"history can be viewed in many ways, and many general formulae can be invented which cover enough of the ground to seem adequate if the facts are carefully selected. i suggest, without undue solemnity, the following alternative theory of the causation of the industrial revolution: industrialism is due to modern science, modern science is due to galileo, galileo is due to copernicus, copernicus is due to the renaissance, the renaissance is due to the fall of constantinople, the fall of constantinople is due to the migration of the turks, the migration of the turks is due to the desiccation of central asia. therefore the fundamental study in searching for historical causes is hydrography."
- bertrand russell
Friday, March 26, 2010
Sunday, February 7, 2010
kilolarınızla barışın!
evet, hem de hemen! muhteşem avantajlar mevzubahis! mesela:
[caption id="attachment_360" align="aligncenter" width="550" caption="hanimiş benim tosunuma"]
[/caption]
ağırlığınızca hediye çeki kazanabiliyorsunuz. o da yetmezse, tıbbın ilerleme hızına bağlı olarak yanınızda tam teşekküllü bir ecza laboratuarı bulundurmanızı sağlıyor fazla kilolarınız.
işbu halde fazla kilolarınızı artık nasıl "fazla" olarak görebilirsiniz ki? işe yarıyorlar pekala :)
[caption id="attachment_360" align="aligncenter" width="550" caption="hanimiş benim tosunuma"]
ağırlığınızca hediye çeki kazanabiliyorsunuz. o da yetmezse, tıbbın ilerleme hızına bağlı olarak yanınızda tam teşekküllü bir ecza laboratuarı bulundurmanızı sağlıyor fazla kilolarınız.
işbu halde fazla kilolarınızı artık nasıl "fazla" olarak görebilirsiniz ki? işe yarıyorlar pekala :)
Sunday, January 31, 2010
iPad gelmiş neyime
iPad konusunda hislerime tercüman olacağına gönülden inandığım birine sözü bırakıyorum. buy'run sayın hitler :)
Monday, January 11, 2010
enkaz devralmak: inanç lisesi mezunlar derneği
şu sıralar, hatta aslında aralık sonu gibi derneğin genel kurulunu toplamış olmamız gerekiyordu. konuyla ilgili herhangi bir gelişme olmayınca aksiyoner dernek başkanımız osman'a (ucael) son durumu sordum. duyduklarım pek de hoşuma gitmedi.
öncelikle bilenler biliyor, derneğin defterleri bir yılı aşkın bir süredir -en azından 2009 genel kurulu öncesinden beri- kayıp. defterlerin teslim edildiği kişi defterleri o zamanki başkana (can '00) gönderdiğini söylüyor, başkan ise kendisine herhangi bir defterin ulaşmadığını. ben halen defterlerin ya inanç'ta ya da can'ın evinde/eski/yeni işyerinde bir yerlerde tozlanmakta olduğunu düşünüyorum. yine de benim ne düşündüğümün pek bir önemi yok; kesin olan tek şey defterlerin an itibariyle ortada olmadığı. yenilerinin düzenlenmesi problem değil ama neresinden bakarsanız bakın hiç yoktan ortaya çıkan bir maliyet. artık bir şekilde derneğin kısıtlı kaynaklarından karşılanacaktır. ne var ki ortaya çıkan maliyet bununla bitmiyor. mahkemeden zayi belgesi alınması gerekiyor. bu belge için de, kaybolma durumu öğrenildikten sonra 15 günü geçirmeden başvurulması lazım, ki osman bu başvuruyu yapmış durumda. bir de maddi ceza söz konusu. defter başına 500 küsur türk lirası. 6 defter üzerinden varın siz hesaplayın; benim bildiğim kadarıyla derneğin elinde bu kadar para yok. bir de mahkeme (işlemlerin yapılabilmesi için sulh hukuk mahkemesine başvurmak gerekiyor; ya, ya) sürecini takip edebilecek (arada bir izmit'e gidip gelebilecek) birilerince işin yürütülmesi gerekiyor. daha da bombası, ilk genel kurulca yönetime seçilen yönetim kurulunun genel kurul sonuç bildirimini ilgili makamlara iletmemiş olması. konuyla ilgili yasa maddesi şu:
sanki 2008 ocak ayında yapılan genel kurul hiç yapılmamış gibi bir durum ortaya çıkıyor böylece; resmi kayıtlara göre mezunlar derneğini halen geçici yönetim kurulu yönetiyor! yeni kurulun seçilip göreve başladığını kanıtlayacak tek belge olan karar defteri de kayıp. bu durumda derneğe tahakkuk edecek cezanın sorumluluğu esasen hiçbir sorumluluğu olmayan, sadece kuruluş aşamasında işler yürüyebilsin diye imza vermiş kişilerin üzerine kalacak. tüm bunlara ek olarak, defterlerin kayıp olmasından dolayı ne herhangi bir konuda karar alınabiliyor, ne yeni üye kaydı yapılabiliyor, ne de aidat toplanabiliyor. birilerinin sorumsuzluğunun cezasını dernek çekiyor.
