Tuesday, September 16, 2008
okudum bitti tamam
cidden.
okuyacak zaman bulamamaktan şikayet eden bendeniz chapterhouse: dune'u da bitirip frank herbert'ın orijinal serisini tamamladım. bir hafta sürmedi. frank herbert'ın ahir zaman peygamberi ilan edilmesi lazım ama frank amca böyle bir çabayı kensi yazdıklarıyla boşa çıkarıyor. serinin içine girince insanın agnostik damarı depreşiyor, zira din resmen belli amaçlar doğrultusunda "üretilen" bir şey dune'da. ekolojik ve politik temalar zaten, hey hey de hey hey. her sayfası bir zeka pırıltısı. havada kalan şeyler de yok değil serinin sonunda, yalnız bu durumun nedeni frank herbert'ın 1986 yılında materyali tüketmeden öte yana yürümüş olması. oğlunun bir bilimkurgu yazarıyla beraber bu notlardan hareketle yazdığı bir yeni seri (6 öncül hikaye/prequel, şimdilik 2 ardıl/sequel) de var ama frank amca kadar iyi kotarmışlar mıdır, bilemiyorum.
spoiler: olay uzayda geçiyor.
Tuesday, September 9, 2008
tatildeyin++
kadınlar denizi'nin (bilmeyenler için: buranın adının -dünya ah'ret bacılarımız- amazonlar'a dayanan bir hikayesi varmış. hoş, başka hikayeler de mevcut. bilmemek değil google'lamamak ayıp) sonunda, imbat otel'e komşu bir yerde kalıyorum ve daha ikinci günümde odamı değiştirttim. eski odam havuz ve hafiften deniz manzaralı, içinde iki tekli yatak olan bir yerdi. şimdiki ise balkonlu (oley), yatak da çift kişilik. balkon batıya bakıyor. güneş hep deniz üstünde battığı için günbatımının en iyi seyredilebildiği yerlerin başında ege kıyıları geliyor olmalı. bu uzun listeye dahil bir yerde kesintisiz deniz manzaram var. o zaman ne yok? keyfime diyecek yok!
yok yahu, aslında var keyfime diyecek. dün günümün önemli bir kısmını sahilde yürüyüşe ayırmıştım. tam su kesiminde yürüdüğüm için yol biraz meyilli, yani bir ayağın yukarıdayken diğeri hafif aşağıda kalıyor. böyle balans ayarı bozuk şekilde epece yürüyünce sağ ayağım koyverdi. tabii bunda iki ayağımın da kemerli olması (böyle orta kısmı biraz yüksek, inanılır gibi değil) ve neredeyse 120 kiloluk bir egiboy ayusu olmamın da payı vardır muhakkak. neyse ki şimdilik pek bi'şeyim yok ama ne denize ne de havuza gidebildim bu yüzden. yarın bunun acısını bir şekilde çıkartmalı.
geçen günkü iblis yunan'dan kurtuluş şenliklerinin bitmesini fırsat bilip çarşıya inmiştim. yine günlerden 7'si. bizimkilerle beraber çıktığımda yaptığımız gibi çıplak ibrahim sürücü hayratının yanıbaşındaki lokmacıdan lokma aldım. lokmaların her biri bana "yüksek sezonda gel" diye bağırıyordu, zira biraz soğukçaydılar. e, talebin çok olduğu zaman hem arz daha çok hem de arzedilen şey daha taze. oradan ayrılıp marina'ya doğru giderken bir kalabalık gözüme çarptı. efendim soruşturdum; neymiş? kuşadası'nı kurtarma operasyonu devam ediyormuş. bir halk konseri düzenleyerek halkı bir araya getirmişler ve konserde bir duygu yoğunluğu, bir amaç/ülkü birliği yaratılması planlanmış (yoksa nasıl gaza getireceksin ankaralı yazlıkçı müsteşar beyefendiyi?). halk böylece galeyana gelip kalan yunan'ı da evelallah püskürtecekmiş. samos/sisam'ın yakın olması da son dakika güzelliği; denize dökülseler bile fazla yorulmayacaklar.
konseri emre altuğ verdi. geç geldi, sahnesi fena değildi, yalnız geçen zaman içinde acayip bir ego büyümesi geçirmiş. hani ne bileyim, koç üniversitesi'ne raksotek (şu an yerinde mezunlar derneği satış mağazası var) açılışına gelen mahsun şarkıcı değil gibi geldi bana. o zaman da ilgiyi ondan çok iskender paydaş çekmişti. son bahsettiğim herhangi bir "ilgi" değil, saf katıksız genç kız ilgisidir bu arada, hem de "tatlı hayat" dizisinin döndüğü zamanlarda. çağla şikel'le evlenmenin getirdiği özgüven herhalde.
son olarak tüm bu tatil olayının ilk karesine dönüyorum. "şu zamana kadar yapmam gerekmedi, ben de yapmadım" listemden bir maddeyi düştüm: uçağa binmek. istanbul-izmir arası kısa bir yolculuktu ama bende daimi bir "pilot amca bi'daa!" deme isteği bıraktı. otomobil kullanmak bir sonraki adım. bisiklete binmek ise belirsiz bir tarihe kadar ertelenmiş durumda.
large hadron collider başlatılıyor yarın, çekirdeği kapıp tv karşısına geçmeli.
