü proje adayı fikir çıktı. dergiler mi? dergilerin 134 tanesini -ki bulmaya çalıştıklarım 150-160 küsur taneydi- ebay'den buldum. halen tamamına erememiş olan geliş hikayeleri ayrı bir yazı konusu...
Showing posts with label kaynaşma. Show all posts
Showing posts with label kaynaşma. Show all posts
Wednesday, July 14, 2010
Thursday, July 5, 2007
mcinfaaoals - eklemeler
madde madde kasayım olan bitenleri:
- geçen hafta servet'le buluştum, ki onunla görüş(e)meyeli -hiç abartmayayım- üç yıl oluyor. uzakta değilmiş en azından; ben iş kuleleri'ndeyim, o da yapı kredi plaza'daki kpmg istanbul ofisinde. yürüme mesafesi yani. artık daha sık görüşecek olmamız güzel birşey, ama bu konuda servet ne düşünür bilemeyeceğim :P arada, daha doğrusu oraya buraya teftişe çıkmadığı zamanlar da akbank'ta müfettişlik parçalayan erkal da bize katılır herhalde. sözün özü, levent havalisinde ufak bir inanç kliği oluştu, bu civara uğrayanları bekleriz.
- altivi teklif detayları sömürgeni bir uygulama hazırlıyordum makina çökmeden önce, onu tamamladım. acayip kalabalık bir veritabanı oluştu; şimdilik yaklaşık 3800 ihale, 650-700 bin kadar da teklif var incelenecek. ilk izlenimlerim biraz şaşırtıcı, hafiften işkillendirici, sonrasında da fena halde gıcık edici.
- şaşırtıcı olan kısmı, eğer altivi sattığı ürünleri "ürün fiyatı" diye duyurduğu fiyattan temin ediyorsa, şu anki teklif sayısı ve teklif bedelleri göz önünde bulundurulduğunda yaklaşık 2 milyon ytl kadar zararda görünüyor. tabii ki, bu gayet naif bir varsayım; yani piyasa fiyatlarından biraz daha düşük fiyatlarla satınalım yapıyor olmaları beklenir. altivi'den mi yoksa başka bir yerdenmi okudum çok iyi hatırlamıyorum, ama stok tutmadıkları şeklinde bir bilgi/duyum var ki, toptan alım yapmadan nasıl indirim alınabilindiğini çözemedim. indirim demişken, perakende fiyatı üzerinden yaklaşık %25 indirim almış olmaları gerekiyor, o da başa baş noktasına gelinmesi için. bu durumda ya stok tutuyorlar, ya da distribütörlerden acayip kelepir mal kapatıyorlar.
- işkillendirici olan, tekliflerin önemli bir kısmının son dakika içinde yapılmış olması, hatta birçok durumda tekliflerin neredeyse kazanan rakamı ya merkez alacak şekilde, ya da ucu ucuna içerecek aralıklar içinde verilmesi. eğer verdiğiniz teklif grubundan daha sonra teklif verilmeyeceğinden eminseniz o zamana kadar verilen teklif sayısından 1 fazla teklifi en yüksek fiyattan aşağı doğru verirseniz kazanmanız garanti, ama bu da çoğu zaman karlı olmuyor. esas işkillendirici olan ise tekliflerin veriliş şekli değil, bunların altivi ekibi tarafından verilen dummy, "keriz silkeleme" amaçlı teklifler olma ihtimali. bu bakımdan biraz şeffaflığa ihtiyacı var altivi'nin.
- gıcık edici kısım kendini sitenin "yasal uyarı" kısmında gösteriyor. deniyor ki:
AL SATIŞ bu internet sitesinin genel görünüm ve dizaynı ile internet sitesindeki tüm bilgi, resim, AL TİVİ markası ve diğer markalar, www.altivi.com ve www.altivi.com.tr alan adları, logo, ikon, demonstratif, yazılı, elektronik, grafik veya makinede okunabilir şekilde sunulan teknik veriler, bilgisayar yazılımları, uygulanan satış sistemi, iş metodu ve iş modeli de dahil tüm materyallerin (“Materyaller”) ve bunlara ilişkin fikri ve sınai mülkiyet haklarının sahibi veya lisans sahibidir ve yasal koruma altındadır.
