Wednesday, July 14, 2010
ondokuzmartikibinondanberi - 2
kısa keseceğim. kesemediysem, en azından denedim.
nisan başında dükkandan irice bir grup oluşturup erikli yaylası'na trekking yapmaya gittik. daha önce -ki yaklaşık 15 yıl kadar önce oluyor bu- geldiğimden beri çok ve ne yazık ki kötü yönde değişmiş erikli yaylası. bir yerlere su getirmek için olmadık yerlere borular, künkler döşemişler, dere kenarının önemli bir bölümüne kayalar yığıp etrafı darmaduman etmişler. her neyse, çok da hazırlık yapmadan gittim; ne bileyim, trekking ayakkabısı yerine prehistorik nubuk hush puppies'lerim vardı ayağımda. epeyce yürüyüp sonrasında hafif bir tırmanışla şelaleye (şelale!) ulaştık. sonra tatlı bir inişle günün ilk yarısı tamamlandı. yemek ve dinlenme molası; sucuk ekmek, hemen ardından folyoda eritilmiş koska helva + nutellaya muz bandırmaca. bir yerlere tırmanacağımız, tırmanmayacaksak da epey zorlanacağımız belli. mola sonuna doğru yağmurun başlaması da günün geri kalanının nasıl geçeği konusunda şüpheye yer bırakmadı; vıcık vıcık ve zorlu. keçi yolundan farksız güzergah, yağmurdan dolayı devamlı kayan zemin, iki bacağıma da sırayla kramp girmesi ve bütün o çamurdan kurtulduktan sonra teşvikiye köyü'ne doğru devam eden ve en azından o an hiç bitmeyecekmiş gibi gelen düzlük. o kadar masraf edip su geçirmez trekking botu alanların hayal kırıklığı, benimse tek kuru kalan yerimin ayaklarım olması. uzun zamandan sonra böyle bir değişiklik iyi geldi diyebilirim. 50 kilo kadar verdikten sonra tekrarlamak lazım.
23 nisan tatilinde ise wired dergisinin -sevilir, tavsiye edilir- eski sayılarını bulma hevesiyle kadıköy'deydim. sahaflık müessesesi anadolu yakasında ölmüş durumda efendim, ben bugün bunu gördüm. sadece eski kitap, lütfederlerse de birkaç eski dergi bulunabiliyor kadıköy "sahaf"larında. bu eski dergilerin tamamı da türkçe. yabancı dergilerin geçmiş sayıları (back issue) ise dağıtım şirketleri tarafından hemen toplatıldığı için bulunamıyormuş. hafif bir moral bozukluğuyla karşıya geçmeye karar verdim. beşiktaş iskelesinin önünde 1. ordu bandosunun konserine (önce marşlar, sonra klasikler, sonra eller havaya- tipik türk düğünündeki playlist'e yakın bir şeydi) takıldım biraz, sonrasında ver elini vapur. hava da bir güzel, bir güzel... vapurun kıç tarafına kurulmamla telefonumun çalması bir oldu. arayan, en az 3 senedir görüş(e)mediğim, inanç'tan, bizim tertipten can barışcan, nam-ı diğer cancan. iştir, güçtür, yapılandır, yapılmak istenendir, ..., her şeyden konuştuk. 3 yıllık arayı 6 saatte kapattık. çaktırmayayım, bir sürü proje adayı fikir çıktı. dergiler mi? dergilerin 134 tanesini -ki bulmaya çalıştıklarım 150-160 küsur taneydi- ebay'den buldum. halen tamamına erememiş olan geliş hikayeleri ayrı bir yazı konusu...
Monday, September 28, 2009
onu da sonra anlatırım
- egiboy'un 2009 yaz tatili
- işle güçle ilgili mevzular
- okul sonu muhasebesi
- planlar, projeler, hayal aleminden haberler
kafamı toparlayınca "pissmi" deyu olaya dalmak farz.
Monday, December 15, 2008
egiboy planlama teşkilatı ciddiye bindi
iett hat detaylarının verildiği web sayfaları web standartlarının canına okuyan, çok kötü hazırlanmış sayfalar ve bu nedenle daha önce yine burada bahsettiğim classifier ile okunamıyor. kaba kuvvete, yani regex'e başvurmak farz. trafik datası ise bir flash arabirimi ile sunuluyor, yani herhangi bir web sayfasını okur gibi okumak imkansız. neyse ki bu flash uygulaması bir xml dosyasından besleniyor ve taraması kolay. bu datanın bir eksiği de sadece ana arterlerle ilgili veri sağlaması. ara sokaklar için ayrı bir model kasmak gerekebilir.
bittiğinde güzel olacak sanki...
