öncelikle elimde birikmiş bir sürü fotograf var online bir yerlere koymak istediğim. flickr ilk başta iyiydi, güzeldi, ama 200 fotograf limiti can sıkıcı ve pro hesaba da geçmek istemiyorum. o yüzden biraz temizliğe giriştim ve 40-50 kadar fotoyu ayıkladım. yenilerine yer lazımdı, n'apalım.
ekşi'de mayıs-haziran aylarını artık çaylaklık sezonu belledim. geçen sene de bu zamanlar durum aynıydı. hiç kasmadan 10 entarimi giydim, bekliyorum.
eyüboğlu'nda inanç oyuncularının katıldığı yarışmadan sonra nedenini anlayamadığım bir sessizliğinn yaşandığından bahsetmiştim. o nedeni öğrenmiş, daha doğrusu tahminlerimi doğrulamış bulunuyorum: geleneksel inançlı üşengeçliği. yoksa aldıkları sonuç hiç de fena değil, ikinci olmuşlar. hatırladığım kadarıyla iki oyuncu da ödül almış. daha ne olsun?
tüm bunların haricinde egiboy planlama teşkilatı kapsamındaki (lafa bak hizaya gel) işleri en azından altyapı yönünden ilerlettim. kütüphane otomasyon hedesinin veritabanı yapısı hazır, üstüne herşeyi koşturacak kodu yazacağım olmayan zamanımda. birtakım rutin işleri (kitap iadesi ve gecikme cezalarının hesaplanması gibi şeyler) de sql job'larla halledicem. refined search olayı olmayacak, onun yerine autocomplete listesi oluşturan bir yapı koyacağım. sıkılırsam regexvari birşeyler de koyabilirim, ama kullanımı cs'çiler için bile kolay olmayan birşeyi vatandaş mehmet'e kullandırtmaya çalışmak hiç de kullanıcı dostu bir tasarım kararı olmaz. ortaya birşeyler çıktıkça haberiniz olur zaten...
bu haftasonu inanç'taydım, mezunlar günü'ydü. iyiydi, güzeldi, hoştu da yönetim okula varlık içinde yokluk yaşatıyor sanki. şöyle ki sırf bilgi ve sanat merkezi adında, ama kesinlikle o iş iiçin tasarlanmamış, görüş açısı n tane sütunla bölünmüş bir salonda yapılıyor etkinlikler. neden? böyle bir binamız var, yeni tefriş ettik, kullanmazsak ayıp olur. yemekhanenin hem akustiği daha uygun, hem de sütunlarla geçilmemiş bayağı geniş bir açıklığı mevcut. çözüm? yemekhanenin adı "iştah ve sanat merkezi" olarak değiştirilmelidir, acil!
bayağı kalabalık bir mezun grubu, hep birlikte okulu süper işgal ettik, ve gayet iyi ağırlandığımızı söyleyebilirim. geçen senelerde yaşanan ve okul yönetimince tatsız olarak değerlendirilen cinsten olayların yaşanmaması sevindiriciydi. uzun zamandır görmediğim inançlı'ları görmek fırsatım oldu; gül, ekim, yasemin, orkun, katran... özlemişim bea! hoş, mezunlar günü sırasında ve sonrasında birerden iki yeni potansiyel iş çıktı. biri turhan hoca ve birkaç inançlı ile girişeceğimiz bir web varlığı işi, diğeri ise inanç forum'da caner'in startup kurma önerisi. her ikisi de gayet heyecan verici; tabii, detayların konuşulması lazım.