bold italic kısım beni değil gıcık, resmen ifrit etti. takası icat eden adam patentini almayarak aptallık mı etmiş? bu işi ilk sen mi yapmışsın, mucidi sen misin? hepsini geçtim, bir satış yöntemi herhangi bir şekilde fikri koruma altına alınabilir mi? bana göre tüm bu soruların cevabı hayır. öncelikle bu iş altivi'cilerin gri hücrelerinin mahsulü değil, kendilerinden önce açılmış örnekler var (mesela http://www.limbo.com/), satış yöntemi de çok taze değil, o halde pazarı kapatmak için böyle bir cinliğe başvuruyoruz. ayıp değildir de nedir yani şimdi bu? incelemelerimiz sürecek; e, soruşturmacı gazeteciliğin tadını aldık bir kere, durmak olur mu :P - her bir procem beklemede, ama artık suçu zamansızlığa değil de maymun iştahlılığa bağlıyorum artık. bir onunla uğraşayım, bir de şuna bakayım derken hiçbiriyle hakkıyla ilgilenemiyorum. işleri bir öncelik sırasına koyup teker teker ele almak en doğrusu...
- gödel, escher, bach: an eternal golden braid... hastası olduğum, her elime alıp sayfalarını karıştırdığımda mutlaka bir şekilde beni şaşırtan, afallatan, aynı anda hem daha zeki ve daha aptal, eksik hissettiren bir kitap. koç'tayken orijinalinden, ucundan kenarından nasiplenebilmiştim. sonra kabalcı'dan türkçe çevirisinin çıktığını öğrendim ve bir tane edindim. çevirisi fena sayılmaz ve kesinlikle öneririm, özellikle temel bilimciler ve mühendislere. tabii, imkanınız varsa orijinalinden, doğrudan douglas hofstadter'in elinden çıkma metni takip etmeniz daha uygun, daha güzel olur.
- işte ise yepyeni bir macera: "iş bankası outsourcing öğreniyor". accenture ile çalışıyor, onların manila'daki ekibine işleri usulünce yapabilsinler diye deli gibi doküman hazırlıyoruz. hatta geçen gün 2 saat telekonferansla elemanlara belli tip bir servisin nasıl yazılacağıyla ilgili sunum yaptım. hiç yapmadığım şey... neyse ki iyi gitti. işin garibi, yazılım departmanında kod yazmayı özledim, hazır -ve ne yazık ki köhnemiş- codebase üzerinde at koşturmak yerine yeni bir şeyler yapmayı özledim.
Labels:
altivi,
buluşma,
ek$iAPI,
geb,
iletişim,
inanç lisesi,
iş,
iş bankası,
istanbul,
kaynaşma,
kekremsi,
kitap,
mezunlar derneği,
programlama,
proje,
risk,
sql,
veri depolama,
yazılım
Thursday, June 14, 2007
garp cephesinde...
yanılmıyorsam bir önceki post'umda mezunlar günü organizasyonunda emeği geçenlere teşekkür etmeyi unutmuşum. klasik egemen ayılığı, mazur görün. hem mutlaka orada, "on-the-fly" teşekkür etmişimdir de, ya kafamın algoritmik çalışası tutmuştur da olayı düşük öncelikle priority queue'ya atmıştır, ya da an itibariyle icat etmiş olduğum "gelgit demans sendromu"na kurban gitmişimdir o an için. yine de tekrarında yarar var; süperdi, harikaydı, çok ama çok eğlendim. kayıtlara düşülsün hakim bey.
google'ın picasa'sını görünce, ne diyeyim, flickr'ın pabucu dama atıldı hemen. 1 Gb fotograf alanı veriyor ve bu foto sayısından bağımsız, flickr gibi 200 foto sınırı falan da yok. foto adına neyim varsa oraya taşıyorum. erişmek isteyenler için: http://picasaweb.google.com/egiboy/
buradaki fotoların daha yüksek çözünürlüklü (3200 x 2400 gibi) halleri için bana mail atın.