derneğe/derneğin yönetim kuruluna yansıtılacak herhangi bir maddi cezanın maliyetinin dernekçe/geçici yönetim kurulunca değil karşılanması, karşılanacak olma ihtimali bile kesinlikle hakkaniyete aykırıdır. iş, derneğin ilk yönetim ve denetim kuruluna düşmektedir. iktidara iki saniye önce gelen eski muhalefet lideri gibi enkaz edebiyatı yaptırdınız ya bana, helal olsun size :)
konuyla ilgili daha detaylı ve net bilgileri osman'dan alabileceğimizi umuyorum. yanıldığım, yanlış aktardığım bir nokta varsa yine kendisi düzeltecektir.
öncelikle bilenler biliyor, derneğin defterleri bir yılı aşkın bir süredir -en azından 2009 genel kurulu öncesinden beri- kayıp. defterlerin teslim edildiği kişi defterleri o zamanki başkana (can '00) gönderdiğini söylüyor, başkan ise kendisine herhangi bir defterin ulaşmadığını. ben halen defterlerin ya inanç'ta ya da can'ın evinde/eski/yeni işyerinde bir yerlerde tozlanmakta olduğunu düşünüyorum. yine de benim ne düşündüğümün pek bir önemi yok; kesin olan tek şey defterlerin an itibariyle ortada olmadığı. yenilerinin düzenlenmesi problem değil ama neresinden bakarsanız bakın hiç yoktan ortaya çıkan bir maliyet. artık bir şekilde derneğin kısıtlı kaynaklarından karşılanacaktır. ne var ki ortaya çıkan maliyet bununla bitmiyor. mahkemeden zayi belgesi alınması gerekiyor. bu belge için de, kaybolma durumu öğrenildikten sonra 15 günü geçirmeden başvurulması lazım, ki osman bu başvuruyu yapmış durumda. bir de maddi ceza söz konusu. defter başına 500 küsur türk lirası. 6 defter üzerinden varın siz hesaplayın; benim bildiğim kadarıyla derneğin elinde bu kadar para yok. bir de mahkeme (işlemlerin yapılabilmesi için sulh hukuk mahkemesine başvurmak gerekiyor; ya, ya) sürecini takip edebilecek (arada bir izmit'e gidip gelebilecek) birilerince işin yürütülmesi gerekiyor. daha da bombası, ilk genel kurulca yönetime seçilen yönetim kurulunun genel kurul sonuç bildirimini ilgili makamlara iletmemiş olması. konuyla ilgili yasa maddesi şu:
5253 numaralı dernekler kanunu - madde 23:
Dernekler, genel kurulu izleyen otuz gün içinde, yönetim kurulu ve denetim kurulu ile derneğin diğer organlarına seçilen asıl ve yedek üyeleri mülkî idare amirliğine bildirmekle yükümlüdür. Dernek organlarında ve yerleşim yerinde meydana gelen değişiklikler de aynı usule tâbidir. Genel kurul sonuç bildiriminin şekli, içeriği ve gerekli belgeler yönetmelikte düzenlenir.
sanki 2008 ocak ayında yapılan genel kurul hiç yapılmamış gibi bir durum ortaya çıkıyor böylece; resmi kayıtlara göre mezunlar derneğini halen geçici yönetim kurulu yönetiyor! yeni kurulun seçilip göreve başladığını kanıtlayacak tek belge olan karar defteri de kayıp. bu durumda derneğe tahakkuk edecek cezanın sorumluluğu esasen hiçbir sorumluluğu olmayan, sadece kuruluş aşamasında işler yürüyebilsin diye imza vermiş kişilerin üzerine kalacak. tüm bunlara ek olarak, defterlerin kayıp olmasından dolayı ne herhangi bir konuda karar alınabiliyor, ne yeni üye kaydı yapılabiliyor, ne de aidat toplanabiliyor. birilerinin sorumsuzluğunun cezasını dernek çekiyor.
derneğe/derneğin yönetim kuruluna yansıtılacak herhangi bir maddi cezanın maliyetinin dernekçe/geçici yönetim kurulunca değil karşılanması, karşılanacak olma ihtimali bile kesinlikle hakkaniyete aykırıdır. iş, derneğin ilk yönetim ve denetim kuruluna düşmektedir. iktidara iki saniye önce gelen eski muhalefet lideri gibi enkaz edebiyatı yaptırdınız ya bana, helal olsun size :)
konuyla ilgili daha detaylı ve net bilgileri osman'dan alabileceğimizi umuyorum. yanıldığım, yanlış aktardığım bir nokta varsa yine kendisi düzeltecektir.