Monday, August 25, 2008
öldüm bittim eridim
milyon yıldır salladığım kendi işlerime (ept) sonunda dönebildim. ilk başladığım şey de bir web sayfası tarama paketi. XPath, regex, vs. kullanarak bir web sayfasından seçilen alanların tanım XML'inde belirtilen şekilde bir class'a doldurulmasını sağlıyor.
veritabanı işlemlerinde de linq-to-sql kullanmak işi öğrenmek bakımından çok faydalı oldu. tahmin etmediğim kadar pratik bir yöntem ve veritabanı okuma/yazma işlemlerini çok ama çok kolaylaştırıyor. kesinlikle bir başka ept işinde (mesela byblos) kullanacağım bu şıftırtıyı.
yaptığı işi temiz yapıyor ama biraz yavaş. yavaş olması beni üzen birşey değil; zaten veri toplarken terbiyeyi elden bırakmamak, taranan siteyi sağmamak lazım. neyse, bu iş bitti gibi. şimdilik ek$i datası ile test ediyorum ve her ne kadar bana ilk başta yavaş geldiyse de şu an için hızı tatminkar geldi (karar versene ço-cum...). yine de problemler yok değil. mesela bzen sayfa verisini okuma aşamasında takılıp kalıyor ve 5 dakika sonra timeout verene kadar öylece bekliyor. her türlü timeout değerini denedim, 35 milyon takla attım, bana mısın demedi. durum büyük ihtimalle evdeki çakma megabit bağlantıdan kaynaklanıyor, zira yan odada abim eMule falan kasarken bu durum zirve yapıyor. bir nevi doğa olayı mübarek. işte de denemek lazım yine de, ama şimdi kim uğraşacak veritabanını taşımakla falan...
bu arada esas tarama hedefim altivi. yüksek lisans bitirme projemi bu site ve "sistemi" üzerinde vermek istiyorum. koç mezunu bir ablamıza zamanında site datası vermiştim incelesin diye, bir sormak lazım ne yapmış, ne gibi çıkarımlarda bulunmuş.
Tuesday, November 6, 2007
ortaya karışık benim şu halim
iş güç: accenture ile yaptığımız işte, işi onlardan devraldık, deyim yerindeyse yola katırlara devam edeceğiz. iş sırasında beklediğim her türlü olası gecikme nedeni bir bir gerçeğe dönüştü. mesela, değişkenlerdeki dil uyumsuzluğu önemli bir faktör imiş. dokümantasyonda önemli bir problem yoktu, yalnız offshore ekibinin bunları izlemekte ve uygun kodu yazmakta başarılı olduğunu söyleyemeyeceğim. mantık yürütmede ya da yazılı olması gerekmeyen, altmetinde bulunduğu halde "buradayım ulan ben!" diye bağıran detayları görmede çok ama çok zayıftılar. en kötüsü, birçok şeyi kendilerine yaptırmak gereksiz derecede zordu. öncelikle hiçbirşeyi ilk söyleyişte yapmıyorlar, yapıyorlarsa da ilk seferde doğru yapmıyorlar. testlerde bir adımı tekrar etmelerini istediğimizde (mainframe loglarına düşsün diye) "yahu şurada response xml'i var oradan bak işte" falan diyorlar ki gidiş dönüş bir manila bileti alıp alayına dalmak istiyor bünye, yalnız uçağa budaklı meşe odunu almazlarsa boşa gider seyahat. e tabi aldı beni bi' düşünce. onlarla çalıştığımız sürede mana veremediğim bir sürü şey oldu, ama herhalde en önemlisi onların yazdıkları, yani birinci derecede sorumlu oldukları servislerle ilgili testleri yine onların yapması ve gerekli düzeltmeleri benim yapmak zorunda kalmamdı. bu arada bir de hediye göndermişler, ahşaptan mızraklı kalkanlı bir kabile amcası.