ekşi'deki çaylaklığım konusunda yazdığımın ertesi günü sözlüğe geri döndüm. süper olay.
dünkü karaoke olayına da gelesim vardı, hatta facebook'umdaki status'umu bile "Kemal is following the yellow brick road" diye değiştirmiştim, ama fena halde bezgindim, serviste yerimi aldığım gibi uyuyakaldım zaten. yine de gruba "ilkinden haberim yoktu, ben de organizasyonu protesto ettim" şeklinde bi'şeyler yazdım. ne polemojen insanım, korkulur benden :P
google'ın picasa'sını görünce, ne diyeyim, flickr'ın pabucu dama atıldı hemen. 1 Gb fotograf alanı veriyor ve bu foto sayısından bağımsız, flickr gibi 200 foto sınırı falan da yok. foto adına neyim varsa oraya taşıyorum. erişmek isteyenler için: http://picasaweb.google.com/egiboy/
buradaki fotoların daha yüksek çözünürlüklü (3200 x 2400 gibi) halleri için bana mail atın.
ekşi'deki çaylaklığım konusunda yazdığımın ertesi günü sözlüğe geri döndüm. süper olay.
dünkü karaoke olayına da gelesim vardı, hatta facebook'umdaki status'umu bile "Kemal is following the yellow brick road" diye değiştirmiştim, ama fena halde bezgindim, serviste yerimi aldığım gibi uyuyakaldım zaten. yine de gruba "ilkinden haberim yoktu, ben de organizasyonu protesto ettim" şeklinde bi'şeyler yazdım. ne polemojen insanım, korkulur benden :P
Labels:
değil,
ek$i sozluk,
fotograf,
google,
iş,
istanbul,
kaynaşma,
mezunlar günü,
organizasyon,
polemik
Monday, June 11, 2007
yazacak çok şey var...
öncelikle elimde birikmiş bir sürü fotograf var online bir yerlere koymak istediğim. flickr ilk başta iyiydi, güzeldi, ama 200 fotograf limiti can sıkıcı ve pro hesaba da geçmek istemiyorum. o yüzden biraz temizliğe giriştim ve 40-50 kadar fotoyu ayıkladım. yenilerine yer lazımdı, n'apalım.
ekşi'de mayıs-haziran aylarını artık çaylaklık sezonu belledim. geçen sene de bu zamanlar durum aynıydı. hiç kasmadan 10 entarimi giydim, bekliyorum.
eyüboğlu'nda inanç oyuncularının katıldığı yarışmadan sonra nedenini anlayamadığım bir sessizliğinn yaşandığından bahsetmiştim. o nedeni öğrenmiş, daha doğrusu tahminlerimi doğrulamış bulunuyorum: geleneksel inançlı üşengeçliği. yoksa aldıkları sonuç hiç de fena değil, ikinci olmuşlar. hatırladığım kadarıyla iki oyuncu da ödül almış. daha ne olsun?
tüm bunların haricinde egiboy planlama teşkilatı kapsamındaki (lafa bak hizaya gel) işleri en azından altyapı yönünden ilerlettim. kütüphane otomasyon hedesinin veritabanı yapısı hazır, üstüne herşeyi koşturacak kodu yazacağım olmayan zamanımda. birtakım rutin işleri (kitap iadesi ve gecikme cezalarının hesaplanması gibi şeyler) de sql job'larla halledicem. refined search olayı olmayacak, onun yerine autocomplete listesi oluşturan bir yapı koyacağım. sıkılırsam regexvari birşeyler de koyabilirim, ama kullanımı cs'çiler için bile kolay olmayan birşeyi vatandaş mehmet'e kullandırtmaya çalışmak hiç de kullanıcı dostu bir tasarım kararı olmaz. ortaya birşeyler çıktıkça haberiniz olur zaten...
bu haftasonu inanç'taydım, mezunlar günü'ydü. iyiydi, güzeldi, hoştu da yönetim okula varlık içinde yokluk yaşatıyor sanki. şöyle ki sırf bilgi ve sanat merkezi adında, ama kesinlikle o iş iiçin tasarlanmamış, görüş açısı n tane sütunla bölünmüş bir salonda yapılıyor etkinlikler. neden? böyle bir binamız var, yeni tefriş ettik, kullanmazsak ayıp olur. yemekhanenin hem akustiği daha uygun, hem de sütunlarla geçilmemiş bayağı geniş bir açıklığı mevcut. çözüm? yemekhanenin adı "iştah ve sanat merkezi" olarak değiştirilmelidir, acil!