Monday, January 4, 2010
vur duvara
90'larda karşı kıyıdan aynen böyle görünüyormuşuz. kardak krizi zamanları, lazopulos ve kim? tansu çiller!
Tuesday, December 1, 2009
nizam-ı blog
bir ara egiBlog'a biraz nizam, intizam vermek lazım. güzel bir şeyler tasar etmek ve o tasarımı tavizsiz uygulamak lazım...
... ne var ki şu anki gidişata göre bu iş gelecek yılın işiymiş gibi duruyor. iş dışı işlerden -amma da "iş" dedim ha!- şu sıra zamanımı sömüreni, dükkandaki dosya paylaşım sistemimin (filezilla server üstü 1-2 el yapımı uygulama) gözden geçirilmesi. şimdilik kim neyi kaç kez indirmiş, upload yapanlar ne kadar upload yapmış, onları incelemeye çalışıyorum. tüm server log'larını (2008 mart-bugün) bir db'ye aktarıyorum; bu şekilde her halükarda n tane log dosyasına göre daha sorgulanabilir olacak elimdeki veri. daha ileri aşamalarda ise paylaşım sisteminde neleri tutup neleri atacağımı belirlemeye çalışacağım.
işte de bir aralık ayı klasiğiyle uğraşıyor olacağım. dükkanın müşterilerine biraz pahalıya patlayacak bir iş :)
twitter'a fena sardırdım şu sıra. geçen sene nisan'da başlamışım tweet'lemeye. hatta baktım ki, yukarıda bahsettiğim işe twitter'da değineli bir yılı geçmiş (uuu, yüzkarası). egiBlog'a eskisinden de seyrek yazıyor olmamın en temel nedeni olsa gerek twitter.
... ne var ki şu anki gidişata göre bu iş gelecek yılın işiymiş gibi duruyor. iş dışı işlerden -amma da "iş" dedim ha!- şu sıra zamanımı sömüreni, dükkandaki dosya paylaşım sistemimin (filezilla server üstü 1-2 el yapımı uygulama) gözden geçirilmesi. şimdilik kim neyi kaç kez indirmiş, upload yapanlar ne kadar upload yapmış, onları incelemeye çalışıyorum. tüm server log'larını (2008 mart-bugün) bir db'ye aktarıyorum; bu şekilde her halükarda n tane log dosyasına göre daha sorgulanabilir olacak elimdeki veri. daha ileri aşamalarda ise paylaşım sisteminde neleri tutup neleri atacağımı belirlemeye çalışacağım.
işte de bir aralık ayı klasiğiyle uğraşıyor olacağım. dükkanın müşterilerine biraz pahalıya patlayacak bir iş :)
twitter'a fena sardırdım şu sıra. geçen sene nisan'da başlamışım tweet'lemeye. hatta baktım ki, yukarıda bahsettiğim işe twitter'da değineli bir yılı geçmiş (uuu, yüzkarası). egiBlog'a eskisinden de seyrek yazıyor olmamın en temel nedeni olsa gerek twitter.
Monday, November 9, 2009
çok uyanıksınız sayın semercioğlu
bugünün hürriyet gazetesi, kelebek eki. cengiz semercioğlu'nun köşesinden masum görünen bir bölüm:
bildiğim kadarıyla digiturk eutelsat W3 uydusu üzerinden yayın yapar ve 60 cm çaplı çanaklarla izlenebilir. ben de her ne kadar digiturk tarafından digiturk abonesi sayılmasam da -yayını türksat 3a üzerinden aldığımızdan yan çiziyorlar ama gelen faturalarda digiturk antet ve kaşesi var- bir digiturk üyesiyim. memnun bir üye olduğum da söylenemez; lig tv'nin görüntü tercihleri -bir anlığına servet çetin'in sümkürüğü girer çıkar- ve platform kanallarının yetersizliği fena halde can sıkıcı. egiBlog'da digiturk'ün garip uygulamalarını bile konuk etmişiz zamanında.
her neyse; 90'lık çanak ile ve sinyal kalitesinin en yüksek olduğu yer türkiye olacak şekilde konumlanmış bir uydudan yayını aldığımız halde hava biraz bozduğunda görüntü sıkıştırma artifact'leri ile dolmaya başlıyor ya da tamamen gidiyor. yuh digiturk, kahrol digiturk, çok yaşa nerede olduğu bilinmeyen dijital karasal yayın. katranla tüyleri hazır edelim, edelim de:
sorular bitmez ama yukarıdaki soruların ne oldukları aşağı yukarı belli olan yanıtları türkiye'de yapılan gazeteciliğin seviyesi hakkında fikir verebilir. yazarımıza gelince; bundan sonra yazdıklarınıza nasıl güvenelim sayın semercioğlu? herhangi bir şark kurnazı, bir medya tetikçisisiniz artık benim için.