Showing posts with label gifted. Show all posts
Showing posts with label gifted. Show all posts
Monday, June 11, 2007
Sunday, May 27, 2007
cuma günü faaliyet raporu
cuma akşamı baktım kimse beni mesaiye bağlamıyor (yeni icat ettim bunu da, atalım public domain'e rahvan gitsin) ve mine geldiğinden beri "bir ara görüşelim" noktasında kalmışız, çektim telefonu. aradım, uyuyordu; yalnız, uyuyor olup da bu kadar kısa sürede hazırlanabilen biri cins-i latif arasında az bulunur, takdir ettim. buluştuğumuzda (yanında hintli arkadaşı gazal da vardı) üstünden tüm hafta geçmiş bir egiboy ile karşılaştılar, hoş olmadı tabii :P
günün geri kalanı gayet süperdi, ama başlangıcı kötü ötesiydi. misafirimize yabancılık çektirmeyelim ve egiboy kişisine değişik bir mutfak deneyimi yaşatalım diye taksim'de ismi lazım olmayan, hint yemeği yaptığını iddia eden bir yere gittik. iyi, güzel, damağımıza uygun, ama böyle bir servis rezaleti görmedim, hatta geleneksel kalıplarımızdan birini kullanarak tekrar edeyim, egiboy egiboy olalı böyle zulüm görmedi. neysemkine, sonrasında odakule'nin karşısında süper terası olan bir mekana gittik, ben şahsen süp-per eğlendim. iş dışında da bir hayat var, biliyorum, ama bir sarmalın içine düşüveriyor insan, hele bir de büyük bir işin tam ortasındaysan. bir sürü fotoğraf çektiler, ama gazal niye restorandaki menünün fotografını çekti, hala anlayabilmiş değilim. gerizekalı işte :P
iyi geldi bea!
günün geri kalanı gayet süperdi, ama başlangıcı kötü ötesiydi. misafirimize yabancılık çektirmeyelim ve egiboy kişisine değişik bir mutfak deneyimi yaşatalım diye taksim'de ismi lazım olmayan, hint yemeği yaptığını iddia eden bir yere gittik. iyi, güzel, damağımıza uygun, ama böyle bir servis rezaleti görmedim, hatta geleneksel kalıplarımızdan birini kullanarak tekrar edeyim, egiboy egiboy olalı böyle zulüm görmedi. neysemkine, sonrasında odakule'nin karşısında süper terası olan bir mekana gittik, ben şahsen süp-per eğlendim. iş dışında da bir hayat var, biliyorum, ama bir sarmalın içine düşüveriyor insan, hele bir de büyük bir işin tam ortasındaysan. bir sürü fotoğraf çektiler, ama gazal niye restorandaki menünün fotografını çekti, hala anlayabilmiş değilim. gerizekalı işte :P
iyi geldi bea!
Saturday, March 31, 2007
haftalık dergisi röportajı
3 hafta önce haftalık dergisi'nden tuğrul tunalıgil aradı; okuldan (inanç tabii) ismimi ve iletişim bilgilerimi almış, 'okul sonrası "üstün yetenekliler"in halleri' konulu bir söyleşi şeettirecekmiş. başka "üstün"lerle de (ne demekse artık o) görüşeceklerini duyunca kabul ettim, o haftanın cumasının akşamı vatan gazetesi'nin merkezinde buluştuk.
önce fotograf çekimi yapıldı, ki abartısız yarım saat kadar sürdü, ki çekilen n tane fotograftan yalnızca bir tanesi dergi sayfasında yerini aldı. titizlik midir, dijital fotografçılığın verdiği deklanşöre basma rahatlığı mıdır, artık adını ben koymayayım.
sonrasında söyleşiye geçtik. eskiden, inanç'ta zamanın nasıl geçtiğinden, inanç sonrası üniversite dahili cebelleşmelerden, ilerisi için plan/projelerden falan bahsettim iki saat süresince, ortaya şöylemesine bir şey çıktı. Yorumlarımı kırmızı renkle şıftırttım:
yer darlığından metni biçivermişler ama biçerken iyi seçememişler. böyleyken böyle işte...