bayağı kalabalık bir mezun grubu, hep birlikte okulu süper işgal ettik, ve gayet iyi ağırlandığımızı söyleyebilirim. geçen senelerde yaşanan ve okul yönetimince tatsız olarak değerlendirilen cinsten olayların yaşanmaması sevindiriciydi. uzun zamandır görmediğim inançlı'ları görmek fırsatım oldu; gül, ekim, yasemin, orkun, katran... özlemişim bea! hoş, mezunlar günü sırasında ve sonrasında birerden iki yeni potansiyel iş çıktı. biri turhan hoca ve birkaç inançlı ile girişeceğimiz bir web varlığı işi, diğeri ise inanç forum'da caner'in startup kurma önerisi. her ikisi de gayet heyecan verici; tabii, detayların konuşulması lazım.
ekşi'de mayıs-haziran aylarını artık çaylaklık sezonu belledim. geçen sene de bu zamanlar durum aynıydı. hiç kasmadan 10 entarimi giydim, bekliyorum.
eyüboğlu'nda inanç oyuncularının katıldığı yarışmadan sonra nedenini anlayamadığım bir sessizliğinn yaşandığından bahsetmiştim. o nedeni öğrenmiş, daha doğrusu tahminlerimi doğrulamış bulunuyorum: geleneksel inançlı üşengeçliği. yoksa aldıkları sonuç hiç de fena değil, ikinci olmuşlar. hatırladığım kadarıyla iki oyuncu da ödül almış. daha ne olsun?
tüm bunların haricinde egiboy planlama teşkilatı kapsamındaki (lafa bak hizaya gel) işleri en azından altyapı yönünden ilerlettim. kütüphane otomasyon hedesinin veritabanı yapısı hazır, üstüne herşeyi koşturacak kodu yazacağım olmayan zamanımda. birtakım rutin işleri (kitap iadesi ve gecikme cezalarının hesaplanması gibi şeyler) de sql job'larla halledicem. refined search olayı olmayacak, onun yerine autocomplete listesi oluşturan bir yapı koyacağım. sıkılırsam regexvari birşeyler de koyabilirim, ama kullanımı cs'çiler için bile kolay olmayan birşeyi vatandaş mehmet'e kullandırtmaya çalışmak hiç de kullanıcı dostu bir tasarım kararı olmaz. ortaya birşeyler çıktıkça haberiniz olur zaten...
bu haftasonu inanç'taydım, mezunlar günü'ydü. iyiydi, güzeldi, hoştu da yönetim okula varlık içinde yokluk yaşatıyor sanki. şöyle ki sırf bilgi ve sanat merkezi adında, ama kesinlikle o iş iiçin tasarlanmamış, görüş açısı n tane sütunla bölünmüş bir salonda yapılıyor etkinlikler. neden? böyle bir binamız var, yeni tefriş ettik, kullanmazsak ayıp olur. yemekhanenin hem akustiği daha uygun, hem de sütunlarla geçilmemiş bayağı geniş bir açıklığı mevcut. çözüm? yemekhanenin adı "iştah ve sanat merkezi" olarak değiştirilmelidir, acil!
bayağı kalabalık bir mezun grubu, hep birlikte okulu süper işgal ettik, ve gayet iyi ağırlandığımızı söyleyebilirim. geçen senelerde yaşanan ve okul yönetimince tatsız olarak değerlendirilen cinsten olayların yaşanmaması sevindiriciydi. uzun zamandır görmediğim inançlı'ları görmek fırsatım oldu; gül, ekim, yasemin, orkun, katran... özlemişim bea! hoş, mezunlar günü sırasında ve sonrasında birerden iki yeni potansiyel iş çıktı. biri turhan hoca ve birkaç inançlı ile girişeceğimiz bir web varlığı işi, diğeri ise inanç forum'da caner'in startup kurma önerisi. her ikisi de gayet heyecan verici; tabii, detayların konuşulması lazım.