şimdi onların bıraktığı yerden devam edeceğiz ama birçok zorun mevcut. test ortamında uygulama sunucusu aklına estikçe mola veriyor, diğer testler sırasında millet kafasına göre db indiriyor, region kapatıp açıyor. etrafına servis yazılmış bir transaction'da değişiklik yapıldığında servis işe yaramaz hale geliyor. her durumda konu kurum içi iletişim eksikliğinden kaynaklanıyor. bu konunun çözümü yukarıdan gelmeli, ama durumdan, daha doğrusu durumun vehametinden haberdarlar mı bilemiyorum. testçilere ise ayrıca sözüm var. evet, size laflar hazırladım! yahu hafızanız yok mu sizin? sorunların çözümüyle beraber bu işi de mi bize delege ettiniz? her seferinde "bunu size şu tarihte anlatmıştım" deyip o günkü maili forward'lamaktan gına geldi. "şu hatayı alıyorum, neden olabilir?" diye sormayın arık, öğrenmiş olmanız gerekirdi. üç ay önce.
29 ekim: 29 ekim tatilini fırsat bilip inanç'a gittim ve her zamanki gibi çok iyi geldi. iyi geldi gelmesine de, birçok soruyla ayrıldım yine. bunlara bu kısmın sonuna doğru değineceğim. okul günlerden pazartesi olmasına rağmen bomboştu; bir kısım eleman gebze'deki törenlerde, önemli bir nüfus da tüyap kitap fuarı'ndaydı. öğretmenlere de liderlik semineri düzenlemişler, hepsi oradaydı. caner'le (caner hoca mı desek?) gelmeden önce sözleşmiştik, rahatsızlığını (ki gerçekten rahatsızdı) bahane edip seminerin devamına katılmadı ve görüşme fırsatımız oldu. görüşmeden çok bir nostaljik yükleme oldu asılnda bu, çünkü caner'de mezun olduğumuz yıl çıkamayan yıllıktan kalanlar vardı. hala sağlam kaldığına açıkçası şu an bile inanamıyorum. okulun türkçe öğretmenlerinden -ve iflah olmaz bir floydian!- hüseyin uskan bulmuş yıllığı, tabi kimbilir hangi paspasın altından çıktı... baktıkça afalladım, baktıkça zenginleştim, gözlerime bir buğu çöktü. anılar, olaylar, en çok da birlikteyken değeri anlaşılmayan, şimdi dört bir yana saçılmış güzel insanlar; özlenenler, beklenenler... uzun uzun konuştuk. "ya şu olmuştu, bunu yapmıştık, şu da gelmişti, hey gidi" laflarını duymaktan caner'in kedisi sıkılmıştı herhalde ki orayı burayı cormalıyordu sürekli. burada furup kediden bahsetmek lazım. elemanın kendisi yürüyen nostalji, adı efes. mr. bower'ın (rip) kedileri f ve s'i bilenler şu anda "aaaa" diyorlar tabii :P terbiyesizin, şerefsizin önde gideni, herşeyden önce de acayip hareketli. ben ki kedi ve birçok diğer hayvanata pak yaklaşmam -sevmiyorum işte!- efes'in sağımdan solumdan dolaşmasına izin verdim. kendini sevdiriyor yani. hazır gelmişken caner'i öğrencilerine sorayım dedim, 5 popüler cevap aldım; stilini seveceklerini ama sadece hakedenin sağlam not alabileceğini söylüyordum, "eğer caner'i tanıyorsam" diye ekleyerek tabii. yanılmamışım. neyse, kısa süre içinde yapabildiğim kadar gözlem yapmaya çalıştım okul hakkında. söylemem gereken ilk şey öğrenciler ile ilgili; daha önceki yıl grupları mezunlarla konuşmak, iletişim kurmak için şimdiki sıpalar kadar istekli değillerdi sanki. bu yönde bir değişim görmek güzel. her gidişimde aklımı hafsalamı tahriş eden şey bu kez de rahatsız etti beni: tev elindeki pahalı oyuncağı ile ne yapacağına bir türlü karar veremiyor! mesela, neden IB'ye geçildiğini hala anlayabilmiş değilim. kalburüstü liseler klasmanına (ki biz bıraktığımızda oradaydık diye hatırlıyorum) girme hamlesi mi? o zaman (doğrulamadım, duyumdur) robert niye IB'den çıktı? bu tür hamlelerle