önce fotograf çekimi yapıldı, ki abartısız yarım saat kadar sürdü, ki çekilen n tane fotograftan yalnızca bir tanesi dergi sayfasında yerini aldı. titizlik midir, dijital fotografçılığın verdiği deklanşöre basma rahatlığı mıdır, artık adını ben koymayayım.
sonrasında söyleşiye geçtik. eskiden, inanç'ta zamanın nasıl geçtiğinden, inanç sonrası üniversite dahili cebelleşmelerden, ilerisi için plan/projelerden falan bahsettim iki saat süresince, ortaya şöylemesine bir şey çıktı. Yorumlarımı kırmızı renkle şıftırttım:
Egemen Şentin (25 - Bilgisayar Mühendisi) (yaş kompleksim olmasa da belirteyim, halen 24'ümden gün alıyorum)
Bilgisayar Mühendisi olan Egemen Şentin, halen yazılım uzmanı olarak çalışıyor. Okumaya (ve yazmaya) dört yaşında başlayan Şentin, çevreden gelen "İlkokula erken başlatalım" talebine annesinin, ufak tefek olması (harbiden, insan konsantresiydim) nedeniyle karşı çıktığını söylüyor. Okuduğu lisenin ayrıcalıklarını şöyle anlatıyor: "Bir kere izole bir ortam. Haberleri, olanı biteni izliyorsunuz ama bunlar sizi pek etkilemiyor. Bizim zamanımızda ilk dört sene eve ayda bir kez gidip gelebiliyorduk. (okuldaki güven olgusundan falan da bahsetmiştim, ancak ilginç gelmemiş demek ki. ayrıca ben bu kadar kopuk konuşmam)" Senede 30 öğrenci alan bir okula gittikleri için arkadaşlık ortamının benzersiz olduğunu belirtiyor: "Ortam gerçekten güzel. Çıkıyorsunuz dışarıya, bir keşmekeş, harala gürele gidiyor. Sanki herşey üzerinize üzerinize geliyor. (koç'ta üzerime üzerime gelen ferrari'lerden dem vurmuş idim :) )" Şentin'in bilgisayarla ilk karşılaşması siyah yeşil monokron (monokrom/monochrome olacak o) ekranlarla olmuş: "Bilgisayara ilgim oyunlarla başladı. Ama sonra bir de baktım ki, okulun hazırlık kampındayken bilgisayarın başından kalkmıyorum. Zamanla programların nasıl yapıldığını (yazıldığını, allah kahır bela) merak etmeye başladım." Şentin'in üniversitedeki bitirme projesi de oldukça ilginç: "Projemi Ekşisözlük üzerine verdim. (burada da anlattığım ek$iVista) Aynı zamanda, 2002'den beri Ekşisözlük'te yazıyorum." Şentin, insanların "üstün zekalı, üstün yetenekli" gibi belli bir isim altında girdiklerinde işin içine rekabetin girdiğini söylüyor: "Benim de kendimi tutamadığım şeylerden biridir. Birisi bir şeyin bir hecesini yanlış söylesin, düzeltirim mesela. Böyle olunca da bazı insanlar size mesafe koyuyor." Şentin, gelecekte Bill Gates çapında bir bilgisayar mühendisi olma ideali olduğunu söylüyor (ne ne ne ne? birincisi, bill amca'dan hiç hoşlanmam. ikincisi, bill gates bilgisayar mühendisi değildir, hatta harvard'dan terk olduğu için bir üniversite derecesi dahi yoktur, honoris causa zımbırtılar da sayılmaz.) ve yazılım alanında yapmak istediği, kafasında oluşmuş bazı projeler olduğunu belirtiyor. Ama bunları yapacak zaman ve fikir olarak sunabileceği ortam olmamasından oldukça şikayetçi: "Fikir var ama çıkışı olmayınca, ben bunları ne zaman yapacağım, ya benden önce birisi yaparsa diye endişeye kapılabiliyorsun." Egemen Şentin, insanların "üstün zekalı" olduğunu bilmelerinin kendilerine farklı bakmalarını beraberinde getirdiğini söylüyor: "Üstün zekalı (bu tabiri kullanmam, kullandırtmam) olduğunuzu duyunca, üç tane üç basamaklı sayıyı çarp ve üç saniyede bunun cevabını ver diyebiliyorlar. Sizi ayaklı hesap makinesi gibi görebiliyorlar."
yer darlığından metni biçivermişler ama biçerken iyi seçememişler. böyleyken böyle işte...
Subscribe to:
Posts (Atom)