Yılın 3 ayı Digiturk’e para ödemeyelim...
Bu çanak antenlerin çatıların üzerinden yok olup gideceği günü iple çekiyorum.
Hem günümüz dünyasında geri bir teknoloji, hem de göz zevkini bozan bir kirlilik...
Kablolu yayınlar, hatta kablosuz (wireless) teknoloji bu kadar gelişmişken televizyon yayınlarını hâlâ koca koca çanaklardan alıyor olmamız ilginç...
Bu yüzden de televizyonlarımız şehir hatları vapurları gibi hava muhalefetinden etkileniyor.
Yağmur yağar Digiturk bozulur, rüzgar çıkar Digiturk donar, kar yağar Digitürk gider.
Madem kışın Digiturk izlemek kâbusa dönüşüyor benim de bir önerim var; yılın üç ayında kışın fatura ödemeyelim.
Hizmet almadığımız şeyin faturasını ödememek hakkımız değil mi?..
Yılın 3 ayı Digiturk’e para ödemeyelim...
Bu çanak antenlerin çatıların üzerinden yok olup gideceği günü iple çekiyorum.
Hem günümüz dünyasında geri bir teknoloji, hem de göz zevkini bozan bir kirlilik...
Kablolu yayınlar, hatta kablosuz (wireless) teknoloji bu kadar gelişmişken televizyon yayınlarını hâlâ koca koca çanaklardan alıyor olmamız ilginç...
Bu yüzden de televizyonlarımız şehir hatları vapurları gibi hava muhalefetinden etkileniyor.
Yağmur yağar Digiturk bozulur, rüzgar çıkar Digiturk donar, kar yağar Digitürk gider.
Madem kışın Digiturk izlemek kâbusa dönüşüyor benim de bir önerim var; yılın üç ayında kışın fatura ödemeyelim.
Hizmet almadığımız şeyin faturasını ödememek hakkımız değil mi?..
bildiğim kadarıyla digiturk eutelsat W3 uydusu üzerinden yayın yapar ve 60 cm çaplı çanaklarla izlenebilir. ben de her ne kadar digiturk tarafından digiturk abonesi sayılmasam da -yayını türksat 3a üzerinden aldığımızdan yan çiziyorlar ama gelen faturalarda digiturk antet ve kaşesi var- bir digiturk üyesiyim. memnun bir üye olduğum da söylenemez; lig tv'nin görüntü tercihleri -bir anlığına servet çetin'in sümkürüğü girer çıkar- ve platform kanallarının yetersizliği fena halde can sıkıcı. egiBlog'da digiturk'ün garip uygulamalarını bile konuk etmişiz zamanında.
her neyse; 90'lık çanak ile ve sinyal kalitesinin en yüksek olduğu yer türkiye olacak şekilde konumlanmış bir uydudan yayını aldığımız halde hava biraz bozduğunda görüntü sıkıştırma artifact'leri ile dolmaya başlıyor ya da tamamen gidiyor. yuh digiturk, kahrol digiturk, çok yaşa nerede olduğu bilinmeyen dijital karasal yayın. katranla tüyleri hazır edelim, edelim de:
- yaşanan problem uydu teknolojisine has bir problem değil mi?
- problemin sorumlusunun tek başına digiturk olmadığı görülemiyor mu?
- sayın semercioğlu'nun patronunun digiturk'e rakip bir dijital platformunun olmasının bu yazının yazılışında bir etkisi var mıdır?
- bu rakip platform (d-smart) da uydu yayını temelli değil mi?
- uydu yayını temelli bir dijital platform olan d-smart ile, digiturk ile yaşanması şikayet konusu olan problemin yaşanmadığı/yaşanmayacağı garanti edilebilir mi?
- aynı problemlerin diğer dijital uydu yayınlarında da yaşandığı aşikarken konu hakkında yazılan yazının doğrudan ve sadece digiturk'ü karalar nitelikte yazılmış olması ne kadar etik?
- yoksa yazar kendi çalıştığı grubun ürününün müşterisi değil mi? başka bir deyişle, grubunun ürününe güvenemiyor mu?
sorular bitmez ama yukarıdaki soruların ne oldukları aşağı yukarı belli olan yanıtları türkiye'de yapılan gazeteciliğin seviyesi hakkında fikir verebilir. yazarımıza gelince; bundan sonra yazdıklarınıza nasıl güvenelim sayın semercioğlu? herhangi bir şark kurnazı, bir medya tetikçisisiniz artık benim için.
Subscribe to:
Comments (Atom)