sadece bir "me-too" okulu olunabileceği görülemiyor mu? onu geçtim, okulun eğitsel (öğretmenler dahil) ve teknolojik donanımı IB ya da herhangi bir "özellikli program"ı aktif olarak destekleyebilecek durumda mı? öğrencileri olası tüm kulvarlarda koşturmak ne derece mantıklı? onları "kuantum yarış atları"na dönüştürerek bunu başarabilirsiniz ve evet, bu sayede aynı anda tüm kulvarlarda koşabilirler ama schrödinger amcam der ki bunlar at falan olmaz, olsa olsa kapalı kutudaki kedi olur, kutuyu açmadan (bir kati seçim yapmadan) içindekinin canlı olup olamdığını bilemezsin. işbu halde kediyi kutudan öyle ya da böyle canlı çıkaracak bir rehberlik ofisin var mı? okulun kendine özgü özelliklerini ortaya çıkracak özel bir müfredat tev gibi mütevelli heyetinin nüfuzu muazzam olan kırk yıllık bir vakfın gücüyle talim terbiye'ye onaylatılamaz mı? ayrıca okulun -isteyen nostomani diyebilir- eski zamanlarında, şu ankinden daha da eksik imkanları içinden diğer okullarla çok rahat kapışabilen -nostomaniden sidik yarışına geçiyorum- öğrenciler çıkıyordu. bu noktada -ki ceteris paribus demek isterdim ama imkanların gün geçtikçe geliştiği muhakkak- sorulması gereken en önemli ve can acıtıcı soru şu: acaba okulun şu anki öğrenci seçim yöntemi eski sisteme göre ne durumda? bunların irdelendiği bir arama konferansı acilen düzenlenmeli.
wired: ağustos ayınan beri wired dergisine uluslararası aboneliğim var. türkiye'deki dağıtıcısı dünya süper dağıtım'ın verdiği fiyatın beşte üçüne geldiğinden iyi bir alışveriş gibi gelmişti ilk başta, yalnız sadece ilk sayı zamanında geldi. hoş, diğer sayıların gelmediğini bildirdiğimde biraz mırın kırın etseler de süreyi uzatarak telafi ettiler ama ekim sayısı hala gelmemekle beraber eylül sayısı da ekim sonunda geldi. ekim ayının sonunda! ayıp diye birşey var yani. ayrıca adres değişiklikleri bile 6-8 hafta arasında işleme alınıyormuş. çüş! insanın wired gibi herşeyin en yenisinden, en güncelinden haber veren bir derginin abonelik servisinin bu kadar hantal olmasını kabul etmesi mümkün değil. bu ayki sayı da geç teslim tarihine kadar gelmezse abonelikten çıkıyorum. iğrençsin wired, çok leşsin conde nast.
robot: işten güçten ıvırdan zıvırdan hobiye projeye pek zaman kalmıyor ne yazık ki. yine de yapmayı planladığım robot için ufaktan aprça topluyorum. türkiye'de birçok şey gibi gereksiz pahalı satıldığından amerika'dan (eBay üzerinden) iki tane gps alıcısı aldım. robotun konumlanmasında ve -yapabilirsem- belli waypoint'leri izlemesinde yardımcı olacak bunlar. cihazları dış ortamda denedim, hassasiyetlerinden memnun kaldım. hatta etkilendim bile denebilir. iç mekanda ise ne evin içinde, ne de kule'de asma katın oradan sinyal alabildim; alabilseydim tam süper olacaktı. şimdi iş gps verisinin robot yazılımınca okunabilmesinde kullanılacak bir api bulmakta. geoframeworks diye bir yerin gps.net adlı bir ürünü var ama 300 dolar da vermek istemiyorum bu iş için, o yüzden open source bir alternatif arıyorum. sonraki adımlar ise yüksek torklu dc motorları bulmak ve bunları bilgisayar ile arayüzlemek. gps'den başka sensörler de gerekecektir; en basitinden bir webcam konulup ajanlığa başlanabilir mesela. sonrasında ısı, nem, etrafındaki cisimlere çarpmadan ilerlemesi için erim sensörleri de eklenebilir. tamamına eremeyen işlerim arasına kesinlikle girmeyecek bu iş; dikkat edeceğim en önemli şey bu olacak.