Saturday, September 6, 2008
tatildeyin
egiboy.
tatilde.
kuşadası'ndayım. hava ac-caip sıcak. biraz bayık, hatta burada detayına girmeyeceğim bir olay nedeniyle can sıkıcı başladı ama ısınacağım sanki. günlerden 7 eylül; kuşadası'nın düşman işgalinden kurtuluş günüymüş. meydanda asker abiler rap rap yapıyor. belediye dozerlere, itfaiye arabalarına, çöp kamyonlarına türk bayrakları asmış caddelerde dolandırıyor, şöförleri kornaya abanıyor da abanıyor. dükkanın birindeki hanutçu "burayı çöp kamyonuyla mı kurtarmışlar, helal valla" deyince yarılayazdım. efeler harmandalı oynuyor, burma bıyıklı gaziler tüfeklerini (evet, tüfek) çatmış kenardan seyrediyorlar. hiçbiri "benim o sıra kore'de ne işim vardı?" diye soruyormuş gibi görünmüyordu. esnaf "önce vatan, en büyük asker bizim asker" şeklinde fırsat buldukça tempo tutuyor. böylelikle hem en kıvamlısından ara gazını veriyor, hem de ülkesine, iline ve dahi ilçesine gerektiğinde nasıl sahip çıkacağını bu anlamlı günde bir kez daha ifade etmiş oluyor.
en son sekiz yıl önce gelmiştim ada'ya. daha bir beton, daha bir rantiye cenneti olmuş geçen zaman içinde. insan söylenmeden edemiyor; dükkan önü goygoyculuk yapacağına ekmeğini bir şekilde sana kazandıran çevrene, kuşadası'nın doğal güzelliklerine sahip çıksaydın ya esnaf beyabim? eskiden kalantor amerikalı amcalar görürdüm hep burada, şimdi ortalık (stereotipik hatta belki biraz yabancı düşmanı bir şeyler geliyor, sıkı durun) gürültücü, herşey dahil arsızı, ne istediğini bilmeyen bulgar/romen/rus amca/teyze kaynıyor. otelde de çok var kendilerinden, umarım rahat verirler de uyuyabilirim.
kafam karışık, uykusuzum. otele yerleşmeli, biraz formula'ya bakmalı, sonrasında ortamlara akmalı :P otelde wifi var mıydı hatırlamıyorum ama starbükü'nün beleş wifi bağlantısı iyi geldi. arada yazarım bi'şeyler.
Wednesday, September 3, 2008
Monday, August 25, 2008
öldüm bittim eridim
milyon yıldır salladığım kendi işlerime (ept) sonunda dönebildim. ilk başladığım şey de bir web sayfası tarama paketi. XPath, regex, vs. kullanarak bir web sayfasından seçilen alanların tanım XML'inde belirtilen şekilde bir class'a doldurulmasını sağlıyor.
veritabanı işlemlerinde de linq-to-sql kullanmak işi öğrenmek bakımından çok faydalı oldu. tahmin etmediğim kadar pratik bir yöntem ve veritabanı okuma/yazma işlemlerini çok ama çok kolaylaştırıyor. kesinlikle bir başka ept işinde (mesela byblos) kullanacağım bu şıftırtıyı.
yaptığı işi temiz yapıyor ama biraz yavaş. yavaş olması beni üzen birşey değil; zaten veri toplarken terbiyeyi elden bırakmamak, taranan siteyi sağmamak lazım. neyse, bu iş bitti gibi. şimdilik ek$i datası ile test ediyorum ve her ne kadar bana ilk başta yavaş geldiyse de şu an için hızı tatminkar geldi (karar versene ço-cum...). yine de problemler yok değil. mesela bzen sayfa verisini okuma aşamasında takılıp kalıyor ve 5 dakika sonra timeout verene kadar öylece bekliyor. her türlü timeout değerini denedim, 35 milyon takla attım, bana mısın demedi. durum büyük ihtimalle evdeki çakma megabit bağlantıdan kaynaklanıyor, zira yan odada abim eMule falan kasarken bu durum zirve yapıyor. bir nevi doğa olayı mübarek. işte de denemek lazım yine de, ama şimdi kim uğraşacak veritabanını taşımakla falan...
bu arada esas tarama hedefim altivi. yüksek lisans bitirme projemi bu site ve "sistemi" üzerinde vermek istiyorum. koç mezunu bir ablamıza zamanında site datası vermiştim incelesin diye, bir sormak lazım ne yapmış, ne gibi çıkarımlarda bulunmuş.