Monday, June 5, 2006
inanç '06 mezunlar hedesinden izlenimler
törenden başlayalım. geçen seneki gibi mezun başına 32 kentilyon (quintillion) saniye konuşma süresi tanınmamış olması çok önemli bir gelişme. hatta konuşmaları tamamen elimine edip video kayıtları ile törene ayrı bir renk yaratmış olmak da takdire şayan. tören konusunda "ben harvard'ı gördüm, yale gördüm, koç lisesi robert falan da gördüm, hiç bu kadar güzel bir mezuniyet töreni görmedim" diyen, yanılmıyorsam dinçkök ailesi mensubu hanımefendi konusunda ise "abartmış biraz" ya da "yo kartık daha neler"den başka hiçbir şey diyemiyorum. "land of hope and glory"'siz mezuniyet töreni mi olur be :P
neyse, ahanda törenden bir resim:

organizasyon konusunda okulu kınıyorum ve kendilerine laflar hazırladım(hınzır smiley was here). öncelikle, organizasyonsuzluktan bıktım. bık-tım. son anda bir "okulda yer ayarlayamıyoruz, herkes muallimköy'deki öğretmenevine rezervasyon yaptırsın" deniliyor, bir de aranıp öğreniliyor ki öğretmenevinde yer yok. kalmak isteyenlerin okulda kalacağı, daha doğrusu kalmak zorunda kalacağı" tebarüz etti" tabii ki. bir sürü insan da sırf okulda kalamayacağı için gelmedi, gelenlerin önemli bir bölümü de tören sonu gerisin geri nereden geldilerse oraya döndüler ve ertesi günkü "mezunlar günü"ne teşrif etmediler. teşrif etmeyenlerin ne kadar isabetli bir karar verdiklerini izleyen satırları okuyarak anlayacaksınız.
bu noktada okul yönetimince anlaşılması gereken şey şu; mezunlar okulda kalmaya geliyorlar, ama bu "kalma", yönetimin tahmin ettiği şekilde geceleme, barınma, okula hostel muamelesi yapma manasını taşımamakta, daha çok yeni mezunlarla kaynaşma, en tatlısından, paylaşılan anılar ve havada uçan esprilerle süslü bir "inisiyasyon seremonisi" şeklinde geçmekte. bu yıl, yeni mezun elemanlar hemen "tumba yatak" emri ile erkenden mayıştıkları için bu sene bu da pek mümkün olamadı.
sonrasında o 9 ay öncesinden planlanmış muazzam mezunlar günü geldi çattı. çattı da ne oldu? HİÇBİR ŞEY. abuk voleybol-futbol-basketbol müsabakaları ile 4 saatlik süper organizasyon pek de iz bırakmadan tamamına erdi. bir de amacına ne kadar ulaştığı benim için hala muamma olan bir panelimsi kümeleşme vardı. orada da "dernek kuruyoruz, ha kurduk ha kuracağız" minvalinde açıklamalarda bulunduk, bir şekilde kaybolacağından emin olduğum bir kağıda diğer katılan mezunlarla beraber iletişim bilgilerimi yazdım. inşallah telefon numaramı bağcılar'da bir üst geçitin ayağında "bel fıtığı" yazısı eşliğinde görmek zorunda kalmam. biraz "strateji oyunları" kısmında, tabu (bildiğiniz tabu, hani şu tabu var ya, o tabu) adlı strateji(?) oyununda pop-kro kardeşlerime (aemin ve yılmaz yandaşları) yenilirken eğlendim işte, o da o kadar. günün en önemli artısına da değinmezsem ayıp olur; lise 2'lerden ali cem ile akşam saat 10'da kola meşrubat falan içesimiz tuttu, gittik rasim bey'e dedik "böyle böyle". aynen öyle. o da "değişik bi'şi' yapalım" diyerek aldı bizi eskihisar'da bir çay bahçesine götürdü. okul hakkında konuşarak geçen gayet güzel bir iki saat yaşadım, teşekkürü borç biliyorum kendilerine. yine de alamadık kolayı, iyi mi :)
soonacııma ertesi günün sabahında okulun taze binalarının fotolarını çektim, o da şöylemesine bir şey:

tekne turu falan derken deli yoruldum, bir sürü boş beleş foto çektim (gidin bi' flickr'ıma bakın, hak vereceksiniz), güzel insanlarla tanıştım, daha ne ola? ne bileyim, mesela gelecek yıl daha güzel bir mezunlar günü ola!