loto: kumarbaz madrabaz (ve bilgisayar sahibi) türk insanlarının kullanımı için bir loto kuponu yazım programı yazmaya giriştim. sayısal loto kuponunun ölçümleriyle başladım işe ve ilginç birşey ile karşılaştım.; SI birimlerinin kullanıldığı türkiye'de oynatılan bir oyunun kuponunun ve üzerinde işaretlenecek alanların boyutları hep inç cinsinden. ithal ürün kendi ölçü birimlerini de yanında taşıyor anlaşılan. tabi olması gereken, mili piyango'nun aynı normal piyango biletleri için yaptığı gibi bilyoner üzerinden rakam satıyor olması ama loto konusunda yaptıkları anlaşmalar milli piyango'nun alternatif satış kanalları kullanmasını engelliyor olabilir.
böyleyken böyle. özetle ben iyiyim, siz nasılsınız?
Thursday, July 5, 2007
mcinfaaoals - eklemeler
- geçen hafta servet'le buluştum, ki onunla görüş(e)meyeli -hiç abartmayayım- üç yıl oluyor. uzakta değilmiş en azından; ben iş kuleleri'ndeyim, o da yapı kredi plaza'daki kpmg istanbul ofisinde. yürüme mesafesi yani. artık daha sık görüşecek olmamız güzel birşey, ama bu konuda servet ne düşünür bilemeyeceğim :P arada, daha doğrusu oraya buraya teftişe çıkmadığı zamanlar da akbank'ta müfettişlik parçalayan erkal da bize katılır herhalde. sözün özü, levent havalisinde ufak bir inanç kliği oluştu, bu civara uğrayanları bekleriz.
- altivi teklif detayları sömürgeni bir uygulama hazırlıyordum makina çökmeden önce, onu tamamladım. acayip kalabalık bir veritabanı oluştu; şimdilik yaklaşık 3800 ihale, 650-700 bin kadar da teklif var incelenecek. ilk izlenimlerim biraz şaşırtıcı, hafiften işkillendirici, sonrasında da fena halde gıcık edici.
- şaşırtıcı olan kısmı, eğer altivi sattığı ürünleri "ürün fiyatı" diye duyurduğu fiyattan temin ediyorsa, şu anki teklif sayısı ve teklif bedelleri göz önünde bulundurulduğunda yaklaşık 2 milyon ytl kadar zararda görünüyor. tabii ki, bu gayet naif bir varsayım; yani piyasa fiyatlarından biraz daha düşük fiyatlarla satınalım yapıyor olmaları beklenir. altivi'den mi yoksa başka bir yerdenmi okudum çok iyi hatırlamıyorum, ama stok tutmadıkları şeklinde bir bilgi/duyum var ki, toptan alım yapmadan nasıl indirim alınabilindiğini çözemedim. indirim demişken, perakende fiyatı üzerinden yaklaşık %25 indirim almış olmaları gerekiyor, o da başa baş noktasına gelinmesi için. bu durumda ya stok tutuyorlar, ya da distribütörlerden acayip kelepir mal kapatıyorlar.
- işkillendirici olan, tekliflerin önemli bir kısmının son dakika içinde yapılmış olması, hatta birçok durumda tekliflerin neredeyse kazanan rakamı ya merkez alacak şekilde, ya da ucu ucuna içerecek aralıklar içinde verilmesi. eğer verdiğiniz teklif grubundan daha sonra teklif verilmeyeceğinden eminseniz o zamana kadar verilen teklif sayısından 1 fazla teklifi en yüksek fiyattan aşağı doğru verirseniz kazanmanız garanti, ama bu da çoğu zaman karlı olmuyor. esas işkillendirici olan ise tekliflerin veriliş şekli değil, bunların altivi ekibi tarafından verilen dummy, "keriz silkeleme" amaçlı teklifler olma ihtimali. bu bakımdan biraz şeffaflığa ihtiyacı var altivi'nin.
- gıcık edici kısım kendini sitenin "yasal uyarı" kısmında gösteriyor. deniyor ki:
AL SATIŞ bu internet sitesinin genel görünüm ve dizaynı ile internet sitesindeki tüm bilgi, resim, AL TİVİ markası ve diğer markalar, www.altivi.com ve www.altivi.com.tr alan adları, logo, ikon, demonstratif, yazılı, elektronik, grafik veya makinede okunabilir şekilde sunulan teknik veriler, bilgisayar yazılımları, uygulanan satış sistemi, iş metodu ve iş modeli de dahil tüm materyallerin (“Materyaller”) ve bunlara ilişkin fikri ve sınai mülkiyet haklarının sahibi veya lisans sahibidir ve yasal koruma altındadır.
bold italic kısım beni değil gıcık, resmen ifrit etti. takası icat eden adam patentini almayarak aptallık mı etmiş? bu işi ilk sen mi yapmışsın, mucidi sen misin? hepsini geçtim, bir satış yöntemi herhangi bir şekilde fikri koruma altına alınabilir mi? bana göre tüm bu soruların cevabı hayır. öncelikle bu iş altivi'cilerin gri hücrelerinin mahsulü değil, kendilerinden önce açılmış örnekler var (mesela http://www.limbo.com/), satış yöntemi de çok taze değil, o halde pazarı kapatmak için böyle bir cinliğe başvuruyoruz. ayıp değildir de nedir yani şimdi bu? incelemelerimiz sürecek; e, soruşturmacı gazeteciliğin tadını aldık bir kere, durmak olur mu :P - her bir procem beklemede, ama artık suçu zamansızlığa değil de maymun iştahlılığa bağlıyorum artık. bir onunla uğraşayım, bir de şuna bakayım derken hiçbiriyle hakkıyla ilgilenemiyorum. işleri bir öncelik sırasına koyup teker teker ele almak en doğrusu...
- gödel, escher, bach: an eternal golden braid... hastası olduğum, her elime alıp sayfalarını karıştırdığımda mutlaka bir şekilde beni şaşırtan, afallatan, aynı anda hem daha zeki ve daha aptal, eksik hissettiren bir kitap. koç'tayken orijinalinden, ucundan kenarından nasiplenebilmiştim. sonra kabalcı'dan türkçe çevirisinin çıktığını öğrendim ve bir tane edindim. çevirisi fena sayılmaz ve kesinlikle öneririm, özellikle temel bilimciler ve mühendislere. tabii, imkanınız varsa orijinalinden, doğrudan douglas hofstadter'in elinden çıkma metni takip etmeniz daha uygun, daha güzel olur.
- işte ise yepyeni bir macera: "iş bankası outsourcing öğreniyor". accenture ile çalışıyor, onların manila'daki ekibine işleri usulünce yapabilsinler diye deli gibi doküman hazırlıyoruz. hatta geçen gün 2 saat telekonferansla elemanlara belli tip bir servisin nasıl yazılacağıyla ilgili sunum yaptım. hiç yapmadığım şey... neyse ki iyi gitti. işin garibi, yazılım departmanında kod yazmayı özledim, hazır -ve ne yazık ki köhnemiş- codebase üzerinde at koşturmak yerine yeni bir şeyler yapmayı özledim.
Wednesday, June 27, 2007
my computer is fubar
anlaşılmaz bir şekilde, saat gibi çalışan bilgisayarım açılmamazlık etti. aslında windows xp pro ile açılıyor, ama yapmak istediğim ne varsa (database işleri, vs.net, vs.) 2003 server tarafında, ve açılışta mavi ekran veriyor. neyse, herbi'şeyimi iPod'uma yedekledim ve bu arada daha geniş kapasiteli bir taşınabilir diske ihtiyacım olduğunu hissettim. sığmıyorum kardeşim 60 Gb'a! nasıl cia'in "family jewel"ları var, benim de bir sürü kodum ve en önemlisi, açılışından ağustos 2004'e kadarki silinmemiş tüm ek$i entrylerini (4 milyona yakın kayıt var) içeren veritabanım var. o var , bu var, şu var derken doluveriyor iPodcağız. eşekliği elden bırakmayarak kurulum sonrası imaj almadığım için gerekli ne varsa silbaştan kurmam gerekecek, ki olayın esas sinir edici kısmı da burası. bu sefer işi sağlama alıp, tüm gerekli program ve driver'ları kurduktan sonra tertemizinden bir imaj alacağım.
turhan hoca ile bir matematik portali, caner ile de işler umulduğu gibi yürürse bir startup kuracağız. altivi analiz programı işi de malum nedenden (makine haşat) dolayı askıda.
cem uzan'dan günleri 32 saate çıkarma vaadi bekliyorum.