neyse, ahanda törenden bir resim:

organizasyon konusunda okulu kınıyorum ve kendilerine laflar hazırladım(hınzır smiley was here). öncelikle, organizasyonsuzluktan bıktım. bık-tım. son anda bir "okulda yer ayarlayamıyoruz, herkes muallimköy'deki öğretmenevine rezervasyon yaptırsın" deniliyor, bir de aranıp öğreniliyor ki öğretmenevinde yer yok. kalmak isteyenlerin okulda kalacağı, daha doğrusu kalmak zorunda kalacağı" tebarüz etti" tabii ki. bir sürü insan da sırf okulda kalamayacağı için gelmedi, gelenlerin önemli bir bölümü de tören sonu gerisin geri nereden geldilerse oraya döndüler ve ertesi günkü "mezunlar günü"ne teşrif etmediler. teşrif etmeyenlerin ne kadar isabetli bir karar verdiklerini izleyen satırları okuyarak anlayacaksınız.
bu noktada okul yönetimince anlaşılması gereken şey şu; mezunlar okulda kalmaya geliyorlar, ama bu "kalma", yönetimin tahmin ettiği şekilde geceleme, barınma, okula hostel muamelesi yapma manasını taşımamakta, daha çok yeni mezunlarla kaynaşma, en tatlısından, paylaşılan anılar ve havada uçan esprilerle süslü bir "inisiyasyon seremonisi" şeklinde geçmekte. bu yıl, yeni mezun elemanlar hemen "tumba yatak" emri ile erkenden mayıştıkları için bu sene bu da pek mümkün olamadı.
sonrasında o 9 ay öncesinden planlanmış muazzam mezunlar günü geldi çattı. çattı da ne oldu? HİÇBİR ŞEY. abuk voleybol-futbol-basketbol müsabakaları ile 4 saatlik süper organizasyon pek de iz bırakmadan tamamına erdi. bir de amacına ne kadar ulaştığı benim için hala muamma olan bir panelimsi kümeleşme vardı. orada da "dernek kuruyoruz, ha kurduk ha kuracağız" minvalinde açıklamalarda bulunduk, bir şekilde kaybolacağından emin olduğum bir kağıda diğer katılan mezunlarla beraber iletişim bilgilerimi yazdım. inşallah telefon numaramı bağcılar'da bir üst geçitin ayağında "bel fıtığı" yazısı eşliğinde görmek zorunda kalmam. biraz "strateji oyunları" kısmında, tabu (bildiğiniz tabu, hani şu tabu var ya, o tabu) adlı strateji(?) oyununda pop-kro kardeşlerime (aemin ve yılmaz yandaşları) yenilirken eğlendim işte, o da o kadar. günün en önemli artısına da değinmezsem ayıp olur; lise 2'lerden ali cem ile akşam saat 10'da kola meşrubat falan içesimiz tuttu, gittik rasim bey'e dedik "böyle böyle". aynen öyle. o da "değişik bi'şi' yapalım" diyerek aldı bizi eskihisar'da bir çay bahçesine götürdü. okul hakkında konuşarak geçen gayet güzel bir iki saat yaşadım, teşekkürü borç biliyorum kendilerine. yine de alamadık kolayı, iyi mi :)
soonacııma ertesi günün sabahında okulun taze binalarının fotolarını çektim, o da şöylemesine bir şey:

tekne turu falan derken deli yoruldum, bir sürü boş beleş foto çektim (gidin bi' flickr'ıma bakın, hak vereceksiniz), güzel insanlarla tanıştım, daha ne ola? ne bileyim, mesela gelecek yıl daha güzel bir mezunlar günü ola!
Subscribe to:
Posts